YORUM Yazarlar Hilmi Yavuz

Eşek: Filozof mu, ahmak mı?

Eşek, edebiyatın ve felsefenin olduğu kadar geometrinin ve sosyolojinin de en gözde mecazlarından biri. Nedense, şairler, filozoflar, bilim adamları kadar folklor da eşekten vazgeçmiyor. Divan şiirimizden derinlemesine bilgi sahibi olmaya gerek yok.

Lise edebiyat kitaplarının divan edebiyatına ilişkin bölümlerinde Şeyhi'nin 'Harname'si demirbaş metinlerden biridir. Edebiyatla hiç ilgisi olmamış ve olmayan tanıdıklarımın hemen hepsinin Divan şiirinden söz açıldığında, Şeyhi'nin bu mesnevisinin ilk iki dizesini,

Bir eşek var idi zaif ü nizâr/ Yük elinden kati şikeste vü zâr

dizelerini ezberden ve elbette gülerek okuduklarının tanığıyım. Şeyhi'den Ziya Paşa'ya kadar Divan edebiyatımız eşeksever bir edebiyattır;-Tabii Mevlana'yı unutmadan...

Nietzsche 'Putların Alacakaranlığı'nda (11.), eşeği trajik bir varlık olarak görür: 'Bir yükün altındadır: Ne taşıyabilecek ne üzerinden atabilecek durumdadır. Tıpkı bir filozof gibi...'

Şeyhi'nin 'yük elinden kati şikeste vü zar' dizesi ile Nietzsche'nin dilegetirdiklerinin birbiriyle ne kadar örtüştüğünü bir yana bırakalım, gerçekten de eşekler, trajik mahlûklardır. Onları bu filozofça trajik konumlarıyla ele almak yerine küçümsemek, dahası aşağılamak, bana sorarsanız, eşekliğin (!) dik âlâsıdır!!!

Eşeğin, Nietzsche'nin konumlandırdığı gibi iki ihtimal arasında kalmışlığın (yükü ne taşıyabiliyor ne de üzerinden atabiliyor olması) trajedisini, bir Fransız filozofu Jean Buridan, farklı bir düzlemde tekrarlar. Ünlü sosyolog Georges Gurvitch, 1953 yılında İstanbul Üniversitesi'nde verdiği, 'İnsan Hürlüğü Üzerine Altı Konferans'ta 'Buridan'ın Eşeği'ne ilişkin deneyini şöyle anlatır: 'Eşit mesafeye konmuş, aynı nitelikte iki yulaf yığını karşısında bulunan eşek, ikisi arasında bir tercih yapamadığı için hareketsiz kalır ve açlıktan ölür.' Bu durumda biz ne deriz: 'Ölme eşeğim ölme!'

Eşek, filozof mu, ahmak mı? Her iki medeniyette de, nedense ahmaklığın istiare yoluyla dilegetirilmesi eşekle yapılır. Latincede 'cerebrum asini' ('eşek kafalı') olarak bir hakaret deyişidir;- keza bizde de öyle! 'Eşekliğin lüzumu yok' deyişi ise, geçmişte ve bugün, genellikle babaları da eşek olan eşekler tarafından kullanılmaktadır.

Sadece kafası değil, ama yüzü ve kulaklarıyla da bilim tarihine geçer eşek: Pythagoras'ın geometrisinde bir teorem, bir dikaçılı üçgenin kenarları ile hipotenüsü üzerine çizilen karelerin görünümünün, eşeğin yüzü ve iki kulağına benzetilmesi yoluyla, 'eşek davası' diye bilinir. Geçerken eklemeliyim: Midas'ın kulakları da eşek kulakları'dır!

Folklor, dedik. Ortaçağ Anadolu taşrasında, eşek bireysel tek ulaşım aracıdır: Türkçedeki 'eşek yükü' deyişi, ağırlığı temsil eder. Nasreddin Hoca'nın eşeği, Don Quixote'nin Rozinante'si gibidir. Ama Hoca'nın eşeğinin adı yok'tur;-üstelik Hoca, eşeğine ters binmiş olarak temsil edilir. Bu, Hoca'nın tersliğinden midir, yoksa eşeğin tersliğinden mi, belli değildir. Ama belli olan bir şey var: 'Altın süsleme palanlı' ya da 'semerli' eşek, artık, siyasi hayatımızın da bir parçasıdır...

22 Mart 2009, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.