KÜLTÜR Yazarlar ‘Muharrir, Şair, Edip’ veya yoldan adam çevirip şiir okuyanlar

‘Muharrir, Şair, Edip’ veya yoldan adam çevirip şiir okuyanlar

Ahmed Rasim’in ‘Muharrir, Şair, Edip’i XIX. yüzyılın sonunda  İstanbul’daki basın ve edebiyat çevresini, müşahedeler ve hatıralarla anlatan müstesna kitaplardan biri.

 Kitabı yayıma hazırlayan Prof. Dr. Kazım Yetiş, ‘Muharrir, Şair, Edib’in, Ahmed Rasim’in ‘hâtıralarının sadece bir devrini muhtevi’ olduğunu belirtiyor ve kitapta ‘değişen dilimizi, edebiyatımızı ve bunların kavgalarını bul[duğumuzu]’; Ahmet Mithat Efendi, Muallim Naci, Recaizade Mahmud Ekrem Bey ile ilişkilerini; ‘edebî mahfilleri, şairlerin toplantılarını, kıraathaneleri’; ‘evini terk eden gençleri, Padişaha sadakatinden oğlunu ihbar eden’leri, ‘çoğu zaman bir anekdottan öteye geçme[yen]’ bir yaklaşımla dile getirdiğini bildiriyor.

      ‘Muharrir, Şair, Edib’in Muallim Naci ve çevresine ilişkin notları, özellikle ilginçtir. Naci’nin, başta Şeyh Vasfi olmak üzere, Andelib, Üsküdarlı Talât Bey Kâzım Paşa, Muallim Feyzi gibi ‘mürîd’leri vardır ve bu ‘mürîd’lerden Kâzım Paşa, o çok bilinen

Düştü Hüseyn atından Sahra-yı Kerbelâ’ya

Cibrîl (hemen) haber ver, Sultan-ı Enbiyâya

beytinin şairidir. Cevdet Kudret, Kâzım Paşa’nın ‘şiir yüklü’ bu beytine ‘bayıl[dığını] söyler ve ikinci mısraı

Cibrîl koş haber ver Sultan-ı Enbiyâya

biçiminde yazar.

    Kâzım Paşa gibi, Muallim Naci çevresinden Muallim Feyzi’nin ise bu beytin Paşa’ya değil de, kendisine ait olduğunu iddia ettiğini yine ‘Muharrir, Şair, Edip’den öğreniyoruz. Ahmed Rasim, Galatasaray Mekteb-i Sultanîsi Farsça hocası olan Muallim Feyzi’nin ‘Kâzım Paşa’yı bir türlü affedeme[diğini]’; Paşa’nın sözkonusu beyti ‘kendisine mal ederek benimsemiş olduğunu’ naklettikten sonra şunları yazıyor: [Muallim Feyzi] ‘adetâ asabiyetî galip olduğu zamanlarda bile, Paşa için,

    - Benzersiz edebiyat hırsızı! derdi’.

    Ahmed Rasim, Kâzım Paşa hakkında da eğlendirici anekdotlar naklediyor. Bunlardan biri, Kâzım Paşa’nın ‘gençliğinde yapmış olduğu manzûm kıtalarını konaktaki ayvaza okuyup zorla dinlete dinlete zavallıyı meram et[tiğidir]’. Ahmed Rasim, bunun Kâzım Paşa’ya mahsus olmadığını; ‘o zamanın manzûm eserlerinin sahiplerinde de hemen hemen buna benzer meselelerin var [olduğunu]’ belirtmeyi de ihmal etmiyor. Kendisinin de başına benzer bir olay gelmiş. Bir sabah Makriköy’deki evinde ‘henüz yataktan kalktığı sırada’ kapı çalınmış, kapıyı açınca da karşısında şair Celâl’i görmüş. Celâl, ‘Bu gece bir gazel söyledim. Bir türlü uyuyamadım. Anlayacak yok ki, okuyayım. Düşündüm, düşündüm hatırıma sen geldin. Uyumam, erkenden gider ona okurum, dedim’ demiş.

    Ahmed Rasim, şöyle sürdürüyor sözlerini:

‘Bunlarda şiir okuma teşebbüslerinin her çeşidi vardı; Kendisini dinleyecek birini bulmak için “Direkler Arası”nda, Bâbıâlî Caddesi’nde bir aşağı iki yukarı gezinenleri bilirim. Bu zümrenin fertleri daha yeni heveslenenlerdi ki, birden bire açılamazlardı. Orta seviyede bir şöhrete mâlik olanlarda ise teklif ve tekellüfe bakmayanlar çoğunluğu teşkil ediyordu. Yolda giderken sizi çevirirler,

    - Dünkü gazeli sana okudum mu idi?

derler. Ellerini ceplerine sokarlar, göz mü kapayacak, sakal mı tutacak, baş mı sallayacaklarsa alırlar, gürül gürül okurlardı’.

     Ne dersiniz? Acaba Muallim Feyzi de, Kâzım Paşa’yı Direkler Arası’nda yoldan çevirip ona o beyti okumuş olabilir mi? Ahmed Rasim’in söylediklerine bakılırsa, durum tam tersi olmalı: Yoldan çevirip şiir okumak, Muallim Feyzi’den ziyade, gençliğinde konaktaki ayvazı şiirlerini okuyarak delirten Kâzım Paşa’ya daha çok yakışıyor, çünkü!!!

14 Kasım 2012, Çarşamba
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.