GÜNDEM Yazarlar Hüseyin Gülerce

Yükselen değer “Gülen hareketi”

Sabah gazetesinin Nur Cemaati ve Gülen Hareketi ile ilgili yazı dizisi dün sona erdi. 26 gün süren dizinin son gününde Emre Aköz bir değerlendirme yaptı. Yarın da Milliyet gazetesinde “Gündemi Sarsacak Röportaj. Fethullah Gülen ile 11 Gün” duyurusu ile Mehmet Gündem’in dizisi başlıyor.

Ufukta yeni bir dönemin olduğu hissini veren bu ilginin genel bir değerlendirmesini sonraya bırakarak, Sabah’taki yazı dizisinden bazı bölümleri yorumsuz olarak okuyucularımızla paylaşmak istiyorum:

“Fethullah Gülen Hoca da Bediüzzaman gibi Batı düşüncesine toptan karşı değildi. Onu yararlanılması gereken bir kaynak olarak görüyordu. Mesela Schiller, Kant, Rousseau gibi ahlak ve eğitim konularını ele alan düşünürleri takdir ediyordu. Buna karşılık Darwin’e, Marx’a ve Comte’a düşmandı.

“Gülen’in başlattığı seferberliğin tek amacı sıradan Müslüman’ı eğitimden geçirmek değildi. Daha önce de belirttiğimiz gibi o bir “Altın Nesil” yetiştirmek istiyordu. Yani hem “bilim”i, hem “ilim”i (dini) kavramış, sosyal sorumluluklarının bilincinde, parada pulda gözü olmayan, iyi ahlaklı, düzenli, temiz, özverili bir grup insan yetiştirmek... “Yurtdışındaki okullar ve şirketlerle özellikle Orta Asya, Uzakdoğu, Afrika’da adını duyuran Fethullah Gülen’in ismi, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından da yakından takip ediliyor. Hatta geçtiğimiz ay Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu binasında yapılan Abant Toplantısı ile Avrupalılar, Fethullah Gülen ismine ne kadar önem verdiklerini kuşkuya yer bırakmayacak şekilde vurgulamış oldular.

“Gülen ve arkadaşları postmodern imaj çağının gereğine uygun bir taktik uyguluyorlardı: “Tebliğ” değil, “temsil” etmek. Yani İslami değerleri anlatmak, propagandasını yapmak yerine, iyi, mütevazı, sorumluluk sahibi, inançlı, yardımsever bir Müslüman-Türk olmak.

“Burada Türk kavramı çok önemli. Çünkü olup biteni kulaktan dolma bilgilerle ve ideolojilerin “at gözlüğü” ile değerlendirenler Fethullah Gülen’i bir Suudi, bir İran türü Müslümanlıkla aynı kefeye koyabiliyor. Halbuki Gülen her ikisine de karşıdır. Tekrarlamayı sevdiği sözlerden biri özetle; “Dünya şimdiye dek Arap ve Acem Müslümanlığını tanıdı ve sevmedi. Artık Türk Müslümanlığını tanıyacak ve sevecek.” şeklindedir.

“Bence Gülen’in siyasal İslamcılar gibi bir devlet projesi yok. Anladığım kadarıyla o, “dindar bürokrasi” ve “disiplinli demokrasi” istiyor.

“Fethullah Gülen sürekli olarak diyalogdan ve hoşgörüden söz ediyor. Bence bu kavramların, görünenin ötesinde anlamları var. Mesela şöyle: Gerçek dünyada diyaloğun karşılığı “pazarlık”, hoşgörünün karşılığı ise “centilmence rekabet”tir. (İlk buluştuklarında Fener Rum Patriği Bartholomeos’un Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun açılması için Gülen’den destek istediğinde, Gülen’in Selanik’te bir Atatürk Lisesi açılmasını tavsiye etmesi, Gülen’in gerçekçi ve yaman bir pazarlıkçı olduğunu gösterir.) Ayrıca içine kapanık Müslümanları, küreselleşen dünyada Hıristiyanlarla “dinî” rekabete açmıştır. Ancak bunun “çatışmalı, kavgalı” değil, centilmence yani “iyi olan kazansın” şeklinde olmasını istemektedir.

“Fethullah Gülen devlet piramidinin dışında yeni bir ilişkiler ağı, yeni bir meşruiyet ve otorite alanı kurmuştur. Hoşumuza gitsin, gitmesin, prensip olarak bunu yapmaya hakkı vardır. Ayrıca bu çabası küreselleşen dünyanın gerçekleriyle uyumludur. Ve unutmayalım, Gülen’in faaliyetleri hem bürokraside, hem de siyasette çok sayıda destekçi bulmuştur.”

7 Ocak 2005, Cuma
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.