EKONOMİ Yazarlar

Düzen!

Benim çocukluğumda oynamak için topumuz pek olmazdı. (Karadeniz’in dikey vadilerinde yaşayan bizler için top oynayacak mekan da olmazdı ya, neyse!)

Bu yüzden babası ‘Alamancı’ olan mahallenin ‘gıcık ama topun da sahibi’ olan çocuğa iyi davranmak şart idi. Ayrıca topu vardı ama beceriksizdi. Orta oyununda topu kaparak kurtulma şansı asla yoktu. Ancak bilirdik ki, kızıp topu alınca her şey bitecek, çaktırmadan yenilmesini bilirdik! O zaten aynı zamanda kendini ‘hakem’ olarak da ilan eder, kuralları yerine göre koyar ve işletirdi. Oyun ve eğlencenin sürmesinin şartları bunlardı. Bize göre top yanlış adamındı! Delikanlılık yapıp hepimiz birden ‘oynamıyoruz’ resti çekebilsek çocuğun gardı belki düşebilirdi. Ancak yapamıyorduk ve güç ondaydı!

Önceki yazımızda konu ettiğimiz ABD’deki demokrasi oyunu bizim yukarıdaki düzenimizden farklı gözükmüyor. Bir önceki yazıda ‘ideolojiyi’ yazdık. Bu yazıda ‘düzeni’, son yazımızda da ‘düzenin adamlarını’ yazalım. İnsanlara ‘beğenmezsen bedel ödet ve değiştir’ denilse de ABD’de Demokratlar ve Cumhuriyetçiler dışında üçüncü bir seçenek yok. Fiilen iki partili bu düzende partiler münavebeli olarak iyi-kötü polis rolünü üstlenseler de, aslında ülke ‘tek bir gücün iradesine göre’ yönetiliyor. Halk işin aslıyla değil faslıyla, mazrufuyla değil zarfıyla oyalanıyor. Böylece halk oyunda tutuluyor. Malum halk ‘oyunu bu kurallarla oynamıyorum’ dese oyun biter!

Düzenin ekonomi ayağına odaklanalım. Kepenkleri kapatmaya götüren sürecin reel ekonomideki ayağı 1980 başlarında çatıldı. Kısa vadede sadece hisse sahiplerine azami kâr dağıtmaya odaklayan yasal düzenlemelerle şirketleri ‘paydaşlara’, yani geniş toplumsal kesimlere hesap vermekten kurtardılar. Bunun adı ‘sınırlı sorumluluk’ ilkesi idi. Bu yeni feodalitede şirketler adeta kutsandı ve vaftiz edildi. Keza şirketlerin papazı olan CEO ve ‘finansal mühendisler’ de. Bu yüzden bugün suç, zarar ve kaybedenler çoktur, ancak ortada suçlu yoktur.

Düzenin ikinci ayağı 1999 yılında geldi. 1933 yılında çıkarılan ve yatırım bankaları ile mevduat bankaları arasındaki ilişkileri kopartan yasal düzenleme (Glass–Steagall Act) lağvedildi. Bankalarla şirketler soygun için artık bir araya gelmişti. Her bir araya gelişlerinde büyük krizler olmuştu ve yine öyle olacaktı. Düzenin son bir ayağı daha kalmıştı: Düzenin başına getirilecek kişileri tespit edecek yapı.

Bunun yolu seçim kampanyalarından, lobicilikten ve ‘cemaatçilikten’ geçiyor. Örneğin 1998-2008 arasında büyük sermaye seçim kampanyalarına (sadece bilinen!) 2 milyar dolar, kritik pozisyonlardaki bürokratları yanlarına çekmek üzere de tam 3,5 milyar dolar bir lobicilik parası akıtıldı. Şirketler kimin seçileceğinden belki daha fazla kim seçilirse seçilsin Hazine, FED ve Sermaye Piyasası’nın (ABD Securities and Exchange Commission) başına kimin geçeceğini tasarlamakla meşguldür. (Bilmeyenler için; Sermaye Piyasası 1934 yılında ‘bir daha kriz olmasın’ ve halkın sermaye piyasalarına güveni oluşsun diye kurulmuştu.) Büyük şirketlerden olmak şartıyla bu üç kuruma ideolojiye, kariyere, paraya ve cemaate inanan kişilerin getirilmesi garanti edilir.

ABD’de rüşvet, kayırma, iltimas günlük hayatta, tabanda görülmez. Orada katı bir şekilde kurallar geçerlidir. Yani sistem at pazarlığı yapmak gibi basit işlerle oyalanmaz. Deveyi hamudu ile götürmek tepelerde ve küresel düzeyde olur. Halka ‘adil düzen’ varmış mesajı vermek için ayyuka çıkan olaylarda da arada sırada bir suçlu tespit edilip kelle alınır.

İdeoloji, düzen ve kurumlar kısaca böyle. Şimdi sıra geldi düzenin adamlarına. .

7 Ekim 2013, Pazartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.