EKONOMİ Yazarlar İbrahim Öztürk-Zaman daralırken!

Zaman daralırken!

2009 krizine ‘kader denk’ noktası olarak baktım. Önden giden gelişmiş ülkeler mecburen durmuş iken tempoyu artırıp aradaki farkı kapatmak hem gerekli hem de mümkündü.

    Gerekli çünkü, kriz bir doğuma gebe. Dünya üretimde, dağıtımda ve bölüşümde yeni oluşumlara gitmek zorunda. Teknoloji paradigması değişiyor, imalat sanayiine kadar her alan dijitalleşiyor. İşin merkezinde bilgi teknolojileri var. Apple’ın standart 500 dolarlık bir ürününden Çin’e kalan işçilik payı toplamda 50 doları bulmuyor. Buna rağmen Çin’de üretilmeye devam etmesinin sebebi, zannettiğimiz gibi, emeğin ucuzluğu değil üretim alanındaki müthiş kabiliyet. Şhenzen bölgesinde 1980’lerden beri kurulan IT-imalat sanayii kümelenmesi, konuyu emek maliyetinin ötesinde avantaja taşıdı. Türkiye’nin kaliteli bir kümelenme mantığı ile derinleştirilmiş biyoteknoloji ve Silikon Vadisi nerede? 1990’lı yıllar nasıl ki telekom ve bilgi çağı idi ve o dönemde hamle yapan yaptı, son on yıllarda da dünya ağırlık bilgide devam ederken, biyo-teknolojilerde küresel yapı büyük oranda şekillendi. Türkiye daha sağlık ordusunu ne yapacağına, genç nüfusunu nasıl eğiteceğine karar verebilmiş değil.

    Öte yandan aradaki farkı kapatmak mümkün çünkü, o potansiyel Türkiye’de var. Tarihi bir halk desteği ile 3. kez iktidara gelen hükümet, genç bir nüfus, son derece dinamik ve ne istersek yapabileceğimiz ölçekleri sunan büyük bir iç pazar, doyumdan uzak sektörler, alım gücü de yükselmiş talepkâr nüfus var.

    Sorun şu ki, Türkiye daha hiçbir cephede istediği iktisadi, siyasi ve toplumsal sonucu ele edemeden erken yoruldu. Maalesef zihnimizde karanlık günleri çağrıştıran ‘fabrika ayarlarına’ geri dönme sinyalleri depreşti. Bunun arkasında hükümetin olaylara bakışındaki gözlüklerini değiştirmiş olması var. Aynı manzaraya bakıyoruz ancak farklı hususları görüyoruz. İçeride ve dışarıda avara kasnak misali dönen, ancak hiçbir sonuç vermeyen kısır ve verimsiz bir patikadayız.

    2002’den beri ekonomide bilhassa makro ekonomik katmanlarda göreceli bir toparlanma oldu ancak hiçbirinin sonuçları tam konsolide edilemedi. Zira ikinci nesil ekonomi reformları ile siyasi reformları oturtmadan bu mümkün değil. Yapılanlardan da sonuç almakta zorlanıyoruz. Hal böyle iken, yani gidecek uzun ince bir yol varken, Türkiye cılız iktisadi gücünü çok büyük ajandalar için kaldıraç olarak kullanmaya, bagajını ağır yüklerle doldurmaya başladı.

    Son günlerde olduğu gibi, vatandaşın dikkatini geçici bir süre öteye beriye odaklamak mümkün. Ancak bilim adamı savrulmamalı ve öngörü ve sorumlulukla yazmalı. 1994 yılında yayınlanan bir MÜSİAD raporunun kapak konusu ‘İflas 1999’ idi. Rahmetli Adnan Büyükdeniz Ağabey ile bereketli ömürler dilediğim Mustafa Özel’in fikri mimarisine dayalı o rapor tarihliktir. Zira 1999’da krize giren Türkiye, IMF’nin pompaladığı borçlara rağmen 2001 yılında tümüyle topu dikti. O raporun özü kaybolan mali disiplin sebebiyle ekonominin finansal ayaktan çökecek olması tezine dayanıyordu. Aynen öyle oldu.

    Bize kalırsa daha şimdiden tarihe geçen ikinci belge de benim 2012 yılında MÜSİAD için ürettiğim son rapordur. Bu da ‘Türkiye’nin orta gelir tuzağıyla testi’ konusunu içeriyor. Bu raporda odak noktası ‘büyüme kabiliyetini artık kaybetmekte olan reel ekonomi odaklı sessiz kriz’ temasına dayanıyor. ‘Türkiye 2002’den beri takip ettiği su katılmamış IMF mimarisi ile bu aşamaya kadar böyle geldi, ancak bundan sonra artık böyle gidemez’ tezini işledik. Nasıl gideceğini ise çokça gösterdik.

    Türkiye, 2023 ve hatta 2070 hedeflerine gidecek mimariye sahip değil ve zaman daralıyor.

22 Temmuz 2013, Pazartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.