KÜLTÜR Yazarlar İskender Pala-Kültür savaşı

Kültür savaşı

Kültür diplomasisi, kültür endüstrisi, kültür turizmi gibi kavramların gündemi teşkil ettiği, kültürel çatışma veya kültürler arası buluşmaların müzakere edildiği bir çağa girildi.

Kültür turizmine, tarihsel duyarlılığa, kültür ve sanat olaylarının öne çıkmasına, kültür başkenti uygulamasına, holdinglerin müzeler ve hatta kültür merkezleri açmalarına vs. bakıldığında kolayca anlaşılıyor ki kültür, kâr getiren bir alandır ve geleceğin dünyasında hangi kişi veya ülkenin kültürel veya sanatsal birikimi daha fazla ise onun itibarı daha yüksek olacaktır. Artık her ülke, silah yerine kültürel değerleriyle mücadele meydanına atılmak durumundadır. Bize göre bu mücadeleyi kaybedecek olanlar, hayatın diğer alanlarında da kayıpta sayılacaklardır. Yeni dünya düzeninde Hıristiyan kültür ile Müslüman kültür arasındaki mücadelenin ekseni biraz da bu farkındalıkları öne çıkaracaktır.

     İşte tam da bu gündemin ortasında, bir vakitler Irak’ta (Bağdat) olup bitenler, şimdi Suriye’de (Şam ve Halep) tekrarlanmakta ve kaç bin yıllık kadim kültür değerleri yok edilmektedir. Sıra Kahire’ye, Tunus’a, Yemen’e, Isfahan’a gelmeden bu acımasız kültür tahribatının farkına varılması lazımdır. Üstelik bu kabilden daha yığınla Doğu şehri vardır ki, içinde yaşayan insanların kahir ekseriyeti, sahip oldukları zengin kültürün, o kültürü meydana getiren tarihin, mimarinin, musıkinin, sanatın, düşüncenin, kitabın, kütüphanenin ve elbette estetiğin farkında bile değillerdir ve maalesef farkında olmadıkları için de olup bitene dur demekte zorlanmaktadırlar. Oysa kültürel birikimi/geçmişi olmayan veya az olan milletler ile çok olan milletler arasında bir mücadelenin başladığı zamanlara girildi ve maalesef Irak yahut Suriye gibi, topraklarındaki kültürel birikim zengin olduğu halde bundan haberdar olmayan milletler bu mücadeleyi kaybediyor.

     Her iki ülkenin de farklı kültür ve medeniyetlerden miras alarak biriktire geldikleri sanatsal ve kültürel değerleri pek çok Batı ülkesinde mevcut bile değildir. Bu mücadelede kaybedenlerin gafleti, sahip olunan kültürel değerler ile medeniyet birikiminden bihaber ve bigâne yaşamaktan ibarettir. Zengin tarih ve kültürel miraslara sahip olan batı şehirleri (Paris, Viyana, Prag vb.) ise bunları çok iyi pazarlayabilmektedir. Üstelik bunlar yalnızca birkaç katmanlı (Hıristiyan medeniyeti, Batı medeniyeti vb.) zenginlik taşırken; Doğu şehirleri çok katmanlı kültür ve medeniyetlerin mirasçılarıdır. Mesela Şam’ı ele alalım, sırasıyla pagan devirlerin, Roma medeniyetinin, Hıristiyan kültürün, Bizans’ın, İslam kültürünün, Türk kültürünün ve nihayet Arap kültürünün üst üste binmiş zenginliklerini taşır. Kitaplara göre Kabil ile Habil kıssası Şam’ı tepeden gören Kasyun dağında yaşanmıştır. Yahya Peygamber’in veya ashab-ı kiramdan önemli zatların, mesela Bilal Habeşi’nin, tarih kahramanı Selahattin Eyyubi’nin ve Ehl-i Beyt’ten mübarek insanların kabirlerinin burada olması ise ayrı bahistir.

     İstanbul’u veya Anadolu’daki bir şehre bu gözle baktığımızda üst üste kaç katman kültür göreceğimizi varın siz düşünün. Dahası, dünya siyasetinin Şam gibi insanlık tarihi ile yaşıt olan bir şehre ettiklerine bakarak İstanbul veya Anadolu kültürünü ne kadar sahiplenmemiz gerektiğine varın siz karar verin. Bugün Şam’da insanların ölümleri yürek yakıyor, ama daha yürek yakıcı olan ise orada öldürülmekte olan kadim kültürler. [email protected]

Berceste

Kimseyi diteng-i âzâr etme sultanlık budur

Kalb-ı mûru tahtgâh eyle Süleymanlık budur

                                                         Laedri

Sultanlık odur ki kimseyi incitip gönlünü kırmayacaksın; Süleymanlık odur ki taht diye bir karıncanın kalbine gireceksin.

(Kuş dilini bilen Hz. Süleyman onca ihtişamına rağmen bir karınca ile muhatap olup onun kalbini kazanmıştı.)

FATİH’İN AKİL ADAMLARI

Fatih Sultan Mehmet, 1481 yılı baharında sefer tuğlarını Üsküdar’a diktirdiğinde 17 devlet ve 200 küsur şehir fethetmişti ve ordusundan hiç kimse sıradaki devlet veya şehrin hangisi olduğunu bilmiyordu. Takvimler 21 Mayıs’ı gösterdiğinde Gebze’de, Hannibal’ın mezarı yakınında, daha sonra Hünkar Çayırı denilecek mahalde birkaç günlük hastalıktan sonra vefat etti. Tarihçiler onun şahsiyeti hakkında övgü dolu pek çok özelliğini yazdılar. Kimisi kahramanlığını, kimisi sebatkarlığını, kimisi siyasetteki başarısını. Bence asıl övülmesi gereken yanı, memleketinin bilim, kültür ve sanat adamlarına gösterdiği iltifat ve onlar sayesinde ülkesinin manevi imarını yapmasıydı. Çünkü onun vaktinde kurumsallaşan pek çok bilim, kültür ve sanat alanı, daha sonra Osmanlı devletini bir cihan devleti yapmaya yetti ve torunlarından olan her hükümdar onun zengin medeniyet mirası üzerinde yaşayan bir cihan devletini yönettiler. Devrinin alimleriyle mutad sohbetleri ve bilimsel tartışmaları, kültür ve sanat adamlarıyla kurduğu şiir ve musıki dolu has meclisler daha sonra gelenek halini almış ve Osmanlı devleti kültür ve sanatta fevkalade yüksek bir medeniyet çizgisi yakalamıştır. Tarih kitapları Fatih’in kültür ve sanat adamları vasıtasıyla ülkesinin iç siyasetini yönetip yönlendirdiğini, onları bazen propaganda için kullandığı veya görevlendirdiğini, kamuoyunun bir fikre alıştırılması için kültür ve sanat adamlarından istifade ettiğini yazar. Ne dersiniz, sayın Başbakan akil adam uygulamasını ondan mı örnek almıştır?

21 Mayıs 2013, Salı
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.