[ROMAN]

Madam Bovary’nin habercisi

HABERLER KİTAP ZAMANI
5 Mart 2014, Çarşamba

Başyapıtı Madam Bovary ile tanıdığımız Fransız romancı Gustave Flaubert’in 19 yaşında yazdığı, Türkiye okuru tarafından bilinmeyen novellası Kasım, İthaki Yayınları tarafından Elif Gökteke’nin titiz ve akıcı çevirisiyle yayımlandı.

KASIM, GUSTAVE FLAUBERT, ÇEV.: ELİF GÖKTEKE, İTHAKİ YAYINLARI, 104 SAYFA, 10 TL

Realizmin dünya edebiyatındaki ilk güçlü örneklerinden biri, hiç şüphesiz Gustave Flaubert’in başyapıtı Madam Bovary’dir. Flaubert o güçlü karakterle “okuduğu romanları yaşama sevdasına düşüp gerçek hayatla yüzleşince ya salt trajik ya da trajikomik bir hale sürüklenen tip”i ifade eden Bovarizmi literatüre sokmuştur. Bu tip aslında Madam Bovary’den çok önce Cervantes tarafından Don Kişot’ta yazılır. Aynı tip Türk edebiyatında da başta Araba Sevdası olmak üzere birçok romanda karşımıza çıkar. Gerek dünya gerek Türk romanında yazarların “okuduğu romanlardaki hayatı yaşamaya çalışan” tipleri sergilerken hiç şüphesiz başka meseleleri vardı. Türk romanında bu tip genellikle “yanlış Batılılaşma” ya da Şerif Mardin’in deyişiyle “aşırı Batılılaşma” ve “modernizm eleştirisi” olarak kullanılmıştır. Flaubert’in elbette böyle bir meselesi yoktu. Fakat başka bir meselesi vardı: Emma Bovary üzerinden romantizm eleştirisi yapmak. Flaubert neredeyse bütün tiplerini temsil ettikleri durumları eleştirmek için kullanır. Türkçeye Bilirbilmezler adıyla çevrilen romanının iki karakteri Bouvard ve Pécuchet de ‘yarı aydın’ tipinin temsilcileridir ve “Aydınlanma’nın ansiklopedik bilgiyi üst bir değere taşıması”nın eleştirisi için vardırlar.

19 yaşında yazdı

Flaubert’in 19 yaşında yazdığı, ülkemiz okuru tarafından bilinmeyen novellası November (Kasım) Elif Gökteke’nin titiz ve akıcı çevirisiyle yayımlandı. Flaubert’in Louise Colet’ye kitap hakkında, “November’a iyi kulak verdiysen, kim olduğumu belki de açıklayan ama söze dökülemeyecek bin türlü şeyi tahmin etmişsindir. Ama o yaşlar geçti. Bu yapıt gençliğimin kapanışı oldu.” dediği novellanın kahramanı, belki de bu ifadelere dayanılarak Flaubert’in kendisi şeklinde yorumlanmıştır. Yazarın böyle bir ifadesi olsa da metni yazara bağımlı okumanın zamanı çoktan geçti. Metnin, bir gencin aşk ve ruhsal sancılarının ötesinde bize söylediği bir şey var ki, o da Bovarizmi önceleyen bir duruma işaret etmesi.

    Adının özellikle verilmediği bir gencin ruhsal sıkıntılarının, aşk ve cinsellikle ilgili yoğun arayışlarının, hayal kırıklıklarının ilk iki bölümde birinci tekil şahıs ağzından anlatıldığı novellada son bölüme gelindiğinde bir sürprizle karşılaşırız. Gerek elyazması aracılığıyla kahramanın ağzından, gerekse son bölümdeki anlatıcıdan okuduğumuz bu bilgilerde de yine özellikle aşkı şiirlerden, romanlardan okuyup öğrenen ve bu öğrendiklerini hayatta arayan bir karakterle karşı karşıyayızdır: “Şairlerde aşk sözcüğünü öyle çok okumuştum, o sözcüğün tatlılığıyla kendimden geçmek için öyle çok tekrarlardım ki…”, “Yaşamak istediğim bu tutkuları kitaplarda inceliyordum.” “Şairlerin çektiği acıyı düşlerdim.” “Belki de bütün bunlar yüzünden şair olduğuma inandım.” Üçüncü bölümde anlatıldığına göre kahramanımız, “bakan olmaktan çok André Chénier okumayı” sever. André Chénier yani romantizmin müjdecisi şair.

ACILAR GERÇEK DEĞİL Mİ?

Okuduğu kitapların etkisinde kalan sadece kahramanımız değildir; kendisi gibi aşk macerası yaşamak isteyen, aşk ve sevilme arzusunun peşinde koşmaktan sefih bir hale düşen Marie’nin de yüz kere okuduğu kitap Paul ve Virginie’dir. Paul ve Virginie, romantizmin bütün öğelerini bünyesinde taşıyan kitap.

    Flaubert’in biyografisini yazan Frederick Brown, yazarın bu kahramanını Chateaubriand’ın René’si, Goethe’nin Werther’i, Musset’nin Octave’ı gibi romantizmi temsil eden kimliklere benzetiyor. Fakat Flaubert’in kahramanının yaşadığı acılarda, arayışlarda, sıkıntıda gerçek olmayan bir şey vardır. Bunu okura son bölümde anlatıcı örtük ve ironik bir biçimde dile getirir: “Artık yakınmamayı uygun buldu, gerçekten acı çekmeye başladığının bir kanıtı bu belki de.” Böyle derken bütün novella boyunca sonradan bir el yazmasından okuduğumuzu anladığımız o sıkıntılar, arayışlar ve derin acıların gerçek olmadığını mı söylemek istiyor acaba? Yoksa November’ın isimsiz kahramanı, Em-ma’nın habercisi miydi?

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Sonraki Haber