CUMAERTESİ Yazarlar Kurşunkalem-Zavallı Fatma Aliye Hanım

Zavallı Fatma Aliye Hanım

Birkaç haftadır yeni 50 TL'likler üzerinde fotoğrafı yer alan Fatma Aliye Hanım hakkında bir tartışma sürüp gidiyor. Fatma Aliye Hanım ile ilgili gerçek dışı iddialar ortaya atılıyor, onu aşağılamak adına olmadık bilgiler üretiliyor. Özellikle internette dolaşan maillerde hain bile ilan edildi.

Hatta '50 liralıkların üzerindeki Fatma Aliye Hanım'ın zarif fotoğrafının üzerine çarpı işareti' atın teklifinde bulunanlar bile var. Görmedim, ama 'zengin semtlerde' dolaşan paralarda böyle işaretler varmış! Bugün birileri tarafından Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı ilân edilen Fatma Aliye Hanım, bilir misiniz ki, daha çeyrek yüzyıl önce Osmanlı'nın en aydın kadınları arasında anılıyordu. Türkiye'nin iktisat tarihini kayda geçiren değerli bilim adamı Niyazi Berkes ondan söz etmek ihtiyacını duymuştu. Berkes, toplumumuzu Cumhuriyet'e götüren yolda, verimli çalışma hayatının zorunluluğunu söylüyor; Türk kadınına çalışmayı, giderek ekonomik özgürlüğünü salık vermiş iki yazarı anmadan geçemiyordu: Fatma Aliye ve Hüseyin Rahmi! Her ikisi de, romanlarında, kadın-erkek eşitliğinin teminatı olarak, kadının çalışma hayatında yer almasını, ekonomik özgürlüğüne kavuşmasını özellikle temenni etmiş...

İttihatçılar zamanında, babası Ahmet Cevdet Paşa etrafındaki asılsız dedikodulara eseriyle cevap veren Fatma Aliye, büyük şairimiz Behçet Necatigil'in de ilgisini çekmişti. Milliyet Sanat Dergisi'nin 5 Temmuz 1977 tarihli sayısına ulaşanlar, Necatigil imzalı Fatma Aliye yazısını herhalde çok şaşırarak okuyacak. Fatma Aliye ile ilgili olur olmaz iddialarda bulunanlar, azıcık geçmişi bilselerdi yazdıklarından utanırlardı. 1862'de doğup 1936'da ölen ilk kadın romancılarımızdan Fatma Aliye, tarihçi, devlet adamı Cevdet Paşa'nın kızıydı. Doğu ve Batı değerlerini içtenlikle benimseyerek yetişti. Devrine ışık tuttu. 1898'de yayımlanan Udî romanında, Osmanlı-Türk toplumunun pek alışık olmadığı bir öneriyi gündeme getiriyordu: Kadın çalışmalıdır!

Bugün işi faşizme kadar götürenler, kulaktan dolma bilgilerden kaynaklanan önyargılardan ne zaman kurtulurlar bilemiyorum; ama Fatma Aliye'yi tanımadıkları kesin. 31 Ocak 2009 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Güray Öz, 1862 doğumlu Fatma Aliye'yi "Paranın üstündeki hanımefendi" ilân etmiş. İroni eşliğinde yazarken, sanırım kalemi sürçmüş, meşhur Ahmet Cevdet Paşa, Fatma Aliye'nin 'paşa dedesi' olup çıkmış. Referans ise Fatma Barbarosoğlu'nun Uzak Ülke romanı. Barbarosoğlu'nun bir roman oyununa başvurarak, babadan 'paşa dede' yaratıp yaratmadığını hemen araştıracağım. Dahası, bir romanın sözlerine dayanarak "Cumhuriyet'i hiç anlamıyor, istemiyor onu, Cumhuriyet'e küskün. Onun en temel ilkelerine itirazı var" diyebilmek, sağduyulu bir tutum olabilir mi?

Bakın, aynı Cumhuriyet gazetesinin 15 Temmuz 1936 tarihli sayısında M. Turhan Tan, Fatma Aliye Hanım için neler yazmış: "(...) İlk inkılâp aylarında Mithat Paşa pek fazla alkışlandığı ve Cevdet Paşa'nın adı da o alkışlar arasında fazla hırpalandığı için Fatma Aliye'ye ruhî bir usanç gelmişti."

O usançla 'Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı' adlı kitabında "on dokuzuncu asırdaki siyasî hayatı ve Babıâli entrikalarını teşrih emeli" gütmüş. Yaşasaydı, bugünün merhametsizliğini görseydi, acaba, 'Fatma Aliye ve Zamanı'nı da yazar mıydı?


Güz Sancısı'nda türkü sancısı

Güz Sancısı, müzikleriyle de izleyicinin beğenisini kazandı. Herhangi bir filmde seyirci jenerik akmaya başlayınca salonu terk eder. Fakat Güz Sancısı'nda böyle olmadı. İnsanlar koltuklarında oturmayı yeğledi. Nedeni ise 6-7 Eylül insanlık dışı olaylarının fotoğrafları, Türkçe ve Yunanca söylenen 'Ben Seni Sevdiğimi' türküsü eşliğinde gösterilmesiydi. Acı olayı anlatan sahnelerden sonra duygu yüklü nağmeleri ve sözleriyle bu türkü izleyiciyi hüzünlendirdi. Filmden çıkar çıkmaz hemen İstiklâl Caddesi'nin CD satan kitapçı ve dükkanlarının yolunu tuttum. Fakat nafile... CD olmadığı gibi şarkının yorumcusundan da kimsenin haberi yoktu. Eve gelir gelmez ilk işim internetten filmin müziği ile ilgili bilgi aramak oldu. Uzun jeneriğin en sonuna yazılan müziklerle ilgili bölümde türküyü seslendiren isim olarak Yavuz Bingöl'ün, Yunanca versiyonu 'Tin Padriada Mehasa' için ise Pelin Süer Berber'in adı geçiyordu. Ama sonradan öğrendim ki türküyü seslendirenler bu iki isim değil. Her iki sanatçı da stüdyoya girmiş, Türkçe ve Yunanca olarak seslendirmiş. Ancak bu seslendirme müzikal açıdan uyum problemi olduğundan filme konulmamış. Filmi bir an önce vizyona verme telaşından olsa gerek isimleri jenerikte kalmış. Onların yerine yapımcılar, Cem Yıldız ve Beren Saat düetini tercih ettiklerini söylüyor. Bu türküyü Beren Saat okuduysa bravo kendisine. Filmde hem iyi bir oyun çıkarmış hem de güzel bir türkü okumuş. Ancak Beren Saat'in bu kadar kısa sürede aksansız bir Yunanca ile harika bir yorum yapması zor gözüküyor. Kısa bir araştırmadan sonra haklılığım ortaya çıktı. Meğer türküyü bu ikili de söylememiş. Kafanız karıştı biliyorum. Eee o zaman kim söylemiş? Selanik merkezli bir yapımcı şirketin kayıtlarından, adı çok da bilinmeyen, Karadeniz kökenli bir ailenin kızı olan yetenekli bir yorumcu tarafından seslendirilmiş. Jeneriğe yetişmeyen ismin filmin soundtrek CD'sine ve DVD'sine yetişeceğini söyleyen yapımcı şirket yetkililerine acizane bir önerimiz olacak. Madem böyle güzel bir Karadeniz türküsünü üç farklı ikili söyledi, gelin her üç düet yorumu da soundtrek ve DVD'de yer alsın. Seyirci böyle güzel bir türküyü farklı seslerden dinleyerek keyfine varsın.


Hep korumalar gazeteci dövecek değil ya...

Gazeteciler arasında meşhur bir söz dolaşır: Köpek adamı ısırınca haber olmaz, ama adam köpeği ısırınca haber olur. Gazeteciler sırf bu söz uğruna köpek tarafından ısırılan insanların haberlerini sayfalarına taşımaz. Çünkü onlar için böyle olaylar artık rutindir. Bugüne kadar gerçekleşti mi bilmiyorum; ama köpek ısıran adama da rastlamadım. Bunu niye anlatıyorum? Şu sebeple... Türkiye'de devlet adamlarının ya da siyasilerin korumaları sürekli gazeteci döver. Bu olaylar zaman zaman basına yansır, çoğu zaman da gazete ve televizyonların üst düzey yöneticileri 'çeşitli' nedenlerden dolayı bu haberleri görmezden gelir. Bazen muhabirler şikâyette bulunsa da korumalar, bırakın olayla ilgili ifade vermeyi, gözaltına alınmayı, karakola bile gitmez. Ama şimdi anlatacağım olaydan korumaların ders çıkarması gerekiyor. Çünkü gazeteci dövmek artık kolay değil. Gazeteci döven koruma haber olmazdı demeyin lütfen, yazının sonunu bekleyin! Çünkü çok ilginç ve bugüne kadar belki de hiç yaşanmamış bir hikâye anlatacağım...

Geçtiğimiz haftalarda Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandıktan sonra rahatsızlığı nedeniyle Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün bir yakını daha doğrusu koruması görüntü alan gazetecilere saldırdı. Levent Ersöz'ün 1992'de Şırnak'ta görev yaptığı sırada askerlerinden biri olan Bestami Gök (40), hastane önünde görüntü almak isteyen basın mensuplarına önce küfretti. Bu küfrü, görev aşkı nedeniyle olaya konsantre olan gazeteciler duymadı ya da duymazdan geldi. Ancak koruma Gök hızını alamayıp Anadolu Ajansı İstanbul bölge muhabirlerinden Filiz Kınık'a sert bir tekme attı. İşte bu tekme gazetecileri çileden çıkardı. Hemen oracıkta organize olan gazeteciler, Gök'e güzel bir ders vermiş. İddiaya göre muhabirler hastane önünde Ersöz'ü bekleyen Gök'ü bir güzel darp etmiş. Sonra da gazetecilerin şikâyeti üzerine polis tarafından gözaltına alınmış. Polislerle tartışan Gök, gazetecileri görüntü almamaları konusunda uyardığını belirtmiş ve "Çekmeye devam ettiler. Madem öyle işte böyle." diyerek kendini savunmuş. Muhabir Kınık'a, 5 gün iş göremez raporu verilmiş. İşin sarpa sardığını gören Gök de hastaneye giderek rapor almış, sonra da savcılık talimatıyla serbest bırakılmış.

kursunkalem@zaman.com.tr

7 Şubat 2009, Cumartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.