GÜNDEM Yazarlar M.Nedim Hazar

Selam uzaylı, bu benim pompalı silahım!

Yaklaşık bir haftadan beri yatıyoruz müzakere, kalkıyoruz çerçeve, olduk müzakere basını! Bugün ciddi yönümüzü, asık suratımızı, karamsar tarafımızı tatile yollayalım.

Yine bize has, ancak bol miktarda mizah içeren bir olay üzerine hasbıhal edelim.

Haberi Sabah gazetesinde okudum. Türk insanının nasıl kendine münhasır bir mantık sistemi olduğunun şahane bir örneği. Hasan Kartal adlı bir vatandaş evinin bahçesine inmek üzere olan ışıklı cismi pompalı tüfekle kovalayarak kaçırdığını iddia etmiş. Haberi iki adet fotoğrafla süsleyen gazete başlığa da epey etli bir puntoyla şöyle yazmış: ‘Uzaylıya silah çekti!’ Başlık başlı başına bir mizah zaten. Altını okumaya bile gerek yok.

Aydın’ın Söke ilçesi, Doğanbey köyünde meydana gelen olayın kahramanı Hasan Kartal, muhtemelen Sabah muhabirinin isteği üzerine olay anındaki teçhizatını da tekrar kuşanmış olarak objektife son derece ciddi poz vermiş. Elde pompalı tüfek, boyna asılı bir dürbün ve çakı gibi asker duruşu! Olayı şöyle anlatıyor: “Kümes hayvanlarının sürekli ötmesi ve huzursuzlanması üzerine dışarı çıktım. Gökyüzünden inmekte olan bir cisim gördüm. Önce bunun tavuklarımı kapacak yırtıcı bir kuş olduğunu düşündüm. Bir yandan bağırarak evdekilere haber verdim, bir yandan da içeriden pompalı tüfeğimi aldım.” Dışarı çıktıktan sonra tüfeğini ışıltılı cisme doğrulttuğunu söyleyen Sökeli kasap, “Karşımdaki cismin yırtıcı kuş olmadığını anladım. 70 metre yukarıda ışıltılı bir uzay aracı vardı. Elimdeki pompalı tüfeği üzerine çevirdim. Meçhul cisim, ekseni etrafında renkli ışık saçarak yavaş yavaş Milli Park sırtlarından Ege Denizi üzerinde yükseldi ve kayboldu.” diyor.

Olay hiç de şakası olmayan Hollywood bilim-kurgu filmleri tadında betimleniyor aslında. Eminim sizler de zihniniz de kahramanımız ve başrol oyuncumuz Hasan Bey’in yaşadığı heyecanı saniye saniye hissettiniz.

İsterseniz zincirleme olarak ben kurgulayayım size: Kümes hayvanlarının huzursuzlaşması, yurdum insanının ‘kim var orada?’ nidası, dışarı çıkış, kapı gıcırtısı, karanlığa bakış, tüfeği karanlığa tutuş, ani bir ışıldama, çığlık, konu komşuyu çağırış, hep beraber bağırış, ışıltılı cismin bariz belirmesi, ateş açma, ıskalama, ‘tutun la tutun kaçıyor’ diye bağırma ve kaçış sonrası yorumlar...

Gazete haberinde yer alan ikinci resimde ise, olay kahramanı Hasan Kartal ve akrabası var. Kartal bu sefer tüfengini omzuna asmış, dürbün ile gökyüzünü izliyor. Yanındaki yaşlı köylü teyze de yukarı bakıyor, ancak çıplak gözle. Onun yanındaki bastonlu yaşlı amca ise (Uzaylı ile karşılaşınca baston kontra bir silahtır unutmayalım) elini güneşe siper ederek şahin bakışlarını bulutlara odaklamış. Bu kişi, ki kendisi kahramanımız Hasan Kartal Bey’in babası Mahmut Amca oluyor. Daha enteresan bir açıklama yapıyor. Dinliyoruz: ‘Cisim yavaş yavaş yükselirken önce bahçeye paraşütle birisi atlıyor diye düşündüm. Ancak daha sonra paraşütün gökyüzüne doğru gitmek yerine, yere doğru inmesi gerektiğini aklıma getirdim.’

Gülüyoruz ama okuduğumuz bizim öykümüz işte. Şimdi kalkıp size yurdum insanının niye uzaylıya tüfek çektiğini, uzaylılara emniyet jargonuyla neden ‘cisim, şahıs’ gibi sıfatlar kullandığını sormayacak, mevzuyu deşmeyeceğim. Hatırlarsınız daha önce de başka bir vatandaşımız tarlada taş ile uzaylı kovalamıştı.

Son bir not ile haftasonu yazımızı noktalayalım:

Şöyle bir pişmanlığı da var Kartal’ın: ‘Keşke tüfek yerine fotoğraf makinem olsaydı.’ Eh o zaman düğünde kimi maganda kurşununa kurban edecektik ki, düğünde fotoğraf makinesi kullanan bir millet olsaydık uzaylıyı kurşunla kovalamak yerine, fotoğrafını çekip el altından ‘okutma’ya bakardık!

8 Ekim 2005, Cumartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.