Mehmed Niyazi

m.niyazi@zaman.com.tr

CUMA YAZI Yazarlar Mehmed Niyazi

Eşref Kuşçubaşı

Eşref Kuşçubaşı'na dair birisi bir kitap yazdı; şöyle bir karıştırdım; yazanın dünyadan haberi yok. Ülkemizde hürriyet var; kanunlar çerçevesinde herkes istediğini yazabilir. Koskoca profesör, gazete kupürünü gösterip "Bak işte belge" demiyor mu? Gazeteye yaz, sonra onu belge diye göster. Böyle saçmalıkların hakim olduğu bir memlekette aslı astarı olmayan olaylarla niçin Kuşçubaşı anlatılmasın? Fakat bazı yazılarını zevkle okuduğum bir gazeteci, kitaba inanarak köşesinde değerlendiriyorsa, işin rengi değişir.

Eşref Bey, babası itibarıyla Kafkasyalı, annesi itibarıyla da Orta Asyalıdır. Onun Kafkasyalılığı, Ömer Seyfettin'in, Rauf Orbay'ın, Ali İhsan Sabis'in, Refet Bele'nin ve benzerlerinin aynısıdır. Yani Türk milliyetçiliğini fişekleyen bir Kafkasyalılıktır. Babası saraya mensuptur. Lise çağında, o zamanki moda fikirlere kendisini kaptırır, hürriyetçi kesilir. İstanbul'dan uzaklaşması için Edirne Askerî Lisesi'ne nakledilir. Babası Arabistan'a sürülünce öğrenimini İstanbul dışında tamamlamak zorunda kalır.

Gençliğin verdiği romantizmden dolayı başı dertten kurtulmaz; mahkum edilir. Hicaz valisi Ahmet Ratip Paşa'nın oğlunu kaçırır. Çocuğu bırakması şartıyla af-ı şahaneye mazhar olur. Bu sırada Arapların bazı kesimlerinde de rejim aleyhtarlığı yaygınlaşır; Eşref Bey bunların aslında Osmanlı Devleti'ne, Türklere karşı bulunduklarını tespit eder. Mücadele etmek amacıyla bir gönüllü teşkilatı kurar. Miralay Rasim Bey bu organizasyona "Teşkilat-ı Mahsusa" adını verir. Osmanlı'nın tarih sahnesinden çekilmesiyle Müslümanların sahipsiz kalacağına inanan Şerif El Tunusi, Şeyh Sunusi, Şekip Aslan, İsmail Canbolat, Mehmed Akif ve daha pek çok ünlü de bunlarla birlikte hareket eder.

İtalyanlar Trablusgarb'ı işgal etmeye kalkarlar. Berlin'de askerî ataşeyken istifa edip dönen Enver Bey'le, Eşref Bey oraya gitmeye karar verirler. Bir noktaya geleceklerine inanırlarsa, Mustafa Kemal, Fuat, Kahraman Halit, Hayrettin Bey'ler de gidecektir. Mısır'daki Müslümanlar, Libyalılar ve bilhassa Şeyh Sunusi, umulan desteği fazlasıyla verince, çetin bir mücadele başlar. Enver Bey "Bingazi ve Çevresi Genel Kumandanı", Eşref Bey de "Milli Kuvvetler Genel Kumandanı" olur. Eşref Bey, ikna ettiği gençlerden oluşturduğu birliğe "Kuvay-ı Mübareke" adını verir. Osmanlı'nın Redif kuvvetlerinden sınırlı yardım alabilirler. Paraları vardır; fakat silah bulmakta güçlük çekerler. Baskınlarla savaş malzemelerini İtalyanlardan ele geçirirler. Kolay zafer kazanacaklarını umduklarından, gördüklerini değerlendirmeleri için İtalyanlar oraya romancılarını, şairlerini, müzisyenlerini götürmüşlerdir. Sert bir kayaya çarpmaları, dünyada yankılar yapar. Batılı gazeteciler Libya'ya akın ederler. Bir röportaj sırasında bir gazeteci Eşref Bey'e sorar: "Düşmanlarınızın ve sizin aynı kıyafetleri giymenizi anlamıyorum." Eşref Bey şu cevabı verir: "Aynı silahları da kullanıyoruz. İtalyanlar haber vermeden gelen istenmeyen misafirlerimizdir. Eşyalarını beraber paylaşıyoruz."

İtalyanlar Derne bölgesinde bir boşluk sezerler; Kasr-ı Harun mıntıkasından yapılacak çıkarmayı Osmanlılar zaten beklerler. Buranın kumandanı Mustafa Kemal Bey'dir. Mustafa Kemal Bey'in birliklerinin sağ yanını Kuvay-ı Mübareke'nin Avakır taburuyla Eşref Bey koruyacaktır. Kapışma anında havadan bombardımana uğrayınca, askerimiz tedirginleşir, bu tereddüdü yenmek için Mustafa Kemal Bey atını düşmanın üzerine sürer. Bu anda onları yeni bir İtalyan birliği kuşatmaya başlar. Ortalık toz dumana karışır. Düşmanı denize dökerler; ama Mustafa Kemal Bey'in gözüne kireç kaçar. Mısır'dan getirilen doktorlar ameliyat edilmesi gerektiğini söylerler. Bu ameliyatın üstadı İsviçreli profesör Fox'tur. Üç aydan önce randevu almak mümkün değildir. Eşref Bey'in ahbabı olduğundan hemen ameliyat edeceğini tahmin ederler; ki yanılmadıkları anlaşılır. Mustafa Kemal Bey'in yanında teyzesinin oğlu Fuat (Bulca) Bey'in bulunmasının yerinde olacağını düşünürler. Eşref Bey'in yanında mühür gibi her tür malzeme bulunmaktadır. İkisine pasaport düzenler. Meslek bölümüne de Mustafa Kemal Bey'in isteği üzerine gazeteci yazar. Onları yolcu ederken "Hazine-i Eşref'ten" esprisiyle bir torbada bin altın verildiği de kaynaklarda yer alır.

Eşref Bey'in Libya'daki rolünü merak edenler, Konçino Rivoli'nin "Ünlü Türk Haydutu" eserini okuyabilirler. Almanya'nın İstanbul Büyükelçisi Hans Von Wangenheim'ın raporunda "cinnet derecesinde vatanperver" olarak nitelendirdiği Eşref Bey'in maceralı hayatı asıl bundan sonra başlar. Önemine binaen konuya gelecek hafta da devam edeceğiz.

31 Aralık 2007, Pazartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.