CUMA YAZI Yazarlar Mehmed Niyazi-Mevlid'i kim yazdı?

Mevlid'i kim yazdı?

Ramazan gelince ülkemiz farklı bir iklime bürünüyor; iftarlar, sahurlar, teravihler, mahyalar... Çarşı pazarda olduğu kadar kitapçı vitrinlerinde de Ramazan kendini gösteriyor; dinî eserler ön plana çıkıyor. Yeni kaleme alınmış pek çok kitabın arasında Mehmed Emin Gerger'in "Şiir ve Naatlarla Rahmet Peygamberi Hazreti Muhammed (S.A.V.)" adındaki çalışması dikkatimi çekti. Peygamber Efendimiz'in geçtiği ayetleri ele alarak yazdığı önsözü okuyan, özlü bir eserle karşı karşıya olduğunu teslim eder.

"Naat" denince elbette akla Süleyman Çelebi'nin "Mevlid"i gelir. Hiçbir faninin kaleminden çıkan kitap Mevlid kadar okunmamış, sevilmemiştir. Gerger, ondan aldığı "Doğdu ol saatte Sultan-ı din / Nura garkoldu semavat u zemin" beyitiyle eserine başlamış. Yunus Emre'den, Şeyh Aziz Mahmud Hüdai'den, Mehmed Akif'ten, Necip Fazıl'dan, M. Fethullah Gülen Hocaefendi'den, Erdem Bayazıd'a kadar şairlerden örnekler almış. Tabii "Naat" denince Fuzuli'nin ünlü kasidesi unutulur mu? Bilindiği üzere Osmanlı padişahlarının pek çoğu şairdir; onların naatlarını da ihmal etmemiş.

Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen Mevlid'i kimin yazdığı açık bir şekilde ortaya çıkarılamamıştır. Bu konudaki rivayetleri sıralayıp değerlendiren Ahmed Esad Bey, dikkat çekici bir iddiada bulunmuştur. İddia sahibi olmak için fırsat aramamış; Latifi'nin, Ali, Evliya ve Hammer'in mütalaalarının üzerinde durmuş; Bursalı Tahir ve Rıza Efendi ile Veled Çelebi'nin, Fuad Köprülü ile Cenab Şahabeddin'in görüşlerini mukayese etmiş; Ali Emiri'nin bu konudaki vesikasını enine boyuna değerlendirdikten sonra ihtiyatla şu mülahazaları ileriye sürmüştür: "... akla şu gelebilir; şiir kabiliyeti yüksek olan Şehzade Süleyman Çelebi Mevludu bizzat ibda etmiş olamaz mı? Bu eserin müellifi olan "Süleyman Çelebi"nin şahsiyetinin büründüğü esrar perdesinin sebebi siyasi olamaz mı? Maktul bir saltanat müddeisinden böyle bir eserin müellifi olmak şerefini esirgemek ve halktan gizlenmek istenemez mi?" Bunları belirten Ahmet Esad Bey vardığı hükmün ilim âlemi tarafından değerlendirilmesini nezaketle beklemektedir: "Mevlüd'ün "Şehinşahı kelam" olan beyitleri Süleyman Çelebi gibi şair, hassas, alim bir Yıldırım Beyazıd oğlunun kariha ve kalemine evleviyetle yaraşır. Fakat bu mutalaam, sabit olmuş, ilmî bir hakikat değil, üzerinde çalışılmasını lüzumlu gördüğüm bir tahmindir. Hiçbir mesnedi olmayan diğer menkulata tercih olunması için ise epeyce sebep vardır. Mesela o çağda Çelebi unvanının şehzadelere münhasır oluşu sebeplerden biridir." Ahmed Esad Bey'in bu iddialarına Ziya Nur Aksun da yenilerini ilave etmektedir: " Manzumedeki "Fatiha ihsan eden ben Süleyman kuluna" mısraındaki ben'in "Emir" manasına gelen "mir" olduğu; "Bize senin ümmetin olmaktan başka izzet ve devlet gerekmez" mısralarında da bunları söyleyenin "izzet ve devlet" sahibi olması icab ettiğini istidlal olunabilir ki şunlarda yukarıdaki görüşü yakın mertebesine çıkarabilir."

Gerçekten de Süleyman Çelebi'nin sohbet meclisinden dönemin ilim ve fikir adamları eksik olmazdı; Şair Niyazi, Ahmedi, Ahmed Dai, Hamzavi ve tıbbi eserleriyle tanınmış bulunan Aydınlı hekim Hacı Paşa müdavimlerindendi. "İskendername", "Cemşid u Hurşit" , "Cengname", "Ferahname" gibi pek çok eserin günışığına çıkmasında Süleyman Çelebi etkili olmuştur. Bu durum cihad mefkuresiyle donanmış, devlet ricali ve ordu mensuplarının hoşuna gitmezdi.

Fakat Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklope-disi'nde A. Necla Pekolcay şu bilgileri vermektedir: "Süleyman Çelebi'nin, Ahmed Paşa'nın oğlu ve Orhan Gazi'nin silah arkadaşı olup Fususul Hikem'e bir şerh yazan Şeyh Mahmud'un torunu olduğu, Orhan Gazi'nin bu zata İznik'te bir medrese yaptırmış bulunduğu şeklindeki kayıtlardan onun ilimle uğraşan kültürlü bir aileden geldiği anlaşılmakta, taşıdığı "çelebi" unvanı da aynı zamanda arif ve kâmil bir kimse olduğunu ortaya koymaktadır. İslam Ansiklopedisi'nde hakkında daha bilgiler verildikten sonra "Vesiletun- necat" adında bir eseri olduğu da belirtilmektedir.

Onun Ulu Cami'de imamlık yaptığı sırada bir vaizin Bakara Sûresi'nin 285. ayetini açıklarken peygamberler arasında bir fark bulunmadığını, bu sebeple Hz. Muhammed'in Hz. İsa'dan ve diğer peygamberlerden üstün olmadığını söylemesi üzerine cemaat itiraz etmiş, tartışma giderek büyümüştür. Bu konuyu tamamlar mahiyette ansiklopedide şu bilgi verilmektedir: "Bu arada Süleyman Çelebi "Ölmeyip İsa göğe bulduğu yol / Ümmetinden olmak için idi ol" beyitini söylemiş, halkın çok beğendiği bu beyiti, daha sonra büyük bir aşkla Hz. Peygamber'in sevgisini terennüm edecek ve onun hayatının bazı bölümlerini içine alacak şekilde geliştirerek eserini tamamlamıştır."

Vaizin Bakara Sûresi'ndeki ayeti açıkladığı sırada çıkan olay, cereyan ediş şekli bakımından, bize halkın muhayyilesinin ürünü gibi gelmektedir. Ansiklopedide verilen bilgiler mutlaka kaynağa dayanmaktadır; ama bu kaynakları Ahmed Esad ve Ziya Nur Aksun Beyler de incelemişlerdir. Buna rağmen ayrı görüş ileri sürmeleri konunun ciddiyetini göstermektedir. Edebiyat tarihçilerimiz bir hakkın teslimi bakımından bu konunun üzerine eğilmeli, Mevlid'i, bilinen Süleyman Çelebi'nin mi, yoksa Sultan Bayezid'in oğlu Süleyman Çelebi'nin mi yazdığını açık bir şekilde ortaya koymalıdırlar.

6 Ağustos 2012, Pazartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.