Mümtaz'er Türköne

m.turkone@zaman.com.tr

GÜNDEM Yazarlar Mümtaz'er Türköne-Müslümanların kolektif şuuru

Müslümanların kolektif şuuru

İslâm dünyasında Müslümanların döktüğü Müslüman kanını durdurmak için âlimlerin öne çıkması lâzım. Suriye Hizbullahı muhalefete karşı “cihad” ilan etmiş. Dikkat ederseniz “savaş” değil de “cihad”. Müslüman kanı dökmek “cihad” oluyor.  Tahran’dan gelen bir zorlama olmasa, âlimlerin hükmü cari olsa bu fitne devam edebilir mi? Âlimlerin rehberliğinde Müslümanların icmaına, yani İslâm tarihi boyunca Müslümanların olgunlaştırdığı kolektif şuurun ayağa kalkmasına ihtiyacımız var.

Hafta sonu, Yeni Ümit ve Hira dergileri tarafından, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin manevi himayesinde tertiplenen toplantı işte bu kolektif şuuru tazeledi. “Ortak Yol Haritası: İcma ve Kolektif Şuur” başlıklı iki gün süren büyük toplantıya 80 ülkeden 600 âlim katıldı. Tam da ihtiyaç duyulan zamanda âlimler bir araya geldiler. Dün altını çizdiğim üzere, İslam dünyasında giderek büyüyen mezhep çatışmaları inanç farkından değil, siyasetten besleniyor. Arap Baharı ile birlikte Müslüman halklar siyasetin belirleyici aktörü haline gelince, rakip siyasi klikler için kitle desteği asıl gücü oluşturdu. Mezhep aidiyetleri ve ihtilafları siyasetçilerin bir anda büyütüp uçuruma dönüştürdükleri çatlaklar olarak öne çıktı. Irak’ta ABD işgali, pamuk ipliğine bağlı hassas dengeleri yerle bir etti. Bireyler, mezhep, aşiret, tarikat gibi kuvvetli cemaat yapıları içine sığınarak hayatta kalma mücadelesine giriştiler.  Ölümüne iktidar çatışmalarının sürdüğü ülkelerde, sahipsiz kitleler aynı kalkanın arkasına sığınınca çatışmalar doğal olarak en kanlı şekle büründü; kalkanlardaki mezhep sembolleri tarafların öldürücü kimliği haline geldi. Siyaset İslam dünyasında tarih boyunca çatışmanın, din âlimlerinin temsil ettiği kolektif şuur ise uzlaşma ve barışın kaynağı olmuştur. Bu yüzden İstanbul’daki sivil toplantı, din âlimlerinin otoritesini ve toplumsal önderliğini öne çıkarttığı için, İslam dünyasındaki geleneksel barışın doğru istikametini gösteriyor.

Fas’tan Profesör Ahmed Abbadi’nin tarif ettiği “icma rüzgârı”nın İslam dünyasında kuvvetle esmesi lâzım. Bu rüzgârla yelkenlerini dolduran Müslümanların, saplanıp kaldıkları şiddet batağından kurtulmaları mümkün. Müslümanlar önce Batılı sömürge yönetimleri, sonrasında halkına yabancı dikta yönetimleri altında ezildi ve adalet duygusunu kaybetti. İcma, kaybolan adalet duygusunu yeniden güçlü bir şekilde tesis edecek yegane kaynak olarak öne çıkıyor. Müslümanların adil bir barış içinde yaşamaya ihtiyaçları var. Siyaset rekabet, kavga ve adaletsizlik üretiyor. Tek çare adaletle kurulacak varış ve huzuru Müslümanların icmaında aramak. Uluslararası Âlimler Birliği Genel Sekreteri Abdülmecid Neccar’ın vurguladığı gibi, Müslümanlar icma ettikleri konuları hak olarak kabul ederler. İcmaın otoritesinin İslâm dünyasına hükümran kılınması lâzım. Bunun için İslâm toplumlarında kalıcı barışı tesis edip sürdürecek kadar güçlü bir ulema otoritesinin teşkilatlanması ve hükmünü yürütmesine ihtiyaç var. Müslümanlar barışta icma edecek ve bütün dünya bu barışa boyun eğecek. Böyle bir otoritenin merkezi ancak İstanbul olabilir. Bu otoritenin etkili araçlara ve siyaset üstü bir itibara ihtiyacı var. Gücünü icmadan alan bu otorite, bir konuda hükmünü açıkladığı zaman siyasî merkezler boyun eğmeli. Yoksa kendi halkı nezdinde mahkûm edilmeli.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun inisiyatifiyle hazırlanan 2006 tarihli Mekke bildirisi bu konuda model olabilir. Bu bildiri, özü itibarıyla Şii ve Sünni ulemanın ittifak ettiği bir icmadır. Bu modelin mekanizmalarla desteklenmesi lâzım. Yakın vadede İslâm toplumlarında iç barışı sağlayacak başka bir umut görünmüyor.

3 Mayıs 2013, Cuma
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.