PAZAR YAZI Yazarlar Mustafa Armağan

Yassıada’da Menderes’i yakan hatıra defteri bulundu

“Mahkemede o defterler okunurken neler düşünüyordu Adnan Bey? Belki hatıraları birçok yıllar öncesine iniyordu. Aydın’ın yemyeşil ovalarına, beyaz çiçeklerini açmış pamuk tarlalarına, Menderes suyunun kıyılarına! (...)

Beraber büyümüşler, beraber okumuşlar, askerliklerini beraber yapmışlar (...) Demokrat Parti kurulduğu zaman da bu yeni çatının altına yine birlikte girmişlerdi. Bütün bu hayat yolculuğunda Adnan bir adım önde, Ethem tam bir gölge halinde arkadan yürümüştü.”

Kendisi de Yassıada mahkûmlarından olan Samet Ağaoğlu’nun kudretli kaleminden böyle damlamıştı ak kâğıdın üzerine o uğursuz an.

Adnan Menderes’in kalbine Yassıada duruşmalarında paslı bir bıçak gibi saplanmıştı çocukluk ve kader arkadaşı Ethem Menderes’in hatıra defterlerinin okunması. Sen de mi Brütüs? Sen de mi Ethem? Sen de mi soyadını paylaştığı fakat akrabası olmayan ama akrabadan da yakın bildiği kadim dost?

Çökmüştü sabık Başvekil Adnan Bey. Önce irkilmiş, sonra iğrenmişti okunanlardan. “Fakat heyhat!.. Adnan Menderes’i ölüme götüren yol bu hâtıra defterlerinden başlıyordu.”

Tam 8 yıl Adnan Bey’in bakanlığını yapmış bu ‘küçük Menderes’in hatıra defterlerine o satırları yazması nedendi? Bugüne kadar bu sır tam olarak çözülemedi. İşin garibi, hatıra defterleri mahkemelerde okunmuş ve okunan kısımların bazı parçaları gazetelere de intikal etmişti ama tamamı yayınlanmamıştı. Mahkemenin seyrini değiştirecek, Adnan Bey’i ve diğer DP’li mebusları sindirecek hangi gizli bilgiler yer alıyordu onlarda?

Bir yandan kabinenin neredeyse demirbaşı olmuş Ethem Menderes nasıl olmuştu da hafif bir cezayla kurtulmuştu Yassıada’dan? Şüphe. Onlar okunurken Mükerrem Sarol gibi bakanların aklına birden o celallenmiş muhalif basının Ethem Bey aleyhine tek satır karalamadığı da gelivermişti. Şüphe.

Hatıra defterinden anlaşılıyordu ki, Ethem Bey, Cemal Gürsel’in 3 Mayıs tarihli mektubundan Celal Bayar’ı haberdar etmemiştir. Şüphe.

Defter belki kasten Adnan Bey’in aleyhine notlarla doldurulmamıştı ama dedikoduları incelemeye tabi tutmadan aktarmış olması, affedilir gibi değildi. Ethem Bey’in Bayar’la arası bozuktu ve zaten Cemal Paşa’nın mektubunu da bunun için “aşk mektubu gibi” saklamıştı kendisinden. Onu sadece Adnan Bey’e vermişti ama o da yaldızlı cümlelerine takıldığı için darbenin ayak seslerini ciddiye almamıştı. Muhakkak olan bir şey varsa, Bayar’ın ve kabinenin eline geçseydi bu cüretkâr mektup, 27 Mayıs’a giden yolda kritik kararlar alınabilir ve belki de hadisenin seyri değişebilirdi. Komitacılıktan gelme Bayar’ın genç komitacılara karşı neler yapabileceğini görebilirdik o zaman.

Hatta 27 Mayıs’tan kısa bir süre önce Çankaya’da yapılan zirvede neler konuşulduğunu yazmış ve Bayar’ın diktatörlüğe niyetli olduğuna dair bir de not düşmüştü. Güya Bayar o akşam, “Tehlikeli vaziyetteyiz. İcap ederse dikta ile idare edeceğiz” demiştir. Mahkemede bu not okunduğunda Mahkeme Başkanı, o akşam köşkte bulunan Samet Ağaoğlu’na ne düşündüğünü sormuştu. Ağaoğlu’nun cevabı, Ethem Bey’i çökertecek cinstendi: “Maalesef arkadaşım Ethem Menderes, o günkü müzakerelerin seviyesine ulaşamamış ve konuşulanları hiç anlamamıştır.”

İşte Yassıada mahkemesinde bu kadar hayatî bir rol oynamış bulunan ve Arap harfleriyle kaleme alınan bu defterin bir fotokopisi fakirin elindedir. ‘Nasıl eline geçti?’ diye sormayın, çünkü meslek sırrıdır, söylenmez.

Ethem Menderes’in günlük notlarını TCDD ajandalarına düzenli olarak kaydettiği bu 4 defterin elimdeki fotokopisi 1 Ocak 1957 Salı günü başlıyor ve ihtilalden 4 gün önce, 23 Mayıs 1960 Pazartesi günü bitiyor. Ne yazık ki, 1960 yılına ait sayfalar pek az. Belki de incelenirken veya kasten yırtıldı. Düzensiz tutulduğu anlaşılan 1960 yılı notları 29 Mart’tan başlıyor ve Kıbrıs’la ilgili bazı notlar göze çarpıyor.

Ethem Menderes özellikle idamlardan sonra çok tartışılmış bir isim. Gerçekten de Adnan Bey’in idamında onun notları rol oynadı mı? En azından mahkemeyi etkilediği ve Başvekil’in moralini çökerttiği bir gerçek.

Şimdi bu defterleri gün ışığına çıkarma vaktidir. Onlar 27 Mayıs’a nasıl gelindiğinin içeriden bir değerlendirmesini yapacak, Menderes iktidarının karanlık bir sayfasını aralayacaktır. O bir hain miydi yoksa dışarı vuramadığı duygularını kâğıda dökmek suretiyle en azından vicdanını yelpazelemeye çalışan samimi bir muhalif mi? Bu defterler yayınlandıktan sonra anlaşılacaktır hakikat. Ne demiş şair: “Kalmasın Allah’ım âlemde hiçbir hakikat nihân.” [email protected]


Menderes, Yassıada’da uyuşturuluyor muydu?

Adnan Menderes’in Yassıada mahkemesi sırasında solgun, bitkin ve moralsiz hali, sevenlerini perişan ediyordu. Gerçi kendisine savunmasına izin verilirse -ki Yüksek Adalet Divanı Başkanı Başol bilinçli bir şekilde onun sözünü kesiyor ve savunma yapmasına izin vermiyordu- gayet mantıklı ve insicamlı (tutarlı) savunmalar yapıyor, karşısındaki profesörleri bile çuvallatıyordu. Ancak Yassıada’ya geldiğinden beri o kadar ağır bir baskı altındaydı ki, diğer mahkûmlardan daha tehlikeli bulunduğundan olacak tam bir tecrit içinde yaşıyordu. Kader arkadaşlarından Necmettin Önder’in hatıralarından öğreniyoruz ki, duruşmalara verilen 10’ar dakika aralarda, diğer arkadaşlarının sigaralarını dışarıda serbestçe içmelerine müsaade edildiği halde Menderes, bir kapı geçidinin girintisine oturtuluyor ve ancak yüzünü duvara dönerek sigarasını içebiliyordu. Böylece ne arkadaşları onun yüzünü görebiliyor, ne de o arkadaşlarının yüzünü. Bir de kendisine yapılan uyuşturucu iğnelerden şikayet ediyordu sık sık. Bu iğneleri zorla, “Sana iyi gelir” diyerek yapıyorlardı. İyilik mi? Yassıada’ya çıkarken başbakanı dahi tekme tokat dövdüren sizler değil miydiniz ey iyilik melekleri?

11 Mart 2007, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.