CUMA YAZI Yazarlar Mustafa Ulusoy-‘Bir daha sevebilir miyim?‘

‘Bir daha sevebilir miyim?‘

Gözlerinden okunan mahcubiyet, içini dolduran sevincin dışa taşmasına mani oluyor.

 Ya da bana öyle geliyor. Merakımı zar zor bastırıyorum. Bir an önce anlatsa. Yoksa? Yok canım, daha neler? Gerçi benim için hiç sürpriz olmaz. Bu ilk şahit olmam değil, son da olmayacak.

Dört ay önce, “Duygular da dünya gibi fanidir, bugün var yarın yok olabilir, insan kalbi bu, neye ve kime karar vereceği hiç belli olmaz, bir bakmışsın başkasını sevmişsin, merak etme,” demiştim. Boş boş konuşmuş gibi hissetmiştim kendimi sonra da. Kendim söylemiş kendim dinlemiş gibi. Sözlerime duvarlar bile hak vermişti de bir o, “Hadi canım siz de, kalbimden zerrece haberiniz yok,” dercesine, inanmaz bakışlarla karşılık vermişti. Azıcık bozulmuştum. Belki azdan biraz daha fazla.

 Ölesiye umutsuzdu. Sahip olduğu tek şeyi kaybetmiş gibi. Âşık olduğu şahıs karabatak misali bir kayboluyor bir ortaya çıkıyor; bir “seviyorum” diyor, bir “ben sana layık değilim” diye yan çiziyordu. Anlaşılan o ki, delikanlı da gönlü olmayanların klasik repliğine sarılmıştı.

 Baktı ki delikanlı delikanlı olamıyor, o yaşa gelmiş hâlâ ne istediğini bilmiyor, “Bundan mı bana koca olacak?” deyip ayrılmış, bir daha da yüzüne bakmamıştı. “Kesin ayrıldın mı?” diye sormuştum. “Evet,” demişti dikleşerek, “bu sefer kesin.” Ayrıldığına inanmıştım, sözcüklerin üstüne basarak söyleyişindeki koyu kararlı havadan. “Bu süreci rahat atlatmam için ne önerirsiniz?” diye soruşundan.

“Sıfır ilişki, sıfır iletişim,” demiştim.

Ne demek bu, dercesine bakınmıştı yüzüme. Açıklamıştım. O da dinlemiş bu önerimi, Allah’tan. Hiç mesaj yazmamış. Hiç mail atmamış. Hiçbir telefonuna çıkmamış. Deli gibi özlese de, bağrına taş basmış, hiç iletişim kurmamıştı. “Bana bir telefon borcunuz var,” demişti sonrasında gülümseyerek. Bir akşam özlemine yenilip de güçsüz düşmüşken ve tam aradı arayacakken, duvara fırlattığı telefonu kırık bir kalp gibi paramparça olmuş.

“Evleniyorum, sanırım,” diyor gözleri yerde.

Daha üç dört ay öncesine kadar bir daha kimseyi sevemeyeceğinden dem vuran kız mı şu karşımdaki?

İnsan, bir kere mi sever?

Hani iki ay önce bedbaht bir şekilde oturup da bir yandan burnunu silip bir yandan da iç çekerek, “Onun gibi birini bulacağımı sanmıyorum bir daha. İnsan bir kez sever, bunu çok iyi biliyorum. Sevdiğimle evlenme şansını kaçırdım,” diye yana yakıla ağlayan kızla aynı kişi mi bu karşımdaki?

İnsan, bir kere mi sever? Doğru cevabı nedir bu sorunun? Sıkıştığım zamanlarda başvurduğum referansa başvurmuştum o an içimden. Efendimiz (sav) birden fazla sevmedi mi? İnsan olmanın en kamil noktasındaki bir insan için geçerli olan diğerleri için neden geçerli olmasın, demiştim, içimden. Ona o gün söylememiştim bunu.

 Aşk bir yanılsamadır. Âşık olduğumuz kişinin dünyanın en muhteşem kişisi olduğunu sanma yanılsamasıdır bu. Muhayyilede kurgulanan maşuk “En yakışıklı, en zeki, en eğlenceli, en şefkatli... erkektir, ya da o en güzel, en anlayışlı, en güzel gülen, en tatlı kadındır.”  En’lerle taçlandırılmış, allanıp pullanmış bu muhayyel sevgili tasavvuru, bulunmaz Hint kumaşıdır. Âşığın buna ihtiyacı vardır. Maşukun acizliklerini gördükçe duyguların yüksekliği düşer, normalleşir. İyi ki.

“Aşk güzeldir, gerçek daha güzeldir,” demiştim de dudak bükmüştü.

“Önemli olan, bir insanı bütüncül olarak, tüm zaaflarıyla kabul etmeye razı mısın, değil misin?”

 Soruma verdiği cevap netti. “Sevdiğimse razı olurum.”

“Duygular nankördür,’’ demiştim de, bir azar işitmediğim kalmıştı daha üç ay önce.

“Bütün insanlar mutlaka unutur mu?” diye sormuştu sonra da inanamaz gözlerle.

Çoğu insan unutur...

“Bütün insanlar olmasa da çoğu insan unutur. İnsan unutan varlıktır çünkü. Her insanın bağlanma kapasitesi farklıdır. Kalbi sarmaşığı andıran bazı nadir insanların unutmasının zor olacağını biliyorum. Ama çoğumuz için gerçek olan, kalbin başkasına gönlünü kaptırabileceğidir.”

İşte bugün bambaşka bir insan var sanki karşımda. Üç ay önceki karşılaşmamızdan bu yana ne kadar çok şey değişmiş onda. Aşkının ebediyete kadar süreceğini, onu hiç unutamayacağını, başka birini sevemeyeceğini iddia eden kız gitmiş, kalbinde güller açan ve çok yakında biriyle evleneceğini söyleyen bir kız duruyor.

 Heyecanla anlatıyor... Sanki kelimeler dilinin ucunda sıraya girmiş, sabırsızlıkla çıkacakları vakti bekliyorlar: Görücü usulüyle tanışmışlar ama her ikisi de birbirini gördüğü anda, işte tam istediğim kişi demiş.

Yok, onu, son görüşmemizde söyledikleriyle yüzleştirerek mahcubiyetini artırmak niyetinde değilim. Kader bunu benim yerime çok daha güzel bir şekilde ve memnuniyetle yapmış belli ki.

“Sanırım haklıydınız, duygular nankörmüş. Bıraktığım şahıs şimdi nişanlandığım şahısla tanıştığım an silindi gitti, ona dair ne varsa unuttum. Bunda bir anormallik var mı sizce?”

“Ne kimse bizim için vazgeçilmezdir, ne de biz kimse için vazgeçilmezizdir,” diyorum.

“Yani?”

“Yani,” diyorum, derin bir nefes alıp, “İnsan için vazgeçilmez tek bir varlık vardır, o da Mutlak Varlık’tır.”

“Yani?” diye soruyor yeniden.

“Yani, ‘Bâtın-ı kalbâyine-i Sameddir ve O’na mahsustur.’ Er ya da geç kalp bunu idrak eder.”

“Yani,” diye atılıyorum tekrar, ondan önce davranarak, “Zevale mahkûm, hakiki güzel olamaz,” denir ve bundandır ki kalp kimseye tüm yaşam boyu aynı tutkuyla bağlı kalamaz.”

“Yani?” diyor.

“Yani,” diyorum...

16 Kasım 2012, Cuma
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.
EN ÇOK OKUNANLAR