Mustafa Ulusoy

m.ulusoy@zaman.com.tr

CUMA Yazarlar Mustafa Ulusoy

Çölün âlimi

Marakeş’in on kilometre dışında otelin toplantı salonlarında, huzursuz huzursuz dolaşıyordum. Kognitif Terapiler Kongresi’nde konuşulmayan konu yok gibiydi.

İnsanın kaygı duyması, panikatak, depresyon, obsesyon, yaşadığı travmalarla başa çıkması ve bunların beyindeki karşılıkları vs. vs.; sayısız konu üzerinde bilimsel çalışmaların verileri ışığında parıltılı laflar ediliyordu. Her şey güzeldi ama ortada koca bir boşluk vardı. Rahatsız edici bir eksiklik. O olmazsa her şeyin yarım kaldığı bile değil, anlamsızlaştığı; bir şeyin tahayyülü sakatlayan yokluğu. Ortada sayısız kum tanesi vardı ama salt kumlarla bina inşa edilemiyordu.

İnsana dair ne söylerseniz söyleyin, doğru dürüst bir insan tanımı yoksa elinizde, savrulup gidiyor bilgiler de çöl rüzgârının önündeki kum taneleri misali.

Tatsız tuzsuz ve ruhsuz bilgiler içimi boğmuşken, peşimi bırakmayan çöl imgesi, el ederek çağırıyordu sanki: Aradığın bende, gel hadi.

Çölde geçen bir gece...

Otel görevlisine bir geceyi çölde geçirmenin mümkün olup olmadığını sordum. Gözlerinde bir ışıltı belirdi, talebime hem şaşırmış hem sevinmişti. “Elbette mümkün.” Bir terapisti çöle yollayacağından mutlu olmuştu sanki. “Sahrayı görmediysen henüz bir şey görmemiş sayılırsın.” diye bir söz vardır bizde, dedi. Ertesi gün için gerekli organizasyonu bir çırpıda yapıverdi. Arabayla üç yüz yetmiş kilometre uzaklıktaki Zagora’ya gidecek, oradan da develere binip bir buçuk saat süren bir yolculukla çöldeki çadırlara ulaşacaktık..

Şoförümüz Muhammed, sakin mi sakin bir adamdı. Trafik levhası yetmiş diyorsa yetmişle, doksan diyorsa doksanla gidiyordu. Dere tepe düz gittik, Atlas dağlarını aştık. “Bu dağlar Kuzey Afrika’nın en yüksek bütün Afrika’nın da ikinci yüksek dağıdır.” dedi Muhammed. Zagora’ya ulaştık. Develeriyle bizi çöle götürecek gencin adı da Muhammed idi. Böylece Muhammed bizi başka bir Muhammed’e teslim etti.

Devemin adı Unyel idi. Simsiyah bir deveydi. Fırtınalı bir denizdeki kayık gibi sallanıyordu insan devenin üzerinde. Ağır ağır gidiyorduk. Beyaz bir dünyanın içine doğru. Toynaklarının kumu aşarken havalandırdığı toz bulutçukları büyüleyiciydi.

Esas kahramanımız Muhammed idi.

Muhammed, merhametli bir çocuktu. Güleç yüzlüydü. Çok zekiydi bu bedevi Berberi çocuk. Diğer deve Limazud, ara ara duruyor, dikenleri yiyordu. Muhammed, onun bu isteğini anlıyor, duruyor ve bekliyordu.

Sahrada koyu bir sessizlik var ama çok derin bir sessizlik bu, diye düşünüyordum ki, rüzgâr o kadar da değil, sen daha bir şey görmedin, beni unutma dedi. Kuvvetli bir esinti başladı ve kumları yaladı yuttu.

Çöl cehri zikrine başlamıştı. Koyu bir uğultu sınırsız mekânı birden hakimiyetine almıştı. Kum dalgaları kabarıyor, tepeciklerin üzerindeki kumlar kımıldıyor, her kum tanesi yerinden yurdundan oluyordu. Altın renkli ıssızlık altın renkli bir harekete dönüşmüştü. Hareket gelmişti sahraya.

Bir sınırsızlığın ortasındaydım

Çölün ortasında efsunlu bir bahçe gibi duran çadırları görünce bir rahatlama çöktü içime. Kum tepeciklerini aşarak, zamanın aşındırdığı yollardan geçerek, kızıl topraklı vadiye paralel bir yoldan çadırlara ulaşmıştık. Burada turistlerin konaklayacağı her türlü şart sağlanmıştı. Çadırların ilk misafiri bizdik. Bir saat sonra ta Venezuela’dan gelen turistler de aramıza katıldı.

Rüzgâr bir durdu, bir başladı. İğne gibi batan rüzgâr insanın yüzüne çarpıp gözlerini sulandırıyordu. Kum yağıyordu semadan sanki. İnsanın üzerine akıyor, insanı örtüyor, ölmeden önce ölmeyi tattırıyordu.

Güneş gitti.

Etrafı pembemsi bir alacakaranlık kapladı. Semada yıldızlar yandı. Yarım ay doğdu. Hızlı geçen zamana karşı özgürlüktü sahra. Sınırsız ihtiyaçlar silsilesinde bir gölgelik.

Bir sınırsızlığın ortasındaydım o an. Kainatın enginliğiyle yaşanan hayhuylu hayatın gerçeği arasındaki ölçülemez bir orantısızlığı insanın yüzüne çarpıyordu. Maddesiz yalın bir gölgenin içinde, sonsuzluğun parıltısı kaplamıştı her yanı.

Su gibi İngilizce, İspanyolca ve Fransızca konuşan Muhammed ile sohbet ediyorduk. Hiç okula gitmediğini, okuma yazma bilmediğini söylüyordu. Ama Muhammed, hayatı ve insanı tanıyordu. Muhammed, develerini Allah’ın yarattığına inanıyordu ve ahirete iman etmişti. Başına gelen hadiselerde kadere teslim oluyor, yalnızlığını meleklerle aşıyordu. “Çöl,” dedi, “meleklerle dolu.”

Muhammed o an benim nazarımda dünyanın en bilgili adamıydı.

“Onlar yalnızca dünya hayatının zahirini bilirler. Onlar, ahiretten gafil olanlardır.”

Mealen, böyle diyordu Rûm Sûresi 7. ayet.

Kongredeki çoğu bilim adamı, dünyanın zahirini biliyordu.

Muhammed, dünyanın hem zahirini hem batınını biliyordu.

Muhammed, ahireti biliyordu, ahiretten gafil olanlardan değildi.

Muhammed, gayba iman etmişti.

Muhammed, hayatın bilgisini elde etmişti.

Benim çölden öğrendiğim buydu.

Deve sütü

Deve sütünün en önemli özelliklerinden biri, kaynatılmadan içilmesi. İnek sütüne göre besleyicilik değerinin daha yüksek olduğu söyleniyor.

Develerin burun delikleri

Develer istediklerinde burun deliklerini kapatıp açabiliyorlarmış. Böylelikle kum fırtınalarında kum solumaktan kurtuluyorlarmış.

Develerin üçüncü göz kapağı

Develerde bulunan şeffaf göz kapağı kum fırtınalarında Allah’ın onlara bahşettiği bir ikram. Alt ve üst göz kapaklarının aksine üçüncü göz kapağı göz küresi üzerinde yatay olarak hareket ediyor. Vikipedi’de okuduğuma göre bu üçüncü göz kapağı başka hayvanlarda da mevcut ve onlara mahsus işlevi var. Kunduzlar ve manatiler gibi su altına dalan bazı hayvanlarda gözü su altında korumak için kapatırken deniz aslanı gibi başka su altına dalan hayvanlarda ise kum ya da başka birikintileri gözden çıkarmak için karada iken işlev görüyor. Hayvanların çoğunda işlevi gözdeki yabancı maddeleri çıkarmaya yardımcı olmak. Yırtıcı kuşlarda aynı zamanda yavrularını beslerken ebeveynlerin gözlerini yavruların gaga darbelerinden koruyor. Mesela, doğanlar yaklaşık 320 km/s’lik hızla dalış yaptıklarında üçüncü göz kapakları açılıp kapanarak yabancı maddeleri dışarı atarken gözün de nemlenmesini sağlıyor. Kutup ayılarında, üçüncü göz kapağı gözleri kar körlüğüne karşı koruyor. Köpekbalıklarında, avlarına saldırırken kapanarak gözlerinin korunmasına hizmet ediyor.

18 Ekim 2013, Cuma
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.