CUMA Yazarlar Mustafa Ulusoy

Vazgeçme

Yenilmek mesele değil” diyor şair (Ebubekir Eroğlu). Yenilmek de yenmek kadar kaderimiz çünkü. Bir yenmek bir yenilmek. Bazen şah olmak bazen mat olmak.

Düşe kalka yürümeyi uygun görmüş kader. Pürüzsüz bir yol değil yolumuz. Engebesi de bol, virajı da. Bir dağ yolu misali bizimkisi. Bazen kıvrıla kıvrıla, bazen yalpalaya yalpalaya. Bir yanımız uçurum, bir yanımız heyelan.

 Bizim sabit makamlarımız yok. Melekler gibi ne terakki ne tedenniye uğramayanlardan değiliz.

 Çetin bir yolun yolcusuyuz. Müşkül bir yolun. Dar ve tehlikeli. Dengeyi tutturmak hayati meselemiz. Her daim tetikteyiz. Çünkü “Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dâr-ı teklif ve mücâhededir.”

 Bir mücahedenin içindeyiz. Bir harbin ortasında.

 İnsan olmak ateşten bir gömlek. Bize verilen aklın bir bedeli var. Kainatı ihata eden şuurun bir bedeli. Kainatın gelip içine sığdığı kalbin de bir bedeli var.

İşte bu yüzden vazgeçme.

Yenil ama vazgeçme.

“Benden adam olmaz,” sözünü şeytanın suratına çarp gitsin.

Mutlak Varlık seni yarattıysa bir bildiği var, inan O’na. Güven. Sana bir hayat bahşetmişse sana olan güvenindendir diyebil.

Sana güvenine güven.

O’nun hiçbir şeyi boşu boşuna yaratmadığı gibi seni de boşu boşuna yaratmadığını bir an olsun unutma. Yolun en virajlı yerinde, uçurumun en dik menfezinde unutturmaya çalışacak sana bunu şeytan. Sakın unutma.

 Vazgeçme.

Şaire (Ebubekir Eroğlu) kulak ver: “yenilmek mesele değil/ilham eder bir daha denemeyi/balta yemiş bir ağacın/sürgün vermesi gibi”

 Bir yanda nefis bir yanda akıl, bir yanda kalp ve bir yanda ruh.

Bir oldubittiye getirmek istiyorsun hayatı. Bir oldubittiyle nefsinden sıyrılıp kurtulmak istiyorsun.

Savaşı sen bitiremezsin. Savaşı Ölüm Meleği bitirir, “Tamam, buraya kadar,” der, “şimdi savaşın bilançosuna bakalım.”

 Sen bir nefersin. Dünyanın şahit olduğu tüm harplerden daha çetin, daha müşkül bir harbin neferi. Elinde bir bomba yok, nefsinin üzerine atıp onu yok edecek ve bir güzel rahatına bakacak. Her an devam eden bir harp bu.

 “Kur’an’da Nefs Kavramı” diye bir kitap okuyordum. Şaştım kaldım. Bozuk bir saate döndü o an zihnim. Bir yandan da moral buldum, sevindim, umutlandım. Hasan-ı Basri, “Başıboş ata gem takmak, nefsin terbiyeyi kabul etmesinden daha kolaydır,” diyordu. Bizim hemen havlu attığımız nefis terbiyesine bir ömrünü harcayanlar vardı: Süfyân es-Sevri, “Nefsimden daha zor hiçbir şeyle mücadele etmedim. Bu mücadelemde bazen ben, bazen de nefsim üstün geldi,” diyordu.

 Basit bir harp değil bu

Serî Sekatî diye bir zat vardı ki şapka çıkardım: “Otuz kırk yıldır nefsim havucu hurma pekmezine batırıp yemek istiyor ama yine de ben onun istediğini yerine getirmiyorum.”

 İşte böyle zorlu bir mücadele bu. Bu denli çetin.

Vazgeçme.

Benden adam olmaz sözünü şeytana iade et. Kalbine bir ok geldi diye çocuklar gibi ağlama.

Basit bir harp değil bu.

 “Ve o harb ise; nefis ve hevâ, cin ve ins şeytanlarına karşı mücâhede edip günahlardan ve ahlâk-ı rezîleden, kalb ve ruhunu, helâket-i ebediyeden kurtarmaktır.”

 Böyle bir harp işte bu.

Hepimizin içinde olduğu bir hengame. Kalplerimiz savaş alanı.

 “Benden adam olmaz,” yerine, “Ben zaten adamım, ama nefsim ahmak,” de. Bak o zaman sana katılırım.

 Senden adam olur. Senden âlâsı olur.

Sen zübde-i âlemsin. Yeryüzünün halifesi. Kainatın küçültülmüşü..

İncecik bir umuttur hayat, ip gibi. Zifiri karanlıkta, üstünde bir kainat taşıyan.

‘Tutkularına gülmelerine izin ver’

Geçen hafta Tarkovski’nin Kurban filmini izleyince, bu hafta kendimi tüm filmlerini yeniden seyrederken buldum. Bir roman uyarlaması olan Stalker (İzsürücü) adlı filmi  ise defalarca seyredilmeye layık. Bu filmin bir sahnesinde İzsürücü’nün yaptığı duayı alıntılıyorum.

“İzin ver planlanan her şey gerçekleşsin. İnanmalarına izin ver. Ve tutkularına gülmelerine izin ver. Çünkü onların tutku dediği gerçekte bir duygusal enerji değil, ruhları ve dış dünya arasında bir sürtüşme. En önemlisi de kendilerine inanmalarına izin ver. İzin ver çocuklar gibi çaresiz olsunlar. Çünkü güçsüzlük muhteşem bir şeydir güç ise hiçbir şey. İnsan doğduğunda güçsüz ve uysaldır, öldüğündeyse katı ve duyarsız. Bir ağaç büyürken hassas ve esnektir. Ama kuruduğunda ve sertleştiğinde ölür. Sertlik ve güç ölümün refakatçisidirler. Uysallık ve güçsüzlük varlığın dışavurumlarıdır. Çünkü katılaşan hiçbir zaman kazanamaz.”

Evimiz neresi?

Risale-i Nur’daki şu paragraf dünyayı ne güzel betimliyor.

 “İnsan olan bir insan diyebilir ki: ‘Benim Halık’ım bu dünyayı bana hane yapmış, güneş bir lambamdır. Yıldızlar benim elektriklerimdir. Yeryüzü çiçekli‑miçekli halılarla serilmiş benim bir beşiğimdir.”

Not: 10 Kasım Pazar günü 14.00-15.00 arası Tüyap Kitap Fuarı’nda Kapı Yayınları Standı’nda dostlarla sohbet edip kitaplarımı imzalayacağım.

8 Kasım 2013, Cuma
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.