Mustafa Ünal

m.unal@zaman.com.tr

GÜNDEM Yazarlar Mustafa Ünal-Necaşi’nin memleketinde...

Necaşi’nin memleketinde...

Sadece Necaşi’nin değil, Bilal-i Habeşi’nin de memleketi Etiyopya. Ülkenin eski adı Habeşistan. ‘Yanık yüzlü’ insanların coğrafyası. Afrika’nın tam merkezi. Hiç işgale uğramamış, hiç sömürge olmamış. Çok yer gördüm. Etiyopya başkaydı. Bende derin izler bıraktı. Acep Necaşi’den midir, yoksa Bilal-i Habeşi’den midir?

6 ay önce Addis Ababa’daydım. Necaşi’nin ülkesi, Türkçe Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmıştı. Adı ‘Necaşi’ olan Türk okuluna uğradık. Yeni yerine taşınmış. Her şeyiyle çok farklı. 8 yıl öncesini hatırlıyorum, küçük bir binadaydı. Bahçesi ufaktı. Küçük Nesrah’la orada karşılaştık. 9 yaşındaydı. Okula yeni başlamış, Türkçesi, konuşmak için yetersizdi. ‘İyiyim’ diyebildi.

Unutulmaz kılan özelliği, etkileyici hikâyesiydi. Hocası Barbaros Batir anlattı. Şimdi kim bilir hangi diyarlarda... Nesrah, sıradan bir öğrenci değil. Son Osmanlı sefirinin torunu. Dedesi Etiyopya’nın son büyükelçisi Mazhar Efendi İstanbul’a dönerken Cibuti yakınlarında hayatını kaybeder. İstanbul, çok uzaklarda. Ailesi çaresiz Etiyopya’ya geri döner. Ve orada kalır.

Yıllar sonra Türk okulu açıldığında aileyle irtibat kurulur. Ve torun Nesrah, burslu öğrencilerden biri olur.

Etiyopya’daki Türk okulları bir başka nedenden gündemde. Cumhurbaşkanı ‘Bu okulları kapatın. Biz yenisini açalım’ dedi. Sürpriz değil. Hoşlanmadığı eğitim kurumlarına savaş açtığı biliniyordu. Dershanelerin kapısına kilit vurdu. Sıra okullara geldi. Hem de yurtdışındakilere... Afrika programı açıklandığında ‘Cemaat’e kötü haber. Cumhurbaşkanı, okulları kapatma turuna çıkıyor’ diye sevinç çığlığı atanlar oldu. Erdoğan, onları yanıltmadı. Gezinin ilk durağında ‘Kapatın bu okulları’ dedi. Kapalı kapılar arkasında değil, kameraların önünde. Tarih, bu cümleyi kaydetti. Basit ve sıradan bir cümle değil bu. Dünya döndükçe hatırlanacak. Bu topraklarda zaman zaman dünyanın dört bir yanına yayılan okullardan rahatsız olanlara rastlandı. 28 Şubat’ın kimi generalleri ve Doğu Perinçek gibi.

Oklarının çoğu içeriye dönüktü. Yurtdışındaki okullara daha toleranslı bakıyorlardı. Tavırları aleni ve düşmanca değildi. Üsluplarına belli bir mahcubiyet hakimdi. Bugün mü? Manzara bütün çıplaklığıyla ortada. Tarihte örneği var mı acaba? Hiç sanmam. Addis Ababa’yı dolaşırken Yunan ve Ermeni okullarını görmüştüm. Başka milletlere ait yüzlerce okul var daha. ‘Okulları kapatın’ cümlesini duyunca onları hatırladım.

Okullar arasında rekabet müthiş. Türk okulları rüşdünü ispat etmiş. Başarısı ve özgün yapısıyla ilgiyi üzerinde toplamış. Cumhurbaşkanı, Necaşi’nin memleketinde ‘Siz onları kapatın, biz yenisini açarız’ dedi. Biz dediği Türkiye. Devlet, Milli Eğitim Bakanlığı yani. Bu tip eğitim faaliyetlerinin ruhuna aykırı. Dünyanın her yerinde bu tip okullar sivil toplumun, vakıf ve derneklerin işi. Devlet girerse ‘siyaset’ karışır.

Devlet, bu kadar yaygın eğitim faaliyetinin ne altına girebilir ne de üstesinden gelebilir. Türkiye’de eğitim şu an en sorunlu alan. AKP’nin güzel okul binaları yaptığı doğru. Ama eğitim dökülüyor. Kapatmak, yıkmak kolay. Ama inşa etmek zor. Bu işler fermanla olmaz. Para yetmez. Parayla sadece bina dikilir. O kadar.

Şaheser Süleymaniye Camii’ni iki ameleyle yerle bir edebilirsiniz. Yeniden inşa için Mimar Sinan lazım. Dünyanın ‘kuş uçmaz, kervan geçmez’ yerlerine kadar uzanan her bir okulun büyük hikâyesi var. Her binada henüz yazılmamış destansı hikâyeler saklı. Cumhurbaşkanı adına üzüldüm, yoksa okullar için değil.

Bu okullar fermanla kurulmadı ki, fermanla kapatılsın. Amacım da zaten okulları anlatmak değil. Onlar lisan-ı halle konuşmakta zaten. Bu okullar ne kışlar, ne fırtınalar gördü. Bu rüzgâr da geçer...

25 Ocak 2015, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.