GÜNDEM Yazarlar Mustafa Ünal-Öcalan’ın sekretaryası

Öcalan’ın sekretaryası

Çözüm için müzakereler başlayacakmış. Bir tarafta İmralı. Başmüzakereci Öcalan. Bir sekretaryası olacakmış. Adalet Bakanlığı, üzerinde çalışıyormuş. 5 kişiden oluşacakmış. İmralı, Kandil’in de temsil edilmesini istiyormuş. ‘Mış, muş’ diye yazıyorum çünkü resmen açıklanmadı. Tekzip de edilmedi. HDP açık konuşuyor. İktidar yarım ağız.

Müzakere masasının diğer tarafında hükümet oturuyor. Tek bir bakan değil. Orası da kalabalık. ‘İki yıldır sürmüyor muydu müzakere?’ diye sorabilirsiniz. Yeni bir aşama herhalde. Öcalan’la yeni görüşülmüyor ki. Ada’yla sürekli temas var. Hem Ankara’ya hem de örgüte mesajlar gelip gidiyor. Sürecin perde arkasında nelerin döndüğünü öğrenmek zor. Ama perdenin önü çok karmaşık. Nereden mi çıkarıyorum? İktidarın konuşmalarından... Çok etkili bir bakan 6-7 Ekim olaylarını kastederek “Ben Öcalan’ın rolü olduğunu düşünüyorum.” dedi. Kobani eylemleri basit olaylar değildi. Ülkede iç savaş manzaraları oluşturdu. Asker sahaya çıktı, sokak başlarını tanklar tuttu. İsyanın provasıydı. 40 kişinin hayatına mal oldu.

Söz konusu Bakan ‘Öcalan’ın verdiği mesajın bu olayları tahrik ettiği kanaatindeyim’ de dedi. Şaşırtıcı mı? Değil. Olayların sorumlusunun terör örgütü olduğuna şüphe yoktu. Özellikle Kandil’in rolü konusunda. Gerçi iktidar farklı senaryolar seslendirdi. ‘Dış güçler’ hatta ‘Pensilvanya’ bile dendi. O yara daha sıcakken masaya nasıl oturulacak? Devlet 40 kişinin hesabını sormayacak mı? Hunharca katledilen Yasin Börü’nün dosyası açık mı kalacak?

Öcalan olayların sorumlusuysa, sokağı tahrik eden oysa, tam o noktada bir dakika durup düşünmek gerekmez mi? Adında barış ve çözüm kelimeleri yer alan süreç bu kanlı yoldan nasıl ilerleyecek? Sekretarya için yara biraz soğusaydı. Dünyanın her yerinde terör örgütleriyle müzakerenin ilk şartı silahların terk edilmesidir. Elde silahla müzakere olmaz. İktidar hiç değilse görüntüyü kurtarsaydı.

Silah, çözümün üzerinde demoklesin kılıcı gibi. Sürecin ivmesini örgüt belirliyor. Sokakları ateşe verdi. İktidar adım atmaya başladı. Akilleri hatırladı. Bir ‘eylem planı’ çıktı ortaya. Bak şimdi Öcalan’ın sekretaryasını tartışıyoruz.

Kafa karışıklığına bir örnek daha. Cumhurbaşkanı’ndan. Erdoğan Letonya’da konuştu. ‘O iktidarın bir parçası değil’ diyebilirsiniz. Kâğıt üzerinde ‘evet, değil’ ama fiilî durumu ortada. İzaha gerek var mı? Her adımı ‘partili cumhurbaşkanı’ gibi. Letonya’da ‘Çözüm sürecini hazmedemeyenlerin’ varlığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı “Terör örgütü ve uzantısı olan siyasi partinin yaptıkları nedeniyle sıkıntılar yaşanıyor. Hükümetimiz yeni bir taslak hazırladı...” dedi.

‘Taslak’ dediği, çözüm planı olmalı. Bakanlar Kurulu’nda görüşüleceği ve Meclis’e sunulacağı haberini Cumhurbaşkanı verdi. Bunun sürecin en ciddi adımlarından olacağına kuşku yok. Benim takıldığım ilk cümle... Cumhurbaşkanı PKK ve HDP’nin tavrından şikayetçi. Onlardan dolayı sıkıntı yaşandığını söylüyor.

Terör örgütü ve HDP çözüm sürecinin tarafı değil mi? Orada sıkıntı varsa ‘sekretarya’ adımı nasıl atılacak? Sıkıntı sürerken sürecin ivme kazanmasını izahı ne ola? Erdoğan’ın ‘sıkıntı’ tespitine itirazım yok. Doğru. Örgüt terörü askıya almış değil. Bina yakma, yol kesme, adam kaçırma artık rutin faaliyet. Bu satırları yazarken bir iktidar milletvekilinin “PKK’lı olmayanların bölgede seyahat özgürlüğü bile kalmadı.” cümlesi düştü ekrana. Bu gerçeğin herkes farkında. Devlet çekildi, meydan terör örgütüne kaldı. Çözüm sürecine halel gelmemesi için her şeye ama her şeye göz yumuluyor.

Öcalan’ın sekretaryasının kimlerden oluşacağını tartışmak daha heyecanlı. Perdenin arkası da önü gibiyse memleket adına endişelenmek için çok sebep var demektir...

24 Ekim 2014, Cuma
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.