Nazan Bekiroğlu

KÜLTÜR Yazarlar Nazan Bekiroğlu-“Ruanda Oteli”

“Ruanda Oteli”

Ruanda Oteli (2004)’ni yeniden seyretmek ihtiyacını duydum. Savaşların tarihi değil ama içyüzü çok sonra açığa çıkar.

Çünkü sebep, bizim gördüğümüzden başka yerdedir çoğu zaman. Kaldı ki bu bile tarihi yazanların görmemize izin verdiği kadarıdır. Ruanda’da 1994’te yaşanan korkunç katliamı gerçek olaylara dayanarak anlatan bu film, tarihin ikiyüzlülüğünü fark etmek için yeterli.

Ruanda, kaynakları zayıf bir Afrika ülkesi. Belçika sömürgesi olduğu dönemde halk burnuna, tenine bakılarak Tutsi ve Hutu olarak “tanımlanmıştı”. Aynı dili, dini, tarihi ve gelenekleri paylaşan bu insanlar, Belçika, arkasında bölünmüş bir halk bırakarak çekip gittikten sonra kendilerini bir iç savaşın ortasında bulmuşlardı. Güç kimin elindeyse zalim o oluyordu ve güç zaman zaman el değiştiriyordu. Kimsenin yeni bir başlangıç yapmaya niyeti yoktu.

Filmin meselesi bir yandan bu kardeş kavgası ve katliam öbür yandan özgürlüğün, demokrasinin, insan haklarının, hukukun ve adaletin ülkesi olmak için kendisi de çok bedeller ödemiş olan batının “öteki” tarihine yöneltilmiş eleştiri. Meşhur katliam, Interahamwe olarak örgütlenen Hutular tarafından hem Tutsilere hem de ılımlı Hutulara karşı yapılmıştı. Hutuların elindeki radyoda şimdi nefret dolu bir ses “Yüksek ağaçları kesin” parolasını vermektedir, “Bulun vatan hainlerini. Hiçbirisinin kaçmasına izin vermeyin.” Silah alacak paraları olmadığı için Çin’den ithal edilen ve katliamın simgesi olan satırlarla yollara dökülmüştür Interahamwe milisleri. Gelecek nesilleri yok etmek adına yetimhanelerin bile hedef alındığı toplu bir “temizlik”.

Hikâye diğer yandan Mille Collines otelinin müdürü Paul’un 2000 kadar mülteciyi otelinde korumasının ve bu arada siyah-beyaz fonu üzerinde kendisiyle yüzleşmesinin hikâyesi. Pratik zekâlı Paul, ılımlı bir Hutu’dur ve bir Tutsi ile evlidir. “Seviyesinin düşürülmemesi ve saygınlığının korunması gereken” otele ve görevine aşkla bağlıdır. O hengâmede bile takım elbise ve kravatı ihmal etmez ve bir süre otelinin standardını korumak ile vicdanı arasında kalır, her şeyin düzeleceğini ümit ettiği için işini kaybetmekten korkar. Korku ümittir; oysa karısına, palalarla kesilmek yerine çocuklarıyla birlikte intihar etmesini öğütledikten sonra sadece vicdanıyla baş başadır.

BM ise barışı korumak için buradadır, kurmak için değil! Gözüpek gazetecinin kaydettiği katliam görüntüleri akşam haberlerinde bütün dünyaya servis edilse de insanlar “Ah Tanrım ne korkunç” dedikten sonra yemeklerini yiyecektir. Paul ise böyle bir canavarlığa tanıklık edenlerin geleceğine dair hâlâ ümit beslemektedir. Kimse yardıma gelmez oysa. Gelenler de, batı, tüm güçlü devletler, güvendiklerinin hepsi, beyazları tahliye edip döner. Siyahlar gözden çıkarılmıştır. Meselenin soykırım olup olmadığı bile siyasal retorikte kaybolur. Paul o zaman kendisini adadığı otelin temsil ettiği dünyadaki anlamını kavrar. Şaraplar, çikolatalar, purolar arasında bir tarz olarak kabul görmüş olsa da o bir hiçtir. Beyazlar, siyahların tuttuğu şemsiyeler altında sömürge romantizmini aratmayacak bir pitoreskte oteli terk ederken sarışın kadın üzülür ama yapacak bir şey yoktur!

Ruanda’da katliama kurban giden insanların batı için bir oyluk değerinin bile olmadığını yine bir batılı ağzından işitsek de bu, “sarışın kahraman” klişesinde rahatsız etmez bizi. Çünkü insanlar artık sadece iyiler ve kötüler olarak ayrılmıştır. Ve doğal olarak merak eder mazlumlardan biri: “İnsan neden bu kadar zalimdir?” Cevap: “Nefret. Ya da bilmiyorum.”

Ruanda bu iç savaştan sonra kan’ı hatırlattığı için bayrağından kırmızıyı çıkarmıştı. İnsan bir milyon kişinin can verdiği böyle bir kırımdan kurtulsa bile böyle bir şeyi nasıl unutabilir? Her şey eskisi olabilir mi? Hiçbir şey olmamış gibi yaşanabilir mi? Olabilir. Toplum, hücrelerini çok çabuk yenileyebilen bir organizmadır. Geçmişi ancak gelecek telafi edebilir. Bazı şeylerin değerini bilmek çok pahalıya mal olabilir ve uğrunda ağır bedeller ödenen şeyin ne olduğu başlangıçta fark bile edilmeyebilir.

12 Nisan 2015, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.