Nazan Bekiroğlu

KÜLTÜR Yazarlar Bâb-ı cümel

Bâb-ı cümel

* Hikâyesi olmayan tek şey, ismi bilinmeyen. İsimleri, varlıkları beyanındadır.

* Her şeyin bir hikâyesi olması bir isim taşımasından. Şey’in, kendisine bir isim verilen evrenle sürgün düştüğü bir evren arasında taşıdığı ilgi, bir hikâyeden başka ne olabilir ki?

* Ne hâlimi isme dökebildim ne hâlimle iktifa edebildim. Oysa her şey bir isim kalsın diye geriye. Kendisinden razı olunan bir isim.

* Razılık. Doğar doğmaz kulağıma fısıldanarak bana dua olan ismime müsemma oluşumda ya da ona asiliğimde.

* Bazıları önce bir isim olarak yaşar. Sonra bir isimden ibaret kalır. Sonra o da kalmaz.

* Dünya yüzünün hiç de bitimsiz bir ân-ı ebedi olmayan çizgisel zamanında, gidilip de dönülmeyen, tekrar bile edilmeyen dünlerinde, bu günlerinde insan unutkandır. Unutmak ilk insanla başlar. Oysa o hatırlamalıdır.

* Demek insan, verdiği sözden dönüyor, bildiğini unutuyor. “Kader böyle” miymiş? Yo! Kimse “Kader böyle” demesin. Gücümün sınırları dışına çıkan şey kaderimdir. Ama gücümün sınırları içinde kader ben’im.

* Evrenin başlangıç metni; nokta. Bitiş cümlesi; yine nokta. Biri açılış diğeri toplanma. Biri kargaşadan düzene diğeri düzenden kargaşaya. Biri düzelme diğeri dağılma.

* Bir oyunun içinde yaratılmış gibiyiz. Ama oyun olsun diye yaratılmış değiliz.

* Rüyadayız. Rüyada çekilen acının hükmü ancak şu sulardaki yansımalar kadar. Ama bu kadar basit değil çünkü aslı var gerçeği var. Gölgeden öte hükmü var.

* Ey kelimelerin kelimesi. Kurdun perdeni. Yaktın çerağını. Rüya üstüne rüya. Hayal üstüne hayal.

* Sen taş kadar toprak kadar gerçeksin. Gölge olan benim. Hava kadar havai, su kadar seyyâleyim.

* Görsem. Bilsem. Kendimi affetmesem önce, sonra affetsem. Böylece aslıma dönsem.

* İnsanın anlayışsızlığı, dünya âleminde bir göz kamaşması. Sığdırabilirse kalbine sığdırır. Vakti gelince istemese de istese de nasılsa anlaşılır.

* Âdemoğlu ne kabahat işlese hepsi de toprağın sırtına kalır. Oysa toprak masum, ne kabahati var?

* Kendilerini ölüm çağıran bir kadınla bir erkeğin hikâyesini mazur gösterecek kalpten başka ne var ki?

* Sevilende uyanan mukabele arzusuyla. Fark edenin fark edilene yüklediği suç ortaklığında. Arzulanan her kadın ve arzulayan her erkekte yasak ağacın meyvesinden bir parça. Cenneti böyle kurduk. Sonra kovulduk.

* Dünyanın mahiyeti bulanık bir su. Kalpleri yarı yolda bırakan da en fazla bu korku.

* Günahla arasındaki perde, meşrulaştırılmış günahın ta kendisi.

* Hünkârdım. Tahtımın kenti bahtımın kentiydi. Hiçbir âşık benim kadar kendini aldatmamıştı.

* Sığ sularda yüzmeye alışıktım. Denizin dibinin ne uçurumlar sakladığını bilmeden açılmaya kalkıştım. Boğulmadıysam da vurgun yedim. Sakatlandım.

* Sır saklamak bana mahsustu. Taşlar ve sular konuşurdu, ben konuşmazdım. Lâkin içimdeki ummanı tutamadım. Önce sızdırdım sonra taşırdım.

* Hayatla arama giren kabadayı bir imaj dönüşüm müessesesi. Acımasız çark. Üst dil. Değişim. Deformasyon. Tekallüb. Tıp! Dur! Hayat tekallüb eder. Yürek de. Geçelim.

* Bedeli hayat olsa da, şaşılacak kadar kurgudur yine de kelimeler arasındaki suhuf.

* Bedeli hayat olan yazının kurgusundan söz etmek ne kadar abesse, mahiyeti değişmiş bir dostun eski haline yazılan bir mektup da o kadar acı.

* Nuh’un gemisinde yaralı bir kedi. Ben neredeyim?

9 Şubat 2014, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.