Nazan Bekiroğlu

KÜLTÜR Yazarlar Nazan Bekiroğlu

Denizin acısı

Kıyameti tecrübe eden günleri vardır bu şehrin, çok sayılı, çok nadir fırtınaları, beş-on yılda bir gelir.

Öyle bir gün. Aslında böyle bir sabaha uyanacağınızı geceden uykunuzu bölen rüzgâr, alışılmadık kıble sıcağı haber vermiştir. Küçücük bir balkon bile bu güç gösterisi için yetmiştir. Toprakla hemzemin bir gecekondu gibi bir apartmanın onuncu katında da aynı şey seyredilir. Saksılar uçmuş, dallar yapraklar kırılmış, rüzgâr çanı parçalanmıştır. Aritmetiğince tasarlanmış akarlar, denklemi bunca yağmur üzerinden kurulmuş problemlere dayanamamış, tıkanmıştır. Sözüm ona çok iyi yalıtılmış pencere pervazları daha fazla göğüs gerememiş, gelene buyur demiştir.

Fakat asıl, sabah gözünüzü açıp da pencereden dışarı baktığınız anda anlarsınız olup biteni. Bu kadarını tahmin bile etmemişsinizdir. Güz büyük bir fırtınayla başlamıştır. Komşu dairenin camı arkasından bakan tazenin yüzünde gördüğünüz ifade olağanüstü bir şeyler olduğunu doğrular. Dalgalar, doldurulmuş denizin ötesinde, sürüldüğü yerde bile sıra sıra gelmekte, ürkütücü cüsseleriyle dağ gibi yükselmektedir. Suyun öfkesi. İstese her şeyi geri alacakmış gibi. Kim onu tutabilir? Deniz masum. Kendisine katılanı geri itmekte, kendisinden alınanı geri istemektedir. Karadeniz yaralı bir dev gibi inlemektedir.

Kumsalın üzerine oturan, dere yatağının üstüne yatan insanoğlu ise şimdi kırık sandalını kurtarmak için mücadele etmektedir. Dozerler bu kez dizlerine kadar paçayı sıvamış, suya girmiş, derenin önünü açmak için ha babam gayret sarf etmektedir. Su denize kavuşsun, dere taşmasın diye! Aynı dozerler şunun şurasında birkaç ay evvel akması gereken suyun önünü kesmiş, üzerini kapatmış değil miydi? Ne dengesiz bir oyun bu?

Bu bir uyarıysa, Karadeniz doldu da taşmaya kalkıştıysa, bu hasarın gündüz gözüyle çıkarılması gerek. Yola düşersiniz. Deniz koca koca kayaları fırlatmış, asfalt göz göz açılmıştır. Dalgaları yakından görmek için şehrin bütün delileriyle aynı sahile inersiniz. Delilerin yani kendi acısını ancak emsal bir acının varlığında dindirebilenlerin.

Bu deniz şehrinde kumsal diye tek yer kalmıştır handiyse. Ama hayret! Şimdi o bile kalmamıştır. Deniz orda verdiğini burada mı geri istemektedir? Öyleyse işte bu bir felakettir. Oysa daha dün şu sahilde yürümüş, eylül ufkunu gözlemişsinizdir. Bir felaket filminin setine benzer inmeye çalıştığınız kumsal. Naylon poşetler, teneke kutular, plastik bardaklar, ne olduğu belirsiz kırık dökük atıklar suda yüzmektedir. Yazdan kalanlar, insan artıkları.

İnsanlar sağa sola koşturmakta, yüzler sararmış, dudaklar uçuklamış: “Deniz bizi korkuttu hocam.” Diğer yandan şimdi herkes bilge kesilmiş, ahkâm kesmektedir: “Doğayla oynamamak gerek azizim!” Yaa, şimdi öyle mi oldu? İlahi insan! Ne gafilsin sen! Seni bozguncu, seni fitne çıkarıcı! Seni küçük akıllı, cingöz şey! Seni tilki kurnazı! İki teknolojik hile ile her şeyi kendine amade kılacağını zannetmiştin değil mi?

Yaradılışın en sade yanıyla yüz yüze gelirsiniz yine de. Martılar balık, köpekler martı kovalar orada. İçinizi bu serinletir.

Büyük bir tabiat olayına tanık olmanın ürküntülü sevinci. Seyri güzeldir sıcacık bir şala sarındıkça ve kahvenizi yudumladıkça. Geriye birkaç fotoğraf kalır. Denizi tanıyanların gözüyle bakarsınız göklere. Bilirsiniz, fazla sürmez. Büyük ihtimalle yarın sabah sütliman bir denize uyanacaksınızdır. Denizin ihtilali yarım kalmaya mahkûmdur ve şehrin böylesi, doldurulmuş denizler üzerinde yükselmeye devam edecektir.

İçinizde derin bir acı. Büyük bir öfkenin nezaretinde katlanılmaz bir acı. Denizin acısı. Ve uğultu.

Her acı gibi bu da bir bilgi doğurur. Azımsanamayacak bir bilgi kâr kalır yanınıza; kıyamet vardır ve iyi ki vardır.

Çünkü denizin acısı, önünde diz çökülecek acılardandır. Böylesi bir acıyı çekip de kendisini sağ salim kurtarabilenlerin karşısında çünkü ancak diz çökülebilir. Çeken, bu cehennemden kendisini sağ salim kurtaramasa bile böyle bir acının kendisi bile saygıdeğerdir. Ve böyle bir acı ancak kıyamet günü temizlenebilir. .

28 Eylül 2014, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.