Nazan Bekiroğlu

KÜLTÜR Yazarlar Nazan Bekiroğlu-‘Gurebahane-i Laklakan’

‘Gurebahane-i Laklakan’

Ahmet Haşim’in “Gurebahane-i Laklakan” isimli meşhur denemesindeki Greguvar Bay’ın kimliğinde bir medeniyeti yüzeyden seyretmek eleştirilir.

Haşim, Bursa’da Hüdavendigâr Türbesi, Yeşil Cami, 300 senelik bir Kur’an, Murad Hüdavendigâr’ın “ceylan derisi bir seccade, zırhlı bir gömlek ve bir miğferden ibaret” mirasını ziyaret ettikten sonra gitmiştir ona. Bursa’daki Osmanlı mirası soğukkanlı ve asil, gösterişsiz fakat çok derin bir geçmişle yüz yüze getirmiştir Haşim’i. Oysa Greguvar Bay’ın evindeki yığıntı bambaşka bir Osmanlı algısıyla karşılaştırır onu.

“Türk dostu, Türk sanatı meraklısı” bu adam güller ve çiniler arasında ölmek için elli altmış sene önce Bursa’ya yerleşmiş, kendisine bir geçmiş zaman köşkü kurmuş, bütün ayrıntıları dikkatle tanzim etmiştir. Burada her şey görünürde Türk usulüne göredir. Kahveler içilir, sırmalı peşkirler kullanılır, billur kadehlerde şerbetler yudumlanır, gül bahçesinden bülbül sesleri gelmektedir. Bahçeye Osmanlı mezarlıklarının kokusunu yaymaları için bol bol servi ağacı dikilmiş, çam ağaçları da “dönen Mevlevi”ye benzediği için tercih edilmiştir. Köşkün içinde taklit çinilerle kaplı duvarlar vardır vs.

Greguvar Bay’ın “hayatının asıl şaheseri” ise bahçesindeki Gurebahane-i Laklakan yani leylekler bakımevidir. Bu, Osmanlı’da örneği bulunan hayvan hastanelerinin minyatür bir kopyasıdır. Fakat hızını alamayan Greguvar Bay, oryantalist muhayyilesinin ateşi ile ona üç odalı bir pavyon ilave etmiştir. İlk oda Sadi odasıdır, ikincisi Gül ve Bülbül, üçüncüsü Vefik Paşa odası. “Türklere has eşya satan antikacı mağazalarından hiç farklı olmayan”, “Eski Türk sanatkârlarının el işleriyle, mercan ve fildişi saplı bağa kaşıklar, oklar, leğen ve ibrikler, gümüş aynalar, nargileler, halı parçaları, çevreler, kitap ciltleri ve buna benzer eşya ile dolu” her odanın ziyareti bir saat sürer. Haşim, onun “dehadan mahrum bir nevi Pierre Loti”, bir Şarkperest olduğunu anlar. Değil mi ki Pierre Loti de memleketine döndüğünde Şark odasına bir Osmanlı mezar taşı yerleştirmiştir.

Greguvar Bay’ın, eski bir leğen kapağı üzerindeki nakışlara karşı gösterdiği “ifratı bile aşan” hayrete dair savunusu makul görülebilir. Fakat onu yabancı kılan şey “Gizli Mabed”deki cümleyle “Şarkın görünmeyen tabakalarını” fark edememiş olmasıdır. Bu yüzden onun evinde hat levhaları, cilt ve ebrular mensup oldukları medeniyetteki anlam ve işlevleriyle değil sadece seyirlik bir nesneye, bir müze eşyasına indirgenerek leğen kapağı ve ibriklerle bir arada sergilenir. Bu, bir medeniyetin dışında kalmak, onu bir müze eşyası gibi seyretmekten başka da bir anlam taşımaz. Onun estetiğinden zevk almak gerçeği değiştirmez.

Gurebahane-i Laklakan, evet, Osmanlı’daki leylekler hastanesidir. Sakat ve hasta kuşlar için bir tür Darülaceze kuran zihniyet orada kanadı veya bacağı kırık leylekleri, bunamış kargaları, kör ve sağır baykuşları korur. Görevli, halkın sadakasıyla aldığı yiyecekleri “insan merhametine sığınan bu kuşlara dağıtır”. Greguvar Bay’ın fark edemediği şudur ki Gurebahane-i Laklakan sadece bir hastaneden ibaret olmayıp topyekûn bir zihniyeti ifade eder, onun bir tezahürüdür. Onu, kendisini var eden ve asırlar içinde teşekkül etmiş felsefenin, yine asırlar içinde davranışa dönüşmüş alışkanlıkların, kısacası bağlamının içinden koparıp başka dünyaya ait bir bahçe köşesine monte ettiğinizde kimlik algısının sorgulanması gerekir. Velev ki iyi niyetli olsun, göstermelik iki leylekle, nice zahmetle toplanıp sergilenen onca eşya yığını ile bir medeniyeti anlamak ve yaşamak/yaşatmak mümkün değildir. Orada olsa olsa turizm ve egzotizm boy verir. Milli şuurun üç beş parça eşyaya perestiş etmekle inşa edilemeyeceğine ilişkin Haşim’in -kendi zamanına dair- eleştirisiyle bitirmek en iyisi:

“Milli şuurun uyandırdığı deruni kuvvetler henüz büyük felaketlerin çekiciyle dövülmemiş, bu günkü olgunluğuna erişmemişti. Bu kuvvetler havai fişenkler şeklinde hayatın gecesinde, renkli ateşlerden akıcı nakışlar çizdikten sonra dağılıp gidiyordu.”

1 Şubat 2015, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.