Nazan Bekiroğlu

KÜLTÜR Yazarlar Nazan Bekiroğlu-Kassandra lâneti

Kassandra lâneti

Grek mitolojisine göre Prenses Kassandra, Truva’nın son kralı Priamos’un kızıydı ve Apollon’a verdiği sözden iffetini korumak uğruna cayınca zalimce bir cezaya çarptırılmıştı.

Buna göre evet, en büyük isteğine kavuşacak, bir kâhin olarak geleceği görebilecekti ama gördüklerine kimseyi inandıramayacaktı. Bu cezanın bir sonucu olarak on yıllık Truva savaşının sonunda geri çekilen Akhalar tarafından kumsala bırakılan tahta at şehrin kapılarından içeri bir masal şenliğiyle alınırken; Truva’nın yandığını, halkının kılıçtan geçirildiğini gözlerinin önünde açılan bir sahneyi seyreder gibi görmüş, halkını uyarmış fakat olacaklara kimseyi inandıramamıştı Prenses Kassandra.

    Kassandra’nın adı psikiyatride bir kompleksin de adı. Birbirine kavram ve terim vermeyi seven tıp ve edebiyatın tıp kanadında Oidipus kompleksi, Elektra kompleksi, Narsisizm gibi antik mitolojiden gelme terimlerin yanında duruyor.

    Mitolojik kâhinlerden medet ummaya gerek yok aslında. Başını çevirip de doğanın bugün geldiği duruma, ağaçlara, ormanlara, bulutlara, derelere, denizlere ve onların beniâdemden de önceki sakinlerine, karada, havada, suda, toprakta yaşayan canlılarına bakmayı bilen birazcık sağduyu sahibi biri kendisini rahatlıkla Kassandra gibi hissedebilir, onun gördüğü rüyayı uyanıkken görebilir. Teknoloji konforuyla gözü boyanırken ciğerleri sökülen bir dünyanın sakinleri eğer gönüllü bir işbirliği, bilinçli bir ihanet ya da zavallı bir gaflet içinde değillerse o lânetle yüz yüze gelebilir. Gözünün bebeğine batan dikenin acısını hissederken “Bir şey olacak. Hem de çok kötü bir şey, ben görüyorum da siz görmüyor musunuz? Nasıl olup da görmüyorsunuz?” diye haykırabilir ve hiçbir cevap almayabilir.

    “Senden gidenin ne olduğunu, attığın her adımda neye koştuğunu, bu işin sonunu görmüyor musun? Oysa hayret! Olacak olan ağaçların gövdelerini kaplayan kabuklardan, denizin dibinde kaynayan fokurtulardan, kızaran göklerden, ısınan topraktan okunuyor, kıyılara birikmiş, kirli kirli köpürüyor.

    Görmüyor musun, yer altından uğultular geliyor, dağların bacalarından dumanlar tütüyor. Zirvelerden, bunu seçemeyenler için solucanların sırtından, arıların kanatlarından okunuyor. Toprak kayıyor, balıklar toplu halde ölüyor, ormanlar çöle dönüyor, yerden zehirli alevler fışkırıyor, ölümcül hastalıklar mahşerin dört atlısının sırtında doludizgin geliyor.

    İnsanın, doğanın bir parçası olduğunu ve insanca yaşamak için öyle de kalması gerektiğini, bunun insanın da doğanın da en tabii hakkı olduğunu öğretmediler mi sana? Kimse öğretmediyse bile sen her şeye yeten aklınla bunu kestiremedin mi?

    Göller, göletler, kumsallar, yüzey ve yer altı suları, tuzlu sular, tatlı sular, kayalıklar, kaynaklar, dere yatakları, denizler, dalgalar, poyrazlar, lodoslar, karalardan ve denizlerden esen rüzgârlar, sisler, yağmurlar, fırtınalar, fundalıklar, çayırlar, havzalar ve hepsinin sakinleri olan canlılar, sürüngenler, memeliler, böcekler, kuşlar, kuşların on binlerce yıllık göç yolları, onların rotaları, durakları… Son bakir alanlar, son yağmur ormanları, hava, toprak, ateş, su, varlığın dört unsuru… Hepsinin hakkı ihlâl edilmiş, kimyasıyla oynanmış. Sen insanoğlu, hepsine sen dokundun. Hepsine sen göz diktin. El atmadığın hiçbir şey kalmadı. Hepsinin dengesini, saf uyumunu sen bozdun. Sen öyle olmasan onlar şimdi böyle olmazdı. Hepsi senden davacı.

    Gökler sessiz kalır mı sandın bu büyük kıyıma? Kıyametin kopmasına bir parmak ucu mesafe kaldı. Ağaçlar dile geldi gelecek, deniz taştı taşacak, gökler çöktü çökecek. O büyük sabra aldanma.

    Bir şey olacak hem de çok kötü bir şey. Truva kapısından içeri alınan tahta atı görür gibi görüyorum sana olacakları. Başınıza musibet yağıyor. Ben görüyorum da sen nasıl görmüyorsun?

    Binlerce yıllık doğanın sana ayrılan kısmını tükettin. Yolun sonu göründü ve ey insanoğlu bu kıyımın, bu acımasızlığın, bu gafletin, bu ihanetin, bu şımarıklığın, bu küstahlığın, bu kibrin, bu cerbezenin geri dönüşümü yok.”

29 Mart 2015, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.