Nazan Bekiroğlu

KÜLTÜR Yazarlar Olsun

Olsun

Önümde boş bir kâğıt, hayalimde bir zeytin bahçesi.

İki kelimeyi bir araya getirmeyi ölümcül bir meseleye dönüştüren biri için bu sayfayı yazıyla doldurmak bir sayıklama anlamına gelecek biliyorum. Hele de o yazı Kudüs için olacaksa.

Ama olsun. Ben ismimi bir kâğıda Kudüs’le yan yana yazayım da nasıl olursa olsun.

Öyle olsun ki “Son bir yazın kaldı yazacak” deseler konusu Kudüs olsun. Öyle dağıldım ki yazdığım her satırda, Kudüs özetim olsun.

Çok cümle söyledim, hepsi de yarım. En iyimser imlâyla üç nokta koydum sonlarına. Kudüs nokta olsun. Mürekkebim tükendi, varsın kanımla olsun.

Çünkü ben Kudüs’ü özledim. Ben Kudüs’ü, vuslatına ermiş de hasretine düşmüşler gibi özledim. Oysa ben Kudüs’e uzaktan baktım sadece, o da bir kere. Aramızda Ölü Deniz’in suyu, eteklerimde tuz, gözlerimde bulanık perdeden bir bakış vardı. Biz bize olalım bu defa. Ben ve Kudüs. Yabancı olmasın, Ölü Deniz girmesin aramıza. Bu kez lebaleb olsun.

Kudüs’ün haritası arş-ı âlâ katında. Dünya sınırları olmaz olsun. Olacaksa bile razıyım pasaportuma vurulacak damgaya. Bedeli neyse öderim. Yeter ki olsun. Eğer ezel gününden bir esinti beni bulacaksa feda edilecek her şey o an-ı seyyaleye feda olsun.

Bu kadar “Olsun” nidasından sonra arş ihtizaz etmez mi? “Âşıkların âhı, zahidlerin duası olmasa felekler dönmez” derler. Ben âhımdan geçtim çoktan. Âh bir görsem Kudüs’ü, duam olsun. “Ol” deyince oluverir. Olsun.

Hz. İsa’nın yolunu, durunu-durağını; Rabb’in selâmı onun üzerine Hz Muhammed’in makam-ı miracını, Hz. Süleyman’ın duvarını, Hz. Davud’un saltanatını göreyim. Öyle bir seyahat nasip et ki bana ya Rab, güzergâhım sadece mekânda değil zaman içre de olsun.

Ne ilkbahar ne sonbahar, zamansız olsun. İlk ve son olsun. Ama ilk ve sonlukta her zaman olsun. Dürülmüş mekân gibi dürülmüş zamanı da aç önümde. Dün ile bu gün bir arada olsun. Şark ile garp, cenup ile şimal bir araya toplanırken Kudüs bir nokta olsun. Noktadır çünkü Kudüs Be’nin altında. Bir kez de Nûn’un bağrında olsun.

Öyle bir olsun ki ilk kez görür gibi, dönüp de geriye son kez bakar gibi olsun. Rabbim Kudüs’e vardır beni. Ben ki bu gün var yarın yokum. Öleceğim, ölmeden olsun.

Bir Ortaçağ tablosunun içine girsem, üzerimde bir çarmıh ağırlığı, başımda zeytin ağaçlarının gölgesi. Delinmiş ellerimin ayası benim de. Sağ böğrümde derin bir mızrak yarası. Ey Âlemlerin Rabbi. Dindir acımı.

Sırtımda bir çanta, ellerim bomboş, Kudüs’ü gördüğümde yüzümde bir on sekiz yaş benliği olsun. Kurusun dudaklarım ondan sonra, tırnaklarım yarılsın. Dünya nimetinde gözüm yok ama bir zeytin ağacının gölgesinde bir bardak çay olursa olsun.

Ya Rabbi “Gülmedim ömrümde” diyemem ama bu kadarcık bahtım olsun. Kudüs’ü göreyim, rûz-i kıyameye kalmasın. Dünya gözüyle olsun.

Dünya gözü yetmez. Gördüğüm her şey uyku ile uyanıklık arasında, yakaza olsun. Gözlerimdeki perdeyi kaldır. Bende de Süleyman ordularına yol veren karıncayı görecek bir bakış olsun.

Zor, biliyorum. Ama nasipte varsa açılır yollar. İzin ver, yolum açık olsun.

Ben Kudüs’ü özledim, arz ü sema şahid olsun.

Gelgeç olmasın bu görüşme. Aramızda bir gülbağı olsun.

Su üzerine yazılmış yazı olmasın. İzi kalsın, alnımda yazı olsun.

Ben Kudüs’ü göreyim Kudüs beni görsün de varsın kıyametim kopsun. Ondan sonrası olursa sessizlik olsun.

17 Mart 2013, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.