Nazan Bekiroğlu

KÜLTÜR Yazarlar Nazan Bekiroğlu

Şimdi bana tabiat lâzım

İki hafta önce yazdığım “Ne lâzım şimdi bana?” bir ümitsizlik yazısı değildi aslında, bir ümit yazısıydı. Tecahül-i arifane ya da istifham düzeninde, bana lâzım olanın ne olduğunu sızdırıyordu her cümlesinde.

Ben o yazıyı yazarken Türkiye’nin en kuzeyinde denizin kıyısında, daha önemlisi bir ağacın altındaydım. Gece yol yorgunu indiğim bahçeyi doğru dürüst görememiş ama sabah uzun yıllar üzerine ilk kez bir güle uyanmıştım. Doğru, çok yorgundum. Belki o yüzden girdiğim güzellik krizi dilimi bu denli keskin kılmıştı. Gündelik telâşelerden sıyrılmam bir kahve içimi zaman aldı. Çimenlerin üzerinde, dalların gölgesindeydim.

Çalışırım diye bilgisayarı yanıma almıştım güya. Kapağını kaldırmadım. Kendimi renge, kokuya, suya bıraktım. Anladım ki şehrin mekanik hengâmesinde en fazla kaybettiğimiz şey tabiatın sesiymiş. Bu duyguyla en fazla da seslere dikkat kesildim. Yarı ölü düştüğüm bahçede kendi umutsuzluğumun can havliyle tabiatın seslerini dinledim.

Ağustos böcekleri, gece kuşlarının kanat çırpışı, martılar, arıların, sineklerin vızıltısı, cama çarpan kelebek, şimşek ufku boydan boya geçerken gök gürültüsü, çok geçmeden başlayan yaz yağmurunun pıtırtısı, ah hele ağaçların üzerinden geçen rüzgâr, fırtınanın uğultusu.

Neticede bu şehir bir şairin, yolunun düştüğü tarihi cezaevine hem kattığı değerin hem bıraktığı sesin şehri. Dışarda deli dalgalar (….) Beni bu sesler oyalar. Gerçi deli dalgalar şimdilerde cezaevinin duvarlarını yalamıyor ama ben de uyuduğum yerden denizin sesini duydum. Geri çekilen dalgaların sürüklediği çakıl taşları. İnanılır gibi değildi. En fazla da derin sessizliği dinledim. Çay kaşığının sesine bile tahammül edemedim. Hani biraz kulak kesilsem gül tomurcuğunun patlarkenki sesini işitecektim.

Coğrafyanın sınırına varmak bir mucize. Pusulanın ibresi adamakıllı kuzeyi gösterirken Türkiye’nin son-ucuna ulaştım. 42 derece 05 dakika kuzey enlemi, 34 derece 56 dakika doğu boylamı. İnceburun. Üç yan bir deniz. Neredeyse karadan kopup tümüyle denize karışacağız. Ama burası bambaşka bir yer, sözle anlatılmaz. Görmek ve işitmek gerek. Beyaz gövdesiyle deniz feneri Yedinci Mühür’den çıkma bir Ortaçağ ürpertisi. Dalgaların sesi azamet, cüssesi korku, rengi kıyamet. Bir adım ileri geçebilsem başka bir dünyada açacağım gözlerimi. İnsan burada bambaşka dünyaların varlığını anlıyor, kendi acizliğini hissediyor. İnsanın, büyük ve ürkütücü gerçek karşısında kendi acizliğini hissetmesi dünyanın emniyeti adına çok gerekli bir duygu, küstahlığa kalkışmaması için. Ben ki buraya gelirken bir duvarın üzerinde “Sinop’ta nükleere hayır” graffitisine rastlamış, yanına “Benden de hayır” dileği bırakmışım.

Dönüşte karıştığım “trafik” ise bambaşka bir güzellik. Bir süre köy yolunun sakinleri, mutlu ineklerin konvoyuna takıldım. Çıngırak sesleri. Sonra iki yanımda uzanan çayırlar, tarladan havalanan sığırcıklar, ormanın içinden gelen uğultu, akçaağaçların kıpırtısı, çağıldayan şelâle, şırıldayan dere, buğday tarlalarını yalayan ağustos rüzgârı, kavakların sonbaharın hiç de uzak olmadığını hatırlatan fısıltısı.

O yolda yabani bir lâvanta çiçeğini saçlarımın arasına takma arzusunu duyduğumda, işte o zaman beni taşıdığım can hatrına onaracak sesin sahibini de anladım. Bir tür hayata dönüş ameliyesi gibi tabiat lâzım şimdi bana. Çünkü ruh huzur bulmak için asliyetine dönmek ister. Asliyetimiz ise tabiatla aynı kaynaktandır. Ruhun ezeli hikâyesi tabiatta kayıtlıdır. Ruhun şu küre-i âlemde en saf biçimiyle yansıdığı yer onun yaratılışına tanıklık etmiş olan tabiattır. Ağaçlar bizden daha evvel, daha bu yerlidir. Sular da dağlar gibi bizden daha eskidir.

Ben iki hafta önce mavinin ne kadar güzel olduğunu hatırladım. Bir bahçe ve tabiatın sesleri bana bütün bu duyguları verdi. Yeniden ümit ettim. Çünkü bazen ümit, neleri kaybettiğimizi, neleri kaçırdığımızı fark etmekle başlayan bir şeydir. Ve o zaman istemek iyidir: Ya Rabbi! Senin yarattığın dünyada benim neden dikili bir ağacım yok? Lütfet. Benim de bir bahçem olsun.

17 Ağustos 2014, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.