CUMAERTESİ Yazarlar

Ayşe Arman'a tesettür yakıştı mı?

Geçtiğimiz hafta "Hayırdır inşallah, Ayşe Arman kapandı!" başlığıyla yazdığım atlatma haber, epey ses getirdi. Ben Arman'ı pazartesi günü Etiler'de görmüş ve o tesettürlü haliyle gördüğüm kişinin Ayşe Arman olduğu anlamıştım!

Bunu pek kimseye anlatmadım, haberi ben patlatayım istedim. CumaErtesi eki perşembe gecesi basıldığı için yazımı da o gün öğleden sonra editörüme gönderdim. Önce yazdıklarıma inanmadı, şaka yaptığımı sandı. Ben de "Yazımın arkasındayım, eğer yayınlanırsa ispat ederim." falan deyip onu ikna ettim. Ekin yayınlandığı cumartesi günü Hürriyet'in birinci sayfasında Ayşe Arman'ın yazı dizisinin anonsu yapılınca kabak benim başıma patladı. Arman, İstanbul'un bazı semtlerinde ve Ege sahillerinde tesettürlü vaziyette dolaşıp izlenimlerini yazacaktı! Sabah erken saatlerde editörüm arayarak bastı fırçayı... "Böyle bir haber bekletilir mi? Bak, Hürriyet de duyurmuş..." demez mi? Sonra mailler gelmeye başladı, bu haber için beni tebrik eden de vardı; Ayşe Arman'a tesettür yakışmış dediğim için eleştirenler de. (Taraf yazarı Elif Çakır'a aşk olsun! Ayşe Arman'a tesettür yakışmış, dediğim için beni iğneleyen bir yazı yazmış. Elif Çakır sana da tesettürü yakıştırıyorum kıskanma lütfen!) Anlayacağınız pek kimseye yaranamadım. Bir daha Madonna'yı bile kapalı görürsem, ne kimseye söylerim ne de yazarım. Görsem bile görmezden gelirim.

'Tesettür Ayşe Arman'a yakışmış mı yakışmamış mı?' sorusuna bir çözüm bulmak için Cumaertesi ekimizin moda yazarı Reyhan Yazıcı'nın kapısını çaldım. Her işi ehline bırakmak lazım... Ben de öyle yaptım. İşte Reyhan Yazıcı'nın değerlendirmesi:

Arman, zevkini evde bırakmış!

"Şöyle bir anlayış gözüme çarptı: Bu mahalle iyi giyiniyor, karşı mahalle kötü! Kıyafetler bir amaca hizmet eder. Bu güzel giyinmek, hoş görünmek de olabilir, dünya görüşü ile inançla ilgili de... Ayşe Arman'a gelince... Normal hayatta gayet hoş giyinen Arman, bir iki günlüğüne hiç giyinmediği stilde dolaşmaya başlayınca asıl kıyafetleri gibi, zevkini evde bırakmış sanki... Hemen her markanın koleksiyonlarında yakası, kolu, eteği kapalı tasarımlar varken en demode giysileri çekmiş üzerine. Arman başörtüsü kullanmaya devam ederse yeni dâhil olduğu mahallede rüküşler listesinde her daim liste başı olur. Burada suç başörtüsünde değil, tercihinde bence...

Haşema tercihine gelince, sadece parçaların çokluğu ile değil, bence renk ve modeli ile de zulümdü. Ama zevk işte, ne diyebilirim? Kendi tercihi. Ben ona klasik denizci renklerini tavsiye ederdim. Lacivert, beyaz, az biraz kırmızı ile tasarlanmış deniz kıyafeti ile daha modaya uyumlu olabilirdi.

Unutmadan! Burberys marka düşkünlüğü geçeli çok oldu. Desenli eşarplar neredeyse demode. Artık düz renk eşarplar var. Özel olarak kestirilen yüzde yüz ipek yani organik ve doğal. Ama illaki moda marka takacağım diyorsanız, koleksiyonlarında birçok çeşit ve renk bulabileceğiniz yerleri tavsiye edebilirim. Yine desenli ceket ya da tuniklerin üzerine desenli eşarpların tercih edilmesi zarif ve kıyafetine özenli, bakımlı başörtülü hanımlar tarafından 10 sene önce terk edildi.

Son olarak rüküş ya da şık olmak ise zevk, beğeni, kendini iyi tanıma ve ruhunun kabul ettiğini giymek ile anlatılabilir. Bunların içinden belki de en önemlisi, kıyafetinin ruhun tarafından gerçekten kabul edilmesi olarak açıklanabilir."

***

Halkın düşmanları

Bugünlerde, Avrupa'nın hemen her kentinde olduğu gibi, İstanbul sinemalarında da yeni bir film oynuyor: Halkın Düşmanları. Yaz günleri sinema izleyicisi açısından genellikle kuraktır. Böylesi bir filmi, yazın gösterimek, sanırız yeni pazarlama stratejilerinden biridir. Film, ana hatlarıyla başarılı. Özellikle ışık kullanımı bakımından parlıyor. Ne var ki bir başyapıt değil. Büyük ekonomik kriz sonrası Amerika'nın sosyal çalkantılarına ışık tutuyor. Asıl söylemek istediğimiz, kendi soyguncularından film kahramanı üreten bir ülkeye değinmek. Zaten Amerika'nın başka hangi kahramanları var, diyeceksiniz. Ama, bizde kahramanların tu kaka edildiği düşünüldüğünde, böylesi filmler asıl bu noktadan düşündürücü olmuyor mu?

***

Bak sen şu işe...

Geçen hafta sonu kitapçıları dolaşıyordum. Birden o kitaba rastladım. Sanatçıların bilmediğimiz özel hallerinden bahsediyordu. Kim yıkanmıyordu, kim karısını dövüyordu, kim pis kokuyordu vesaire... Tam dedim, denk düşmüş bugünlere. Sinemacılarımızın bisikletle Paris'i turlayışları kadar, yeni ve önemli bir edebiyat eseri tartışılıp konuşulmuyor artık bu ülkede. Yemek kitabı yazarları bile daha değerli şairlerden. Ne diyelim, böyle böyle mi çürüyecek peynir?

kursunkalem@zaman.com.tr

18 Temmuz 2009, Cumartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.