CUMAERTESİ Yazarlar Ufuk Bozkır

Otobüs durağı

Bir otobüs durağında sadece otobüsler değil büsbütün şehir gelip geçer..

Otobüs durağı nedir? Tam olarak bir otobüs durağı nedir?

Otobüsler ve inip binen yolculardan daha fazlası vardır orada. Sabit durağanlığı içinde şehrin her an ve her yönden değişen yüzünü bulabiliriz aslında. Durakların da yeri ve çehresi değişmez mi? Elbette değişir. Belediyelerin, reklamcıların hatta satıcıların gösteri alanıdır otobüs durağı. Fakat bir otobüs durağı, durak olmakla yüklendiği anlam genişliğini hiçbir şeye kaptırmak istemez. Ne bir metre ileride ne bir metre geride, temel göstergesini tam da durduğu yerden kazanır. Ve bir otobüs durağı yerinde kaldıkça şöhretini artırır, bilinir. Nişan olur. Şehrin gizli ve isimsiz şöhretleridir her bir eski durak. Sinema jönleri aktrisleri gibi hürmet görürler.

Şehrin merkezinde sayılabilecek otobüs duraklarından birisinde gelip gidenleri izliyorum. Eski, yeni otobüsler. Farklı çehrelerde şoförler. Belli, kimisi yorgun, kimisi neşeli, kimisi umutsuz, kimisi aceleci. Bedenleri kadar sürüş yetenekleri de kullandıkları otobüslere yansıyor. Kıvrak. Hantal. Yolcular, otobüs kadar şoföre de dikkat ediyor. Kimi yüzler çağırgan. Kimi yüzler soğuk. Duvar. Hatta mümkün olsa hiç durağa bile uğramayacak. Her bir güzergaha tahsis edilmiş otobüsler yöneticilerin o mahalle veya semte bakışını da taşıyor. Kimisi yatırımcı. Göstermelik. Oy kokulu. Kimisi neredeyse sosyetik. Sosyal dikkatlerle pek yüklü. Ve içerdeki yolcular. Ayakta, cam kenarında. Ortada. Kapı ağızlarında. Tıklım tıklım. El üstünde tutulanlarla mecburiyetlerin mahkumları hemen ayırt ediliyorlar. Acelesi olanlar, bir durak sonra inecekler hallerini dışarı vuruyorlar. Ya bekleyenler. Onlar da birazdan tıpkı otobüsün içindekilere benzemeyecekler mi?

Otobüslere bakıyorum. Hem niye dikkatle bakıyorum? Benim gidecek bir yönüm yok mu? Beklediğim otobüs? Var, elbette var ancak kopamıyorum bu okuyuştan... Baktıkça zihnim genişliyor. Bak diyorum içimden bir yandan şehir nasıl da hızlı değişmiş. Şu otobüs camlarında yazan durak isimlerinden öğrenebiliyorsun bunu. Dün hiç olmayan isimler görüyorsun. Kim bilir her semtte, her ana durakta ne kadar çok böylesi isimler görebilirsin. Bir yandan da şehrin klasiği olmuş güzergahlar, hat numaraları. 522, 129, 35, 12A, 94 vs. vs. Şehir kendisiyle yarışıyor. Tek bir otobüs durağında hem kendisini yükleniyor hem boşaltıyor. Bu akış seyredilmez mi? Şimdi hangi sinemada bundan daha çekici bir film oynayabilir. Otobüs durağı pekala sinema perdesi...Her yüz bir büyük çatışma.

Bir otobüs durağına asıl rengini veren elbette o durakta bekleyenlerdir. Mahallenin sakinleri, işyerleri yakınlarda olanlar neredeyse hangi otobüsün hangi saatte hareket edeceğini ve kaç dakikada nereye varacağını, gün gün saat saat bilirler, tahmin ederler. Her birinde gizli bir Kant yaşar. Böyleleri için durak, dükkanın ve evin bir odası, bir parçasıdır neredeyse. Ve onlar yüzlerindeki garip bir sahiplenişle korurlar duraklarını. Gelip geçenlere biraz şüpheyle bakarlar. Hayatın akışı o durak üzerinden yansımıştır onlara. Alışveriş torbalarıyla o duraktan dönmüşlerdir eve. O durağa varmayı beklemişlerdir kavuşmak için. O durağı tarif etmişlerdir, beklediklerine, sevenlerine. Durakların da hafızası vardır ve onlar anılarla yüklüdürler. Nice durak beklenip de gelmeyenlerin acılarıyla doludur. Sökülen bir duraktan geriye terk edilmiş anılar kalır. Bir gün bildiğimiz bir durağın söküldüğünü görsek oradan bir ülke kalkmış gibi acı duyarız.

Herkesin yolu bir şekilde otobüs durağından geçer. Otobüs durağı karar vericiler tarafından bize sunulmuş ortak bir kabul noktasıdır. Toplumsal şuur tartışmasız bir ön kabulle durağın işaret ettiği yerde toplanır. Karda. Yağmurda. Gece. Gündüz. Günlük hayatın ilk menzili olmakla bencilleşip şımarmıştır durak ilkin. Sonra yorgun. Sonra dolu. Yağmurda mağara. Sığınak. Gölgelik sıcakta. Karda çadır. Ama mutlaka ve mutlaka bir şey durak. Yaban dağ keçisi. Unutulmuş biberon.

Ve kimi duraklar çok aceleci. Gelip geçiciliğini ısrarla şakır gibi ömrün. Kimisi de antik çağlardan kalma sunaklar gibi mağrur. Çoğul. Karmaşık. Ayrı sebeplerin karşıtlığı orada. Emekli. Öğrenci. Ev hanımı, badanacı orada. Otobüs durağı insan ırmağı. Kök havuzu. Bir el gibi uzanıyor şehre. Her bir parmak başka yönü işaret ediyor. Ve her durakta zaman ayrı. Şehir bir değil. Şehre doğru.

6 Şubat 2010, Cumartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.