EKONOMİ Yazarlar

Türkiye Finans pahalıya mı satıldı?

Seçim öncesi telaşında en dikkat çeken ekonomik olay, Türkiye Finans'ın yüzde 60'ının Suudi NCB'ye satılmasıdır. Hisse başına verilen 5,8 defter değeri çarpanı şimdiye kadar Türkiye'deki diğer finans satışlarına göre iyi fiyat. Peki 'pahalıya aldılar' diyebilir miyiz?

Alışveriş, tek taraflı bir olay değildir. 'Alırken kazanmak' deyimi ticaretin başarı sırlarından biridir. Satan için iyi bir fiyat çoğu kere alan için de iyi fiyattır. Suudiler hem de seçim öncesi bu fiyatı vermişlerse, geleceğe yönelik bir projeksiyonları vardır. Katılım bankalarının Türkiye'deki potansiyeline bakmadan, Türkiye Finans'ın son beş yıllık sürecine bir bakalım ve diğerleriyle bir değerlendirmede bulunalım.

Eski tanımıyla faizsiz finans kuruluşları veya İslami bankacılığın geçmişi uzun yıllara dayanmıyor. Dünyadaki ilk örneğini 1967'de gördüğümüz bu yatırım bankacılığı Türkiye'deki ilk deneyimini daha sonra Türkiye Yatırım Bankası olan DESİYAB'la yaşasa da bugünkü anlamda bir kurumu Faisal Finans Kurumu (FFK) ile 1994'te gördük.

FFK'nın Kombassan Grubu'na satılmasından sonra grubun finans hareketlerinin daralması ve İhlas Finans'ın batma sürecine girmesi bütün finans kurumlarını tedirgin etti. Bütün hesap sahipleri paralarını çekmeye başladı. Öyle ki; FFK sağlıklı bir işleyiş için 15 milyon dolara ihtiyaç duyuyordu. Ne Kombassan'da böyle bir nakit vardı ne de bunu koyacak bir katılımcıya sahipti.

Hatırlı kişiler devreye girdi ve Sabri Ülker ikna edildi. Daha sonra iş FFK ile anlaşmaya varmaktı. İş dünyasında pazarlığı iyi yapabilen ve halen çok etkili bir konumda olan biri, Ülker adını ortaya koymadan FFK yöneticileriyle masaya oturdu. Faisal Finans Kurumu, satın alan kişinin Sabri Ülker olduğunu imza akşamı öğrendi. Ödenen fiyat 10 milyon dolardı. Daha sonra 20 milyon doların da sistemin sağlıklı hale gelmesi için sermayeye katıldığı belirtildi.

Güçlü bir şirketin faizsiz finans sistemine girmesi kamuoyunu rahatlattı. Para çekişleri durdu. Daha sonraki süreçte Family Finans olan FFK, Anadolu Finans ile birleşerek Türkiye Finans oldu. İki yıl sonra bugün de satışı gerçekleşti.

Rakamlara bakılınca fiyat çok iyi...

"Pahalıya mı satıldı?" sorusunu bu alanda çalışmalar yapan Belçikalı avukat Paul Wouters'a sordum. Wouters ilginç biri. İlginçliğini kendisi de kabul ediyor. Türkiye'den biri ve İslamî finans konularında uzman sıfatıyla uluslararası toplantılarda bulununca hayret bakışlarının ortaya çıktığını söylüyor. Bener Hukuk Bürosu'ndaki hukuki çalışmalarının yanı sıra üç yıldır ilahiyat fakültesi öğretim üyelerinden konuyla ilgili dersler alıyor ve uluslararası bir bülten çıkarıyor.

Paul, sorumu, "Suudiler çok iyi bir pozisyon aldı." şeklinde cevaplıyor. Evet, başka biri katılım bankası almak istese ortada ihtimal var mı? Olay, stratejinin fizibilitenin önünde geldiğini gösteren güzel örneklerden biri.

Olayı sadece pozisyonla sınırlamıyor Wouters. Önümüzdeki yıllarda Türkiye'deki bankacılığın gelişme sürecinde katılım bankaları diğerlerinden daha hızlı büyüme gösterecek. Ekonominin büyümesiyle çok büyük gelişmeler yaşanacak. Bank Asya ve Al Baraka Türk'ün halka açılmasındaki ilgiyi görmek gerekiyor. En büyük talebin bu iki kuruluşa geldiği unutulmamalı.

2008 veya 2009 tarihinde de Kuveyt Türk'ün halka açılması bekleniyor. Bunun dışında yeni bir katılım bankası izni verilmediği sürece, böyle bir şans olmayacak. Ama mevcutlar büyük gelişme gösterecek ve değerleri katlanacak. Elimde katılım bankalarının 2006 yılını değerlendiren bir sunum var. Katılım bankaları aktif büyüklük bakımından son beş yılda yüzde 247 büyüme gösterdiler. Hangi kritere göre diğer bankalarla kıyas edilirse edilsin daha başarılı ve verimli bir sonuçlar ortaya koydular.

Peki başarılı olan bu alana Körfez sermayesi niye daha yoğun olarak gelmiyor? Aslında bu finans kuruluşlarının tarihi ve Körfez'deki biriken sermaye ile yakın ilişkisi var. Dünyada katılım bankalarına ilgi son 10-15 yılda oluşmaya başladı. Körfez'de ciddi sermaye hareketleri son beş-altı yılda ortaya çıktı. Asıl sermaye hareketi bundan böyle daha ciddi şekilde kendini hissettirecek. Ama önyargılar hâlâ var. Paul Wouters'ın ifadesiyle, "Bu, İslami sermaye değildir. Konuya yatırım bankacılığı olarak bakıyorum."

Böyle bakınca sanırım Türkiye Finans'a verilen para da, gelen diğer yabancı sermayenin anlamı da daha iyi anlaşılıyor.

2 Ağustos 2007, Perşembe
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.