Can Tanrıyar

HABERLER PAZAR
1 Şubat 2004, Pazar

Geçen hafta yaşadığım bir olay medyada yaşanan bir olgu üzerinde beni düşünmeye itti. Önce olayı anlatayım:

Hatırlarsınız, Can Tanrıyar ile bir söyleşi yapmıştım. Eski eşi Şafak Demircioğlu beni arayarak, cevap hakkını kullanmak istediğini söyledi. Tanrıyar’ın çocuklarıyla anneleri yüzünden görüşemediğini belirtmesine çok üzülmüştü. “İnsanlara kötü bir anne imajı ile tanıtıldım. Hayatım boyunca çocuklarım adına yaşadım. Lütfen olayı bir de benim bakış açımdan dinleyin” diyordu.

Eşini Petek Dinçöz gibi farklı kulvarda duran bir kadına kaptıran bir kadının, tek sermayesi olarak nitelediği anneliğine yapılan “sataşma” karşısında hissettiklerini dinlemem gerekiyordu. Benim de bir anne olmam empati duymamı kolaylaştırdı.

Şafak Hanım özetle şunları söyledi:

“Boşandıktan sonra cuma, cumartesi, pazar çocukları alması gerekirdi. Dört yıl boyunca hiçbir cuma, cumartesi, pazar İstanbul’da olmadı. O kızcağız nerede konser veriyorsa Can valizlerini topladı, peşinden koştu. Babalık sorumluluğunu hiçbir zaman üstüne almadı. Dört yılda beş kereden fazla, çocuklarıyla gün geçirmemiştir. Soruyorum hangi yılbaşı, hangi bayram çocuklarını almak istemiş, ben göndermemişim? Geçen bayram, Petek Dinçöz Sheraton’da şarkı söylüyordu, o da onun yanındaydı. Bir de utanmadan Televole’de çocuklarına birlikte kaldıkları odayı gösterdi. Nasıl babalık bu? Kızcağız çıktı, “Bu akşam bu odanın keyfini yaşayacağız” dedi. Onbeş yaşında bir erkek çocuğu olun. Bu babaya ne gözle bakarsınız? Sevgi emektir. Emek vermediğiniz hiçbir şeyden karşılık alamazsınız. Ne yapmışsın bu çocuklar için? Sadece para vermişsin ama paranın satın alamayacağı şeyleri; babalığı insanlığı bir kenara bırakmışsın. 2005’te İstanbul dışında yaşayacağım demiş size. Adamın planlarında bile çocuklarla yaşamak yok. Nasıl beni insanlara tu, kaka diye gösterebiliyor? Asıl çocukları babalarından soğutan Petek Dinçöz’dür. Her gün televizyonda ‘Can bana aşık, beni deli gibi seviyor’ diyen, sonra onu nasıl dövdüğünü, parmağını nasıl kırdığını anlatan, ‘alıştı benden dayak yemeğe, onu light yaptım’ açıklamasını yapan bir kadın. Tam ergenlik döneminde bir çocuğa, okulda arkadaşları, ‘Senin baban light, dayak yiyor Petek’ten’, derse ne hisseder? Çocuklar babalarına ‘Baba senin için light diyorlar. Çık ve adını temizle ya da bizle görüşme’ dediler. Bir çocuğun karşısında, babası sevgilisiyle öpüşürse, ‘ateşli öpücük’ diye bütün kanallar, gazeteler verirse, o çocuktan ne beklersiniz? Şükrediyorum ki çocuklarım kokainman, eroinman olmadı. Spora yönelttim çocuklarımı. Babaları gidene kadar teşekkürle geçiyorlardı, şimdi yedi zayıfla geçiyorlar. Milli kayakçı olmasa asla geçemeyecek. Benim evlendiğim Can, bu Can değildi. Bizim yaşantımız son derece sakindi. Normal Türk ailesi gibi yaşadık. Bizi bu hale, para getirdi. Biz Üsküdar’da otururken, çok mutluyduk Can’la. İki tane soba yakıyordum. Alevle yanardı banyomuz. Ne zaman ki çok para kazanmaya başladık, Can sapıtmaya başladı. Para bir tek işime yaradı, on beş yıl birlikte yaşadığım adamı tanıdım. Televole dünyasına girince mi bozuldu diyeceksiniz. Can Televole’den dolayı değil, yaşadığı kadından dolayı o çevrenin içinde. Can mecbur değil ki, sanatçılarla oturup, yemeğe, içmeye. Belki nezaket çerçevesinde bir yemek yersiniz. Ama devamlı onlarla yaşamak zorunda değilsiniz ki. Televole yapıyorum diye Kıbrıs’a gidip de Petek Dinçöz’ün arkasında cümbüş çalmak zorunda değilsin. Ekibin başı, Şansal Büyüka’dır. Niye onun çok düzgün bir aile hayatı var? Niye sapıtmamıştır? Sapmaya müsait değilseniz, sizi kimse bozamaz. Petek ‘Can, benim aşkımdan şarkı yaptı’ diye ortalara döküldü. Şarkılarına bakıyorum, tut, okşa, hadi kızım söyle benim şarkımı, çalkala çalkala. Burada aşk nerede gizli? Bir adam bir kadına aşık olur da, nasıl böyle bir şarkı yapar?

Çocuklarımın asla öyle bir yaşamın içinde olmalarını istemem. Kimse sevgilisini çıkarıp, bu kadar konuşturmaz. Hiç kimse, evini açıp yatak odasını göstermez. Bu geçmişe, çocuklara saygısızlıktır. Türkiye standartlarında iyi bir nafaka alıyorum. Ama onu da çok kızdığı zaman keser. Mesela ‘Çocuklar gelmezse, parayı vermem’ der. Kocaman çocuklar, döve döve mi göndereyim? İstemiyorlarsa, para için çocuklarımı görüşmeye asla zorlamam.”

Söyleşiyi hazırlarken telefonum çaldı: Can Tanrıyar. Öfkeden ne dediğini bilmez halde esip savuruyor, beni karısıyla işbirliği halinde ona şantaj yapmakla suçluyor. Güya Şafak Hanım, “Nuriye Hanım’la ortağız, bana jeep alacaksın” diye tehdit ediyormuş, bizi savcılığa verecekmiş. Daha bir sürü saçma, mantıksız, zavallıca ithamlar. Şafak Hanım’ı aradım; “Beni şantaj aracı olarak mı kullanıyorsunuz?” “Çocuklarımın ölüsü üzerine yemin ederim, Can yalan söylüyor” diyor. Zaten söyleşi yayınlanırsa mı, yayınlanmazsa mı hayali jeepe sahip olunacak o da belli değil. Akşama kadar telefon trafiği devam etti. O kadar münzevi, o kadar şeffaf, öylesine pisliklerden uzak bir yaşamım var ki, ruhum bulandı. Gazete yönetimi kararı bana bırakınca, bir hafta düşünmeye karar verdim. Can Tanrıyar’ın bana pervasızca “Hayatımdan çıkın, yakamdan düşün” demesini hazmedemedim. Öfkenin, insanların karakterlerini açığa çıkaran çok kıymetli bir duygu olduğunu fark ettim..

Ama asıl farkına vardığım, medyadaki şahısların herkesin hayatını didik didik ederken, kendi özel yaşamlarına dair tek bir satırın yayınlanmasından hoşlanmayışı. Bugüne kadar hiçbir üst düzey habercinin eşleri ya da sevgililerine dair bir habere tanık olmadığımı hatırladım. Bu konuda sanki gizli bir anlaşma vardı medyacılar arasında. Saklayacak hiçbir şeyim olmadığı için rahatça söyleyebilirim: Asıl siz düşün bu halkın yakasından.

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Sonraki Haber