İşte Alevilerin 'görgü sorgu' cemi

İşte Alevilerin 'görgü sorgu' cemi
HABERLER PAZAR
15 Şubat 2009, Pazar

Urfa'nın Kısas beldesinde yılda bir defa yapılan 'Görgü sorgu cemi'ni izledik. Sabah erken saatlerde kurbanların kesilmesiyle başlayan ve akşama kadar süren cem, cemaatin baba tarafından görülüp sorulması esasına dayanıyor.

'Yıllık abdest' olarak tanımlayabileceğimiz bu ceme gelmeyenler haftalık cemlere de katılamıyor.

"Arife, damdan bir bak hele, baba gelmiş mi?" Cem evinin kapısı aralık, 'baba' gelmiş, çocuklar çalı çırpı topluyor, gençler bakır kazanları taşıyor, evin önü giderek kalabalıklaşıyor. Urfa'nın Kısas beldesindeki Alevi Türkmenler yıllık abdestlerini almaya hazırlanıyor. Her zamankinden farklı bir cem yapılacak bugün; sabah erken saatlerde başlayıp akşama dek sürecek ve mutat cemleri 'sahih' kılacak bir cem... "Görgü sorgu cemi" için bir tür iman tazeleme diyebiliriz ya da inananlarını haddini bilip kendine gelmeye davet eden nasihatler bütünü. Alevilikteki önemi büyük, "Bu yıl kalsın, seneye katılırım." diye gevşeklik gösteren biri, senenin bütün cemlerinden mahrum kalmayı göze almak zorunda. Yüzyıllardan bugüne taşınan tüzük böyle söylüyor: "Senede bir defa görülüp sorulmayan adam haftalık cemlere katılamaz."

Akla hemen büyük şehir cemleri geliyor. Görgü sorgu cemi yalnızca kırsalda yaşayan bir ibadet biçimiyse, İstanbul'daki Alevilerin cemi cem midir? Az önce kızı Arife'ye seslenen Mehmet Acet Sefaî, bu konuda pek iyimser değil; "Büyük şehirlerdeki cem, semboliktir; çünkü görgü sorgu cemi kalkmıştır. İsteseler de yapamazlar; çünkü bir dedenin ya da babanın görüp sorduğu herkesi tanıması gerekir. İstanbul'da mesela Bostancı ya da Kartal cemevine gelen üç yüz kişiden hangisini tanıyabilir baba? Hırsızı da vardır içlerinde faiz yiyeni de. Hâlbuki bizim köyde o adamlar cemevinden içeri giremez." Görgü sorgu cemi nedir peki? Neden önemlidir? Nasıl başlar, nasıl biter? Az önce çocuklar niye çalı çırpı topluyordu, gençler niye kazan taşıyordu?

Ateşten gömlek, demirden leblebi

İlk defa bir ceme katıldınız diyelim, bir köşede oturuyor, olup bitenleri izliyorsunuz. Şu durumda görgü sorgu cemini diğer cemlerden ayırt etmeniz beklenemez, ritüellerin ne anlama geldiğini çözmeniz de... Odada üç âşık var, eyvallah, sağır sultan bile duymuştur ki, bağlama olmadan cem olmaz. Fakat elinde süpürgeyle babanın önünde duran şu genç, kilimi niye süpürüyor şimdi? Ardından gelen ibrik ve leğen neye işaret ediyor?

Süpürge diyor ki; "Önce gönülleri temizleyin." Sonra abdest alınıyor; ama göstermelik, gerçeğini alıp gelmiş herkes zaten. 'Delil' dedikleri hizmetli, gaz lambasıyla gelip duruyor huzurda. Nur Sûresi'nin 35. ayeti okunuyor, herkes ayağa kalkıyor, on iki imamın isimleri sayılıyor ve bağlamalar yeniden devreye giriyor. Buraya kadar izlediğimiz, mutat cemlerden biri. Ne zaman ki beş kurbanlık koyun odaya girip 'baba'nın huzuruna çıkıyor, zâkirler çalıp söylerken bile bozulmayan sükunet sekteye uğruyor, o zaman görgü-sorgu cemine ait bir ritüel gerçekleşmiş oluyor. Kurbanlıklar tekbirler ve dualarla dışarı yollanırken babanın huzurunda bu kez beli kuşaklı yalın ayaklı adamlar sıralanıyor. Bu adamlar, odanın içindekilerle helalleşmeye hazır ve babanın verdiği ikrarda durmaya kararlı adamlar... Baba ne diyor: "Ateşten gömlek, demirden leblebi giye yiye bilirsen gel beri..."

Kul dediğin şaşar elbet; ama cemaat senden razı değilse hesaplaşacak ve babanın nasihatlerini tutacak kadar da kendine güvenmeli insan. Baba cemaate üç defa soruyor: "...yalınayak başı açık diz üstü sürünerek gelmişler... Koç kuzulu kurbanlarıyla gelmişler... Ey cemaat bu adamlar hakkında ne diyorsunuz?" Cemaat hep bir ağızdan "Allah eyvallah" diyor, demek ki herkes bu adamlardan razı; fakat geçmiş cemlerde 'Bu bana hakaret etti.' ya da 'Şundan alacağım var.' diye bağıranların odada soğuk bir rüzgâr estirmişliği var; bereket versin baba, o vakitlerde derhal bir 'kadı'ya dönüşerek duruma el koymuş. Borçlar oracıkta ödenmiş, helallikler alınmış da sorgu kaldığı yerden devam edebilmiş. Biz de babaya kulak verelim yeniden: "Ey arkadaşlar sizi etraftan, komşulardan sorup sual ettik. Hakkınızdan hoşnut ve razı oldular. Siz de ağlattığınız varsa güldürün. Yıktığınız varsa doğrultun, boşalttığınız varsa doldurun. Yalan söylemeyin, haram yemeyin, zina etmeyin, kumar oynamayın. Elinize, belinize, dilinize sahip olun. Size zor geleni başkalarına etmeyin. İncinin incitmeyin. Kin, kibir garezden vazgeçin. Daima iyilik üzerinde yürüyün." Nasihatler birbirinden güzel, tutabilene ne mutlu!

Baba da önünde iki büklüm duran adamların sırtına 'pençe' vururken dualarını eksik etmiyor; "El bizden, sebep Allah'tan. Allah, Muhammed, Ya Ali... İkrarlarında sabit, kararlı eyle, şaşırıp düşürme... Gözden düşenin parçası bulunmuş, ikrarından dönenin parçası bulunmamış." Kadınlar ya da Alevi terminolojisine uygun biçimde 'bacılar' ne yapıyor bu arada? Bir kenarda oturmuş, sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar. Baba, bacılara fazladan bir iki nasihat daha ediveriyor: "Erkeğe pirinden, kadına erinden derler. Erinizin kıymetini bileceksiniz. Aşınıza, eşinize, işinize sağlam olacaksınız." Görülüp sorulan kadınlar vakit kaybetmeden dışarı çıkıyor ve koca bakır kazanlarda kurban etini kaynatmaya başlıyor.

Nerede o eski cemler...

Kısaslı ozan Mehmet Acet Sefaî'nin, "Eskiden inanç ve itikat bugünkünden on kat fazlaydı." demesine bakılırsa şimdi gördüğümüz cem, geçmiş zaman cemlerinin silik bir benzeridir yalnızca. "Şimdi her şey var; ama o sevgi, o muhabbet, o sıcaklık yok." diyen ozan, bir de örnek veriyor geçmişten: "Cumhuriyet öncesinde bir âşık varmış köyde, Âşık Mustafa... Sazı kırılmış bir gün, köyde başka zâkir yok, şehirde bağlama ustası yok; ama bağlama yoksa cem de yok. Kar kış dememiş, Antep'e yürümüş Mustafa, bağlamayı yaptırıp ceme yetişmiş. Aşka bak!"

Başka neler yitmiş ya da tavsamış? Ensar-muhacir kardeşliğini esas alan musahiplik, şartları çok ağır olduğu için bitmek üzereymiş neredeyse. Ceme gelmeyenler de eskisi kadar sıkı takip edilemiyormuş. E, o kadar olacak elbette, Kısas büyümüş, köylükten çıkıp belde olmuş. Cem cemaatinde herkesin yerinin belli olduğu, böylece gelmeyenlerin anında tespit edildiği, bir derdi vardır belki diye topluca ziyaret edildiği günler de geride kalmış. Ama yine de bazı kurallar titizlikle uygulanıyor cemlerde. Katiller ve zina edenler ne görgü sorguya ne de diğer cemlere girebiliyor mesela, köy halkı sadece onlara değil, hırsızlara, yalancılara, faiz yiyenlere ve kötü huylulara da 'yolunu şaşırmış' 'düşmüş' nazarıyla bakıyor. Cezaların caydırıcı olması gerektiğini düşünüyorlar. "Bu kapıya dürüst gel, dürüst git." diyorlar. İşte bu yüzden, Urfa çarşılarında esnaf, 'Kısaslıyım' diyene bugün bile kefil sormuyormuş. u.akagunduz@zaman.com.tr

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir