İstismara uğrayan çocuklar sahipsiz

ÖZEL HABER
HABERLER PAZAR
9 Mart 2014, Pazar

Duymak ve görmek istemediğimiz, bizden uzak olsun dediğimiz bir konu cinsel istismar. Peki ya cinsel istismar mağduru çocuklar? Ne olduğunu anlamayan, anlat(a)mayan, yalnız bırakılan çocuklar... Onların gidebilecek bir yeri var mı?

16 yaşındaki lise öğrencisi N.U. babası tarafından cinsel istismara uğrar. Tacizle yüzleşmekte zorlanır, nereye gideceğini ve ne yapacağını bilemez. Olayı kimseye anlatamaz, ta ki babası ‘arkadaşlarını da getir’ diyene kadar. Çaresiz kalan genç kız, konuyu öğretmeniyle paylaşır, öğretmeni de okul müdürüyle. Olayın müdüre intikal etmesiyle birlikte tüm okul, genç kızın başından geçenleri öğrenir. Henüz yaşadığı acı olayın şokunu atlatamayan N.U., arkadaşları da durumu öğrenince daha fazla dayanamaz ve intihar eder.

7 yaşındaki M.Ö. ise dayısı tarafından tecavüze uğrar ve anneannesi onu ölüme terk eder. Kanıtları yok etmek isteyen anneanne, küçük kıza işkence yapar ve olayı örtbas etmek ister. Torunu ölmez ancak aylarca yoğun bakımda kalır.

N.U. ve M.Ö. cinsel istismara uğrayan binlerce çocuktan sadece ikisi. Türkiye’de birçok çocuk, tanıdığı ya da tanımadığı kişiler tarafından tacize uğruyor ve bunu kimseye anlatamıyor. Erkek çocukların mağduriyeti ise algılanmıyor. Cinsel istismar gibi yıkıcı bir olayı itiraf etmek çocuklar için daha da travmatik olduğu gibi, aileler için de böyle bir olayı kabul etmek çok zor. Ne taciz mağduru çocuklar yapması gerektiğini biliyor ne de bu çocukların aileleri. Peki, bu çocuk ve ailelerinin başvuracağı yer var mı?

Başvuru merkezleri yetersiz

Türkiye’de cinsel istismarla ilgilenen üç kurum bulunuyor: Çocuk polisi, Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM), Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezi (BSRM). İlk ikisi yalnızca ifade alırken, üçüncüsü rehabilitasyon konusunda hizmet veriyor. Ancak bunların sayı ve kapasitesinin yetersizliği, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin eksikliği ve önleyici hizmetleri de içine alan entegre bir sistemin olmaması tacize uğrayan çocukların mağduriyetini artırıyor. Aile danışmanı Fatma Taş’a göre mağdur bir çocuğun polis merkezine gidip bunu itiraf etmesi çok zor. ÇİM’lerin ortamı çocuklar için daha rahat olsa da çocukların bu kurumlardan haberi yok. Haberleri olsa da bu merkezler Ankara, Bursa, İzmir ve Gaziantep başta olmak üzere sadece 14 ilde faaliyet gösteriyor. Türkiye nüfusunun beşte birinin yaşadığı İstanbul’da ve birçok şehirde ÇİM bulunmuyor. Ayrıca bu merkezlerde cinsel istismara uğrayan çocukların tedavi ve rehabilitasyonu yapılmıyor. Bunun için BSRM’lere başvurulabiliyor. Ancak BSRM’lerin sayısı da, kapasitesi de oldukça az. 2013 yılında Ankara’da ÇİM’e yapılan başvuru sayısı bin 250. Oysa Türkiye’de bulunan 39 BSRM’nin kapasitesi bin 109. Bu da BSRM’lerin tamamının sadece Ankara’da istismara uğrayan çocukların tedavi ve rehabilitasyonuna bile yetmediğini gösteriyor. Türkiye ÇİM Koordinatörü Fadime Yüksel, merkezden çıkan çocukların rehabilite edileceği yeni bir yapılanmanın gerekli olduğuna vurgu yapıyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) Çocuk Hizmetleri Genel Müdürü Abdülkadir Kaya, “Cinsel istismara uğrayan çocuklara devletimizin kapıları her zaman açık.” diyor. Ancak bu kapıların neresi olduğu ve cinsel istismarla mücadele konusunda ne yapacakları konusunda cevap vermiyor.

    Avukat Seda Akço’ya göre bu çocukların tedavisi devlet hastanelerinde ya da üniversitelerin tıp fakültelerinde bulunan çocuk ve ergen psikiyatri kliniğinde yapılmalı. Ancak bunların sayısı çok az. Hatta bazı illerde bu hastanelerin çocuk psikiyatristi yok. Akço, “Bırakın yatılı kliniği, bu hizmeti ayakta verecek yer bile bulunmuyor. Bir kerelik istismar olmayabilir, aile içinde olabilir, çocuk fuhşa sürüklenmiş olabilir. Bunlar için uzmanlaşmış, yatılı hizmet veren kurumlara ihtiyaç var.” diyerek, bu konuda mücadele eden kurumlar gerektiğinin altını çiziyor. Akço, “ASPB İl Müdürlüğü’nü arayabilirler demek, başvuru yeri göstermek demek değil. Çünkü istismara uğrayan bir çocuk il müdürlüğünün telefonunu bulup da yardım isteyemez. Kanunun öngördüğü yerler var ama bu yerlerin hiçbiri çocuklar için kullanışlı değil.” diyor.

Erkeklerin mağduriyeti algılanmıyor

Cinsel istismara uğrayan çocukların yaşı değişiyor. Henüz bebek olanlar da var, gençler de... İstismar vakaları özellikle 14-16 yaş aralığında sıklaşıyor. Her üç kız çocuğu ve her dört erkek çocuğundan biri 18 yaşın altındayken cinsel istismarın bir derecesine uğruyor. İstanbul Emniyeti’ne göre, istismarcı genelde çocuğun yakını, komşusu, akrabası, abisinin arkadaşı ya da kendi arkadaşı oluyor. Bunlar arasında erkeklerin mağduriyeti bilinmiyor. Uzmanlara göre Türkiye’de erkekler de cinsel istismara uğruyor ama bu ortaya çıkmıyor. Çocuğun kendini kapatması ve ailenin olayı örtbas etmeye çalışması bu çocuklarda cinsiyet değişikliğine kadar gidebiliyor. Aile danışmanı Fatma Taş, cinsel istismarın erkek çocukları için bir ömre bedel olduğunu söylüyor. 4-7 yaş arası çocukların duygusal, cinsel ve ruhsal kimliklerini kazanmaya başladıkları dönem. Taş’a göre özellikle bu yaşlarda tecavüze uğrayan erkek çocukları yaşadıkları travmayı atlatamıyor ve kadın kimliğine bürünmeye başlıyor. Çocuk da kendi kimliğini sorguluyor. Bu yüzden Taş, erkeklere de dikkat edilmesi gerektiğini işaret ediyor.

    İki çocuk babası F.K. (60), dört yaşındayken üvey babası tarafından istismara uğruyor ama durumu kimseye anlatamıyor. “Çok küçüktüm, ne yapacağımı bilemedim.” diyen F.K., kendi çocukları olduğunda onlara dokunamamış: “Elimi uzattığım zaman zarar vereceğimi düşündüm ve çok korktum, ellemedim ve koklamadım. Sevdim, her şeylerini sevdim ama uzaktan.”

    Bazı çocuklar istismara uğradığını fark etmiyor, bazıları hatırlamıyor, bazıları ise ‘istismar’ diye bir şey olduğunu bilmedikleri için yaşadıklarının ne olduğunu anlamıyor. İstanbul Emniyeti Çocuk Şube sosyal hizmet uzmanı Nalan Şahin’e göre tecavüze uğrayan çocuk bazen anlıyor ama bunu söyleyemiyor. Çocuğun bu durumu anlatabilmesi için yılların geçmesi gerekebiliyor. Bununla baş edemeyen çocuklar çareyi evden kaçmakta buluyor. Şahin, bu çocukların mutlaka psikolojik destek almaları gerektiğine vurgu yapıyor.

Cinsel istismar mağdurları tedavi edilebilir

Çocuk Suçları Önleme Derneği Başkan Yardımcısı Gülhan Şişman, “Bir kuruma başvurup müdahale edildiği zaman, burada hiçbir şey yapmaz, sadece oturup oyun oynasanız bile bu çocukların yüzde 40’ı iyileşiyor.” diyerek istismarla yüzleşilmesi gerektiğini düşünüyor. Şişman’a göre cinsel istismarın travmatik etkilerini ortadan kaldırmak, tedavi ve rehabilitasyon ile mümkün. Aile, çocuğunun yanında olur, ona destek verir ve gerekli psikolojik yardımı almasını sağlarsa bu çocuklar istismarın kalıcı etkisinden kurtulabiliyor. Eğer tedavi edilmezse beyin orada takılı kalıyor. Aile danışmanı Fatma Taş, kendisine böyle vakaların çokça geldiğini söylüyor. Benzer bir taciz olayının tekrarı ya da ileri yaşlarda panikatak, anksiyete, şizofreni, aile hayatında ve cinsel hayattaki sorunlar gibi nedenlerle psikoloğa gidildiğinde bunların perde arkasında küçükken yaşanan taciz olduğu ortaya çıkıyor. Örneğin 38 yaşında panikatak nedeniyle gelen bir kadının 12 yaşında arkadaşının abisi tarafından tacize uğradığı ortaya çıkıyor. 33 yaşında ekmek yiyemeyen hatta ekmeğe dokunamayan iki çocuk annesi bir kadının ise beş yaşındayken ekmek almak için gittiği bakkalın tacizine uğradığı ortaya çıkıyor.

Öğretmenler ihbar etmeye korkuyor

Cinsel istismarla mücadelede en önemli sorunlardan biri de ihbar konusunda yaşanıyor. Sosyal hizmet mevzuatı bakımından eğitim ve sağlık çalışanları, kamu yöneticileri, idari amirler ve bir kimsenin korunma ihtiyacı olduğunu duyan herkes ihbar etmek zorunda. Türk Ceza Kanunu’nun 279. maddesine göre tüm kamu görevlileri, 280. maddesine göre sağlık çalışanları suçu gördüğünde ihbar etmeli. Cinsel istismar suçu da bu kapsama giriyor. Ancak kimliğin ortaya çıkma ihtimali, ihbar edenin sessiz kalmasına sebep oluyor. Çocukların yaşadıkları acı olayı itirafı, aile dışında genelde okuldaki öğretmenleri oluyor. Rehber öğretmen A.Z., “Böyle bir durumla karşılaştığımız zaman polise haber vermekte zorluk yaşıyoruz. Özellikle aile içi ise okulun adı çıkacak diye okulun müdüründen büyük tepkiler alıyoruz. Aileden de tepki olabiliyor. Rehber öğretmen olarak çok da bir şey yapamıyoruz aslında.” diyor.

Türkiye’de istismarla mücadele eden bir sistem olmadığı için rehber öğretmenler bu çocukları yönlendirmede de sorun yaşıyor. Olay aile içinde ise baba tehditkâr biçimde geliyor. Güneydoğu’da böyle bir vakayı ihbar eden bir öğretmenin evi taşlanıyor mesela. Hâlbuki ihbarı yapanın kimliğinin gizli tutulması gerekiyor. Çocuk Suçları Önleme Derneği Başkan Yardımcısı Gülhan Şişman, bu duruma çözüm olarak bazı ülkelerde uygulanan zorunlu ihbarcı kanununu öneriyor. Bu kanuna göre sadece istismarı gören değil, şüphelenen de ihbar etmek zorunda. Ayrıca öğretmenin müdüre ihbar etmesi de yasak. Öğretmen ya da istismar şüphesi olan kişiler direkt Çocuk Koruma Merkezleri’ne ihbar etmek durumunda. İhbarı yapan kişinin kimliği gizli tutuluyor ve 48 saat içinde geri dönüş yapılıyor. Olay mahkemeye intikal etse bile ihbarı yapan kişinin adına kayıtlarda rastlanmıyor.

Aileler için de destek gerekiyor

    14 yaşında regl düzensizliği ve karnı şiştiği için doktora götürülen S.Y.’nin, altı aylık hamile olduğu ortaya çıkıyor. Ancak o zaman başından geçenleri anlatıyor ve üvey abisi tarafından tecavüze uğradığı ortaya çıkıyor. Durumu öğrenen baba ne yapacağını bilemiyor. Biri küçük kızı, diğeri ise 18, 19 yaşlarındaki oğlu. Çaresiz adam, ağlayarak oğlu için, “Ne yaparsanız yapın; asın, kesin, umurumda değil. Benim çiçeğimi soldurdu.” diyor. Kızını çok sevmesine rağmen hamilelik sürecinde yurda verilmesini istiyor. “Gözümün önünde olursa dayanamam.” diyor.

Ailelere de destek gerekiyor    

Cinsel istismar sadece çocuk için değil, aile için de çok büyük travma. S.Y.’nin hikâyesinde olduğu gibi aileler genelde bu durumla baş edemiyor. Bu yüzden çocukların yanında ailelere de destek verilmesi gerekiyor. Rehber öğretmen A.Z.’ye göre yurtdışında alkol ve uyuşturucu bağımlılarına yapılan grup terapilerinin benzerleri bu ailelere de verilebilir. Böylece aileler yalnız olmadıklarını anlar. Çünkü aile neden kendi çocuğunun başına geldiğini sorguluyıp, durumu kabul etmiyor ya da bu olayla yüzleşmek yerine olayı kapatmaya çalışıyor.

    Psikolojik desteğin yanında bazen de aileye maddi destek ya da güven vermek gerekiyor. Lise son sınıf öğrencisi N.K., son anda eniştesinin tecavüzünden kurtulmuş. Genç kız, ağlaya ağlaya durumu öğretmenlerine anlatıyor. Baba okula çağrılıyor ve ‘çocuğunuzu kimseye bırakmayın, kimseye güvenmeyin’ şeklinde tavsiyeler veriliyor. Ancak babanın verdiği cevap, insanı şok ediyor. Baba, “Napalım hocam onlara altın borcumuz var, gitmesi gerekiyor.” diyor ve kızını zorla o eve gönderiyor. Güneydoğu’da onuncu sınıf öğrencisi Z.Y., okulu üçte bitmesine rağmen saat altıya kadar eve gidemiyor. Eve gitmek için annesinin işten gelmesini bekliyor, gece yatarken odasının kapısını kilitliyor. Sebebi, gece gündüz müstehcen filmler izleyen babası tarafından taciz edilmesi. Gece uyurken babasının tacizleriyle uyanıyor. Durumu annesi ve üniversitede okuyan abisi biliyor. Anne, “Burası küçük bir ilçe, ayrılırsam herkes bana dul muamelesi yapacak, nasıl geçineceğim?” diyerek boşanmıyor. Kızını bir yurda verebileceği, kendisinin de bakanlığa bağlı bir kadın konukevine yerleştirebileceği söyleniyor. Anne, “Kadın sığınma evine gitsem bile boşanma ihtimalim yok, beni öldürürler. Kendi evime dönsem babam öldürür. Kızı evden çıkarsam babası öldürür. Gözünü ondan ayırmıyor. Evden dışarıda kalmasına izin vermiyor.” diyor. Durumu tüm aile biliyor ama kimse bir şey yapamıyor. Z.Y.’nin psikolojisi bozuluyor ve davranış bozuklukları sergilemeye başlıyor. En sonunda okulu da bırakıyor. Z.Y.’nin öğretmeni, “Burada aileler kolay kolay kızlarının dışarıda bir yerde kalmasına izin vermez. Ancak devlet ya da Diyanet burada bir yurt açarsa durum değişebilir.” diyor.

Cinsel suçluların kaydı tutulmalı

Çocuk Şube Müdür Yardımcısı İsmail Gençol, “Amerika’da cinsel istismar yapan insanların isimleri belli. Google’dan bile komşunuz istismarcı mı değil mi öğrenebiliyorsunuz.” diyerek, Türkiye’de böyle bir sistemin olmadığına işaret ediyor. ABD, Avustralya, Güney Afrika, İngiltere ve İrlanda gibi ülkelerde cinsel suçluların kaydı ayrı tutuluyor ve takip ediliyor. Bu ülkelerin bazılarında bu suçluların kaydını polis takip ediyor, bazılarında ise internet ve gazeteler aracılığıyla bu kişilerin bilgileri toplumla paylaşılıyor. Böylece hem aileler korunuyor hem de suçların tekerrürü engelleniyor. Bu kişilere, çocukların yaşadığı yerlerin yakınında bulunmama, okul ya da kreş gibi yerlere yaklaşamama, internet kullanma gibi sınırlamalar getirilebiliyor.

    Yurtdışındaki önemli uygulamalardan biri de 50 meslek grubuna zorunlu ihbarcı kanunu, istismar belirtileri ve tanımı üzerine lisans döneminde eğitim verilmesi. Bunlar doktor, öğretmen, ortodontist gibi çocuğun mutlaka karşılaşacağı meslek grupları. Örneğin çocuğun dişi mi kırıldı, yumruk mu yedi, düştü mü, istismar mı var eğitim alan ortodontist bunu anlayabiliyor.

İstismara uğrayan çocuklar nerelere başvurabilir?

155-Polis

Çocuk İzlem Merkezi

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı

‘Benim çocuğum tacize uğramaz’ demeyin

Bilimsel araştırmalara göre istismar ve tacizin yüzde 98’i çocuğun ya da ailenin tanıdığı bir kişi tarafından yapılıyor. Çocuklara tehdidin ancak yüzde 2’si yabancılardan geliyor. Aileler genelde istismarı çok uzakta bir olaymış gibi algılıyor. Halbuki çocuk anlatmadığı sürece olay ortaya çıkmıyor. Dört yaşındaki Mert, orta ikinci sınıfa giden amcasının oğlu tarafından taciz edilmek üzereyken birden Mert’in babası odaya giriyor ve son anda çocuğunu kurtarıyor.

    Bazı ülkelerde cinsel istismarla mücadelede etkin bir sistem bulunuyor. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde çocuk koruma merkezleri, tacize uğrayan çocuklara, ailelerine ve tacizle mücadele edenlere yol gösteriyor. İlki 1996’da kurulan bu merkezlerin  hukuki yaptırımı, çocuk koruma servisleri, tıp ve psikoloji alanında uzman çalışanları bulunuyor. Çocuk Suçlarını Önleme Derneği Başkan Yardımcısı Gülhan Şişman, Türkiye’de cinsel istismarla mücadele için her şehirde böyle bir merkezin kurulması gerektiğini söylüyor: “Öğretmenin, müdüre ihbar etmesi yasak, merkeze bildirmesi gerekiyor. Bu merkezin telefonu, faksı, maili var. Yapılan ihbarlar gizli tutuluyor.”

Bu ihbarların doğruluğu çocuk istismarı soruşturma uzmanları tarafından araştırılıyor. 48 saat içinde de geri dönüş yapılıyor. Eğer istismar varsa merkez, ilgili yasal kurumu devreye sokuyor. Vakayı inceleyerek sadece çocuğa değil, aileye de yardım etmeye çalışıyor. Taciz, aile dışından ise aileye yol göstericiliği yapılıyor. Ama mütecaviz aileden biri ise ıslah edilmeye çalışılıyor, dağıtılmıyor. Örneğin, tüm aile bir odada yatıyorsa daha geniş bir eve taşınmaları sağlanıyor, baba işsiz ya da depresyonda ise onun tedavisine bakılıyor. Bunlar yapılırken istismar eden kişinin geçmişinde istismara uğradığı ortaya çıkabiliyor. Bu merkezlerin sayısı 750’nin üzerinde ve eyaletlere göre değişiyor. Örneğin Alabama’da 24, Illinois’ta 36. Ayrıca bu kurumlar sürekli  çocuk istismar uzmanlarına eğitim veriyor.

İstismarı önlemek için veri toplama sistemi gerekiyor

Türkiye’de cinsel istismar konusunda koruyucu çalışmaların yetersiz olmasının yanında önleyici hizmetlerin de olmaması durumun vahametini artırıyor. Çocuğun başına bir şey gelmeden müdahale edilmesi için önleyici çalışmalara ağırlık verilmesi gerekiyor. Bunun için istismar olaylarıyla   ilgili sayısal bilgiler ve vaka analizlerinin olması gerekiyor. Avukat Seda Akço, “Doğru düzgün veri toplama sistemi yok. Erken uyarı ve olduktan sonra uyarı için hiçbir izleme takip sistemimiz bulunmuyor. 2013 yılı içinde kaç çocuk tacize uğramış, mütecavizler hakkında hangi tür dava açılmış, çocuklar için hangi tedbir kararları alınmış, bunların ne kadarı uygulanmış ve başarılı olmuş bilmiyoruz. Bunları takip ettiğimiz bir sistem yok.” diyerek bu konudaki önemli bir eksikliğe değiniyor. Akço, “Veri toplama sisteminiz yoksa, çocuk istismarı ile mücadeleye yönelik bir sistemimiz var diyemezsiniz.” diyor. Birkaç sene önce İzmir’de 13 aylık bir bebeğin başına gelenler Akço’yu doğruluyor. Daha önceden bebeğin ailesinin iki kızı, taciz nedeniyle koruma altına alınıyor. Ancak bebek doğduğu zaman bir takip sistemi olmadığı için durum fark edilmiyor. Akço, “Eğer anne baba tarafından istismar varsa koruma altına alındığında velayet de alınıyor. Bu durum yeni bebek doğduğu zaman onu da kapsıyor. Fakat veri toplama sistemi olmadığı için bebeğin doğduğunu kimse fark etmedi ve 13 aylıkken tacize uğradı.” diye anlatıyor.

    Çocuk Suçları Önleme Derneği Başkan Yardımcısı Gülhan Şişman, ailelerin çocuklara güvenlik kurallarını öğretmesi gerektiğine işaret ediyor. Buna göre çocuk hayır demeyi öğrendiği zaman eğitime başlamak gerekiyor. Bu da genellikle dört yaş civarı oluyor. Çocuklara özel bölge eğitiminin de verilmesi şart. Çocuk neresine dokunulacağını, neresine dokunulmayacağını bilmeli. Çocuğun kafasında bu sınırlar çizilmeli.

DİNİMİZ İSTİSMARA NASIL BAKIYOR?

İstanbul İlahiyat Fakültesi Yar. Doç. Dr. Musa Gülçür, İslam dinindeki ‘zarurat’a dikkat çekiyor. Gülçür, “Farzlar ötesi farz dediğimiz zarurat hususu var. Bunlar aklın, malın, bedenin, dinin ve neslin korunması.” diyor. Gülçür’e göre zarurat farzlarla kıyaslanamayacak derecede ağır ve yüksek bir sorumluluk gerektiriyor. Çocuk cinsel istismara maruz kaldığı zaman mütecaviz bedenin, neslin, aklın ve dolaylı olarak dinin korunması hususunu ihlal etmiş oluyor. Aynı zamanda zina yapmış, kul hakkına girmiş ve kendisine verilen emanete hıyanet etmiş oluyor. İslam hukukunda birkaç istisnai durum dışında insanların can, mal ve ırz dokunulmazlığı (haramlığı) umumî prensiplerden biri. Prof. Dr. İbrahim Canan, ‘Allah’ın Çocuklara Bahşettiği Haklar’ adlı kitabında İslam dininde insan haklarının Allah’a karşı olan haklardan daha mühim kabul edildiğine değiniyor. Canan, Allah’ın sadece kendisine karşı olan vazifelerdeki ihmali, günahları dilerse affettiğine fakat insanlara karşı işlenen kul haklarını helallik alınmadıkça affetmeyeceğine vurgu yapıyor. Nitekim Hz. Peygamber, dinen en büyük mertebeye ulaşan şehidin bütün günahlardan temizleneceğini ancak kul hakkı varsa bunun baki kalacağını ifade ediyor. Canan, bu şekilde insanın insanı istismarı kesinlikle yasaklanan bir dinde çocuğun istismarını asla mevzubahis olamayacağına vurgu yapıyor.

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Sonraki Haber