Kurtlar kavgası

HABERLER PAZAR
4 Temmuz 2004, Pazar

Thomas Hobbes kime kızıp “Homo homini lupus” dedi bilmiyoruz. Sosyolojinin veya sosyal psikolojinin alanına giren bu sözü aklımız estiğinde “İnsan insanın kurdudur.” diye kullanıyoruz. Vahşi kapitalizmin kendi alanını iyice genişlettiği bir dönemde, sanki bu sözü doğrulamak için çalıştığı kanaatini ediniyoruz. Bir de Türkiye gibi, herkesin kendi kuralını koyduğu bir ülkede Hobbes’a hak vermemek elde değil.

Bazen gözümüzü kapatarak, bazen burnumuzu tutarak izlediğimiz bir ‘Kurtlar Vadisi’ dizisi vardı. Çoğu kez haftanın basın özetleri gibi olsa da, arada ilginç noktalar çıkıyordu. Geçen haftadan itibaren bu Kurtlar Vadisi’ne başka bir Kurt dadandı. Neredeyse Kurtlar Vadisi’nin bütün kurtlarını telef etmek üzere çılgınca gidiyor. Hürriyet Gazetesi’nden Nurettin Kurt, yaptığı haberlerle vadinin altını üstüne getirdi. Türkiye’de yapılabilecek en etkili saldırı, ‘tarikatçı’ suçlaması. Bu damgayı yedikten sonra, kendinizi savunacak mecaliniz kalmıyor. Bütün bürokratik kanallar size otomatikman kapanıyor. Vadi sakinlerinin de buna bir cevabı olacaktır mutlaka. Belki de dizi yaz tatili için ara vermese, bir operasyon düzenlenebilirdi.

Başlayan ‘Kurt’ krizi üzerine dedikodular başladı. Kimisi transfer teklifi yapıldığını, kabul edilmeyince saldırıya geçildiğini savundu. Hatta dizinin ana oyuncusu Canpolat’ın (Necati Şaşmaz) sema yaparken çekilmiş fotoğraflarının aylardır bekletildiğini söyleyenler de var. İddiaların çoğu boş bile olsa, ortada bir ‘Grup’ kavgasının olduğu kanaatini bozmuyor. Gerçi bu dizi kavgaları yeni yaşanmadı. Ama hiçbirisi de bu kadar etkili ve çarpı(tı)cı olmadı. Hırsızlık, arsızlık, namussuzluk, uyuşturucu müptelalığı ile suçlananlar itibar bile kazanıyor belli kesimlerde. Tarikatçı denildiğinde, cüzamlı gibi ortada kalakalıyorsunuz. Kaldı ki cüzamlılara Türkan Saylan iyi davranıyor. İnsan insanın kurdu olurken, insanî vasıflarını hâlâ koruyor mu? Üzerinde durulması gereken bir nokta.

Mahkeme duvarı gibi

Ahmet Necdet Sezer, cumhurbaşkanı seçildiğinde, en büyük tepkiyi ‘laik’ çizgisi ağır basan köşe yazarlarından almıştı. Bunların bazısı, ona ‘Cumhurbaşkanı’ bile demiyor, sadece ‘Ahmet Bey’ diye hitap ediyorlardı. Şimdi ona övgü yağdıran Bekir Coşkun bile, anlattığı bir ‘Şoför Ahmet’ fıkrasıyla, sakar bir kamyon şoförüne benzetmişti. En büyük desteği de, İslamî hassasiyeti ağır basan gazeteciler vermişti. Haliyle insanlar değişiyor. Ahmet Necdet Sezer’in tavırları da değişiyor. Cumhurbaşkanından ziyade, hiç gülmeyen, sürekli hüküm veren bir yargıç havasını taşıyor. Gittiği yerlerde ister istemez mahkeme duvarına dönüyor. Alabildiğine soğuk, tebessümü olmayan bir hava esiyor ortalıkta. O yüzden, istenmeyen insanların hepsi hükümlü konumuna düşüyor. Emekli olduktan sonra da, tıpkı Vural Savaş, Yekta Güngör gibi yalnızları oynamaya mahkum görünüyor.

NATO keşke hep İstanbul’da toplansa!

İstanbul’da oturmanın bir bedeli olmalı. Sadece emlak fiyatları veya kiralarla değil, insanî davranışlarla bu sorumluluk yüklenilmeli. NATO Zirvesi dolayısıyla alınan aşırı emniyet tedbirleri, çok sayıda insanı rahatsız etti. Oysa bu rahatsızlığı sürekli yaşıyoruz. Çevre kirliliği, trafik kirliliği, maganda kirliliği, mafya kirliliği, pano ve afiş kirliliği, eciş bücüş binaların görüntü kirliliği, İstanbul’da yaşayan herkesi rahatsız ediyor. NATO toplantısı hiç olmazsa üç gün sürdü. Diyelim ki, hazırlık çalışmaları bir hafta veya on gün sürse, topu topu iki hafta. Halbuki diğerlerini her gün yaşıyoruz. NATO sayesinde hiç olmazsa bazı semtler rahat bir nefes aldı.

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Sonraki Haber