Meğer Erzurum Kongresi’nde Türk-Kürt kardeşliği çağrısı yapılmış

HABERLER PAZAR
31 Mart 2013, Pazar

Kitaplarımızda geçen “Erzurum Kongresi kararları”nın gerçekle bağlantısını kurmak zor. Güya kararların ilki şuymuş: “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez.”

Erzurum Kongresi kararlarının ilk maddesi buysa sormak gerekir: Misak-ı Millî’nin ilanından aylar önce “millî sınırlar”ın anlamı nedir? 1919 Ağustos’unda “millî sınırlar” mı vardı? (Bu neyse de, bazı işgüzarların onu “Ulusal yurt bir bütündür, bölünemez”e çevirmeleri iyice komik.)

Kongre kararlarının aslına baktığımızda şaşırıyoruz. Meğer 1. madde şöyleymiş: “Trabzon vilayeti ve Canik sancağıyla Şark vilayetleri adını taşıyan Erzurum, Sivas, Diyarbekir, Elaziz, Bitlis vilayeti ve bu saha dahilindeki bağımsız vilayetler, hiçbir sebep ve bahaneyle diğerlerinden ve Osmanlı camiasından ayrılmak imkânı düşünülmeyen bir bütündür. Mutluluk ve felakete tam olarak katılmayı kabul ve mukadderatı hakkında aynı amacı benimser. Bu bölgede yaşayan bütün Müslüman unsurlar diğerlerine karşı fedakârlık hissiyle dolu ve ırkî ve sosyal durumlarına riayetkâr öz kardeştirler.”

Gördüğünüz gibi Erzurum Kongresi adeta bir Türk-Kürt kardeşliği bildirisidir. Adeta bugünkü sorunların konuşulduğu bir kardeşlik toplantısıyken bize içeriği boşaltılarak anlatılmış!

Sözün özü şu: 1) Erzurum Kongresi’nde hâlâ “Osmanlı camiası” içindeyizdir. 2) Kongrenin gayelerinden birisi, araları açılmak istenen Kürtlerle Türkleri yeniden birbirine bağlamaktır.

Üç maddecik bildiride en az üç mantık hatası yapan saygıdeğer “300 aydınımız” Erzurum Kongresi’nin “milliyetçiliği”nin Türkler ve Kürtleri ve bütün “Müslüman etnisiteleri” ayrılmaz bir bütün olarak gördüğünü unutmuş görünüyorlar. Üstelik Türklerin “kurucu ve egemen millet” oldukları türünden bir ifadeyi de ne yazık ki bulamıyoruz. Peki Erzurum Kongresi kararları Kürtlükten nasıl arındırıldı?

Mustafa Kemal Paşa’nın pek bilinmeyen ilginç bir Erzurum hatırası. Sağında ki eşi Latife Hanım, solundaki çarşaflı hanım ise Ali Said Paşa’nın eşi Naciye Hanım. (Kocası, Latife Hanım’ın sağındadır.) Yıl: 1924.

İnkılap tarihini kürtlükten arındırma

Sonraki hemen bütün yayınlar kararların orijinaline inme zahmetine katlanmadıkları için Nutuk’ta yazılanları aktarmış ve Osmanlı’nın Müslüman unsurlarının, bu arada Türklerle Kürtlerin vurgulandığı kaydını görmezden gelmişler.

Oysa Nutuk’un 1927 tarihli Osmanlıca baskısının 38 ve 39. sayfalarında Gazi Paşa Erzurum Kongresi’nin kararlarını aynen değil, “zaman ve çevrenin mecbur kıldığı bir takım ikinci derecede önemli (tâlî) ve esasa ait olmayan (sûrî) düşünce ve kanaatleri ayıklayarak” aktardığını bizzat yazıyor. Yani Nutuk’taki karar metinleri “aynen” değil, yorumlanarak ve kısaltılarak verildiği ve bu belirtildiği halde asıl metin muamelesi görmüş. Kes-yapıştır inkılap tarihlerinin varacağı kısır nokta bu işte!

Ancak bir husus gözden kaçıyor: Gazi bu maddeyi zikrettikten sonra şunu yazıyor: “Beyanname madde 6. Nizamname madde 3’ün tafsilatı, nizamname ve beyannamenin 1. maddeleri mütalaa ve tedkik buyurulsun.”

Bakın bu not çok ilginç işte. Özet yaptım, şu maddelerden inceleyin diyor. Öte yandan Atatürk Araştırma Merkezi’nin beş profesör ve bir emekli albay’a yazdırdığı “Milli Mücadele Tarihi”nde o parantez içi not sırra kadem basmış. Tarihte ne kadar ileriye gittiğimizi buradan da anlayabilirsiniz! Ancak Nutuk’ta Erzurum Kongresi kararlarının Kürtlüğe veya Osmanlı’ya delalet edebilecek bütün cümlelerinden arındırıldığı dikkat çekiyor. Özetle Nutuk, yakın tarihi 1927 şartlarına göre ayarlayan bir metindir ve tarihçilere düşen görev, bu son derece önemli metni de dikkate alarak ama ona teslim olmadan, gerekirse sorgulayıp eleştirerek yeni bir inkılap tarihini yazmak olmalıdır.

 

Erzurum Kongresi kararlarının orijinal tutanağındaki ilk maddesi (Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nden aktaran,  F. Kırzıoğlu)

Kur’an’ı yaşatmak için birlik çağrısı

Bu arada 17 Haziran 1919’da toplanan Erzurum Vilayeti Kongresi’ne sunulan bir rapor, güncelliği itibarıyla kayda değer. Rapora göre Doğu Anadolu’da Ermeniler, Avrupalılar ve “şahsî çıkar sağlamak isteyen” bazı kimselerin ortaya attığı bölücü fikirlerin başında “Kürtlük-Türklük meselesi çıkarmak” geliyor. Türklerle Kürtlerin birbirinden nefret etmesi isteniyormuş. Kürt yönetimi kurarak Doğu gençliğinin birleşmesine imkân bırakılmıyormuş. Nihayet Kürtlerle Türkleri birbirine düşürerek Ermenilerin hakimiyetleri sağlanmak isteniyormuş.

Raporda Kürtlerin aslında Ermeni oldukları yönünde propaganda yapıldığı kaydediliyor ve bir milletin diğerlerinden din, karakter, âdet ve dille ayrıldığı belirtiliyor. Irk fikri reddediliyor ve Ermenilerin Hıristiyan, Kürtlerinse Müslüman oldukları üzerinde duruluyor. Karakter bakımından Kürtlerin Türklere Ermenilerden daha yakın oldukları bir grafikle gösteriliyor. Varılan hüküm şu: “Türk ile Kürt arasında dinî ortaklıktan başka soy itibariyle de bir bağın varlığını teslim etmek zaruridir.”

Erzurum Kongresi’nden bir ay kadar önce toplanan bu ön kongreye sunulan raporda işlenenler sanki bugünden geçmişin dağlarına çarparak yankılanmış gibidir. Beraberce şunları okuyoruz:

“Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz yaşayamaz. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türk ile Kürt’ün aynı tarih, aynı çıkar, aynı hayat sahibi olacaklarını kabul etmemek mümkün değildir. Bu kadar derin ve esaslı bağlarla birbirine bağlı bulunan Doğu vilayetleri Türk’ü ile Kürt’ünü ayırmak her ikisini de ölüme mahkûm etmek demektir. Bugün gözümüzü açarak yaralarımızı öz elimizle sarmaya çalışır, dışarıdan gelen Kürtlük-Türklük gibi ayrıştırıcı telkinlere kulak asmazsak hem memleketimizi kurtarır, hem de herkesin mutluluğunu sağlayacak esasları hazırlarız.”

“Tarihî bir anda bulunuyoruz” diyen bu önemli rapor şöyle sürüyor:

“Duygusallığa kapılarak düşmanlarımıza hizmet etmekten sakınma göreviyle mükellefiz. Son fırsat elimizde. Bunu da kaybedersek tarihimizi aşağılanmayla kapamış ve Hazret-i Kur’an’ı elimizle defnetmiş oluruz. Hakkımızda çevrilen entrikaları, düşünülen felaketleri sonuçsuz bırakmak yalnız bir şeye, Doğu vilayetleri Müslümanlarının ittihad (birlik) ve ittifakına bağlıdır.”

94 yıl önce Erzurum’da söylenmesi gerekenlere söylenmiş aslında. Aklın yolu birdir ne de olsa! Ve ah Erzurum Kongresi, seni bir doğru okuyabilseydik!

Notlar: Erzurum Kongresi kararlarını Fahrettin Kırzıoğlu’nun “Bütünüyle Erzurum Kongresi”nden (Ank. 1993, s. 243-246), raporu ise Bekir Sıtkı Baykal’ın “Erzurum Kongresi ile İlgili Belgeler”den (Ank. 1969, s. 40-52) aktardım. Rapora dikkatimi çeken sevgili Mustafa Budak’a teşekkür ederim.

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.