Şairler en çok hangi mesleği sever

HABERLER PAZAR
6 Mayıs 2006, Cumartesi

Dersaâdet yazarı Münevver Ayaşlı, bir gün eşi Nusret Bey (Sadullah Paşa’nın oğludur) ile, meşhur antikacı Hayim’in Pera Palas Oteli’nin karşısındaki dört katlı dükkanında tertip edilen müzayedeyi geziyordur.

Memleketin bütün Türk ve ecnebi antika meraklılarının tıklım tıklım doldurduğu salondaki kalabalık içinde, bir ‘bey’ Münevver Hanım’ın dikkatini çeker. “Hem şık hem değil. Hem kibar, hem değil. Hem eşyadan anlıyor hem anlamıyor…” gibi görünen, kendisine biraz bol ve büyük gelen, deve tüyü gayet pahalı bir palto giyinmiş; boynuna gayet şık ve pahalı bir kaşkol takmış; elindeki kalın baston ile herkesi rahatsız ederek eşyaları gösteren ve zayıf bir Fransızca ile eşya hakkında izahat veren bu ‘bey’ de kimdir Allah aşkına? Nusret Bey, eşinin sorusuna cevap verir: Noter Mithat Cemal Kuntay Bey!.. O, “Ölmez bu vatan, farz-ı muhal ölse de hatta/ Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi’ dizelerini Mustafa Kemal’in Büyük Millet Meclisi kürsüsünden okuduğu şair Mithat Cemal’dir ve Münevver Hanım o dizelerin sahibinin bu ‘noter bey’le aynı kişi olduğunu uzun zaman sonra öğrenecektir. Evet, Mithat Cemal Kuntay şair ve romancıdır; Namık Kemal’i Akif’i yazmıştır; ama aslen bir hukukçudur ve uzun yıllar Beyoğlu 4. noteri olarak vazife yapmıştır.

Doğrusu bu ya, şairlerin, şiirden başka bir uğraşları olduğu hele böyle ‘noter’lik gibi bir mesleğe intisap edecekleri pek akla gelmez. Oysa edebiyat, hele şiir hiç mi hiç karın doyuran bir meslek olmamıştır. Bu yüzden şairler de her fâni gibi bin bir çeşit meslekle iştigal etmişlerdir. Yunus Emre’nin çiftçilik yaptığı; Fuzuli’nin türbe bekçiliği, Zatî’nin bir ara çizme tamir ederek hayatını kazandığı bilinir; fakat edebiyat tarihine geçmiş yüzlerce, binlerce şairin asıl meslekleri, hayatlarını ne ile kazandıkları pek bilinmez. Sanırız ki onlar, yalnız şiir yazmış, başka işlere el sürmemişlerdir. Veyahut biz, şiir gibi nazenin bir uğraşı olan insanlara, sıradan işleri, hele birtakım ‘süflî’ meslekleri yakıştıramayız. Gel gör ki şair milletinin hanesinde de evlâdı iyal vardır ve maişet gemisi yürümek mecburiyetindedir.

Ziya Paşa gibi bürokrasinin tepesine çıkıp vali olanlar, Üstad-ı Âzam Hamid ve Yahya Kemal gibi elçilik vazifesinde bulunanlar da vardır; ama şair milletinin çoğunluğu öğretmenlik, müfettişlik, ‘küçük ve mütevazı’ devlet memurluğu, ya da mütercimlik, yayıncılık, reklamcılık gibi işlerle ömür tüketmiştir. Şairler içinde en renkli mesleğe sahip olanlardan biri, galiba Mehmet Akif merhumdur. Bilindiği üzere Akif Mülkiye Baytar Mektebi mezunudur ve Ziraat Nezareti Umûr-ı Baytariye ve Islah-ı Hayvanat Umûm Müfettiş Muavini olarak başta Edirne ve Adana olmak üzere Osmanlı’nın uzak eyaletlerinde, Anadolu, Rumeli ve Arabistan’ın kasaba ve köylerinde bulaşıcı hayvan hastalıkları ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Tabii sonradan Halkalı Baytar Mektebi’nde ve Üniversite’nin edebiyat bölümünde kompozisyon ve Osmanlı edebiyatı hocalığı da yapmıştır. Ne yalan söylemeli, şair milleti tabiatı icabı hep muhalif olmuş, idareye karşı diklenmiştir; ama geçim derdinden kurtulup rahata erenler, yine de devlet kapısına intisap edenlerdir. O pek âsi tabiatlı, sivri dilli Şair Eşref’in kaymakam, Rıza Tevfik’in (tıbbiye mezunudur) Maarif Nazırı ve Şûray-ı Devlet Reisi, Ece Ayhan’ın da kaymakam oldukları hatırdan çıkarılmamalıdır.

Şairlerin mesleklerini araştırmaya kalkarsak, onları hiç de tahmin etmediğimiz işlerin başında görür, şaşırırız. Mesela o zarif ve her haliyle ‘efendi’ şairimiz Celal Sahir, Birinci Dünya Savaşı yıllarında hayatını kazanmak için bir süre ticarete atıldıysa da muvaffak olamamış ve bu işten tek kazancı, Süleyman Nazif’in kendisine taktığı ‘Şâir-i Tâcir’ ismi olmuştur. Şairimiz, bir ara da ikamet ettiği Hobyar Mahallesi’nin muhtarlığını yapmıştır. Allah’tan 1928’de Zonguldak Mebusu olarak Meclis’e girer de maişet kaygısı sona erer. Şurası gerçek ki, şairlere kucak açan en vefalı meslek öğretmenliktir. Öğretmen şairler saymakla bitmez. Cahit Külebi, Yüksek Öğretmen Okulu’nun edebiyat bölümünü bitirip edebiyat öğretmenliği yapmış, sonra da müfettişliğe terfi etmiştir. Halit Fahri Ozansoy, Yusuf Ziya Ortaç, Zeki Ömer Defne, Behçet Necatigil, Arif Nihat Asya hâlis birer edebiyat öğretmenidir. Faruk Nafiz Çamlıbel, tıp öğrenimini yarıda bırakmış, sonra da edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Behçet Kemal Çağlar da maden mühendisidir; ama o da edebiyat öğretmenliğinde karar kılmıştır. İlhan Berk bir süre ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nü bitirip ortaokul öğretmenliği yapmış; sonra da Ziraat Bankası basın bürosunda çevirmen olmuştur. Erdem Bayazıt da Milli Kütüphane’de bir süre çalışıp edebiyat öğretmenliğine geçmiş, sonra da mebus olmuştur.

Öğretmenlikten sonra galiba şairlerin en çok itibar ettiği meslek ‘askerlik’tir. Yoksa ‘en çok şair, askerler arasından çıkar’ mı demeliydik! Servet-i Fünun şairi Cenap Şahabettin askerî doktordur; ama emekli olduktan sonra edebiyat fakültesine müderris olmuştur. Asker şairlerin en meşhuru, galiba Fazıl Hüsnü Dağlarca’dır. Dağlarca, 1935’te Harp Okulu’nu bitirmiş ve piyade subayı olarak orta Anadolu’nun, Trakya’nın pek çok yerinde 15 sene vazife yaptıktan sonra önyüzbaşı iken daha rahat şiir yazabilmek için askerliğe elveda demiştir. Nazım Hikmet, Mustafa Necati Karaer, Bekir Sıtkı Erdoğan, Mustafa Şerif Onaran, Gültekin Samanoğlu da asker ekmeği yemiş şairlerdendir. Bir de uzun süre bir işte dikiş tutturamamış; küçük memuriyetlerde, bankalarda, tercüme bürolarında ömür tüketmiş şairler vardır ki onların haddi hesabı yoktur. Ümit Yaşar Oğuzcan, Cahit Sıtkı, Ziya Osman Saba, Orhan Veli bu vadide ekmek kovalamıştır. Necati Cumalı, Yavuz Bülent Bakiler, Nuri Pakdil gibi şairlerimizse hukuktan ekmek yemişlerdir. Sezai Karakoç üstadımız, Maliye Müfettiş Yardımcılığı yapmış, Gelirler Genel Müdürlüğü’nde kontrolör olmuş, sonra da istifa edip mesaisini bütün bütün ‘Diriliş’e vermiştir. Ebubekir Eroğlu ise iş müfettişi olarak kazanmıştır yaşamını. Metin Eloğlu’nun ressam, Bahattin Karakoç’un sağlık memuru, Ülkü Tamer’in tiyatroda aktör, çevirmen ve yayıncı olduğu, Mustafa Seyit Sütüven’in kırtasiye mağazası işletip maden ticareti yaptığı da gerçektir. Edip Cansever de Yüksek Ticaret Okulu’ndan ayrılıp ticaretle uğraşmıştır; Kapalıçarşı’da antikacılık yaptığı da vakidir. Modern zaman şairlerinin gözdesi ise reklamcılıktır. Süreyya Berfe, Güven Turan, Vural Bahadır Bayrıl, Seyhan Erözçelik, Ahmet Güntan, Sina Akyol ve Cem Yavuz… reklama şiirsel bir ‘eda’ katmak için ha bire ter döken şairlerimiz arasındadır. Gördünüz ya, şairler de bizim gibi insanlar ve onlar da iyi kötü demeden bir işin kulpundan tutup hayat gemisini yüzdürüyorlar...

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
Sonraki Haber