Şahin Alpay

s.alpay@zaman.com.tr

GÜNDEM Yazarlar Şahin Alpay-Medeniyetimizin hali

Medeniyetimizin hali

Geçenlerde çıkan bir yazımda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın dünya siyasetine bakışına giderek Samuel Huntington’un ortaya attığı (din temelli) “medeniyetler çatışması”, özellikle de Batı ile İslam arasında çatışma teorisinin hakim olduğundan söz ettim. (Zaman, 17 Mart)

Şimdilerde dünya siyasetinin odağında, Müslüman çoğunluklu Yemen’deki iç savaş ve bunun Suudi Arabistan ile İran arasındaki nüfuz mücadelesi yer alıyor. Yemen’de yaşananlardan, “medeniyetler çatışması” açısından çıkarılabilecek sonuçlar ne olabilir, diye düşünmekten kendimi alamadım.

Yemen’deki çatışmanın bir tarafında, nüfusun yaklaşık üçte birini oluşturan, ayrımcılığa uğradıklarını iddia eden Şii Husiler ve 1990–2012 arasında başkanlık yapan Ali Abdullah Salih yandaşları var; öteki tarafında çoğunluktaki Sünniler ve 2012’de başkan seçilen (başkent Sana’nın Husilerin denetimine geçmesinden sonra Riyad’a sığınmak zorunda kalan) Mansur Hadi yandaşları var. Başta Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere (Türkiye dahil) bölgenin Sünni çoğunluğa sahip ülkeleri Hadi’nin yanında yer alıyor. On Sünni çoğunluklu devlet Husilere karşı hava harekâtı başlattı; Mısır kara harekâtına girişebileceğinin sinyallerini veriyor. Her ne kadar Husilere askeri destek sağladığı iddiasını reddediyorsa da, İran’ın Yemen’e yapılan dış müdahaleye karşı çıkarak, Husilerin yanında saf tuttuğu görülüyor.

ABD (ve Batı) bir yandan Suudi Arabistan ve kurduğu Sünni koalisyona istihbarat ve lojistik destek sağlıyor, öte yandan IŞİD’e karşı Şii İran’la aynı safta savaşıyor; İran’la nükleer programının uluslararası denetim altına alınması için müzakereleri sürdürüyor. ABD, S.Arabistan ve Mısır açısından Yemen’in stratejik önemi büyük. Dünya petrolünün büyük bölümü Batı pazarlarına Kızıl Deniz ile Aden Körfezi arasındaki Bab-ül Mendep üzerinden taşınmakta. Kriz hemen petrol fiyatlarında yüzde 6 artışa yol açtı. Bu akışın güven altına alınması şart.

Kısacası, Yemen’deki ve Yemen üzerine çatışmanın, “medeniyetler çatışması”yla zerre kadar ilgisi görünmüyor. Bunun her yönüyle İslam dünyasının bir iç kavgası olduğu muhakkak. Peki Yemen’de yaşananlar, kimilerince savunulan “mezhepler çatışması” teorisiyle bağdaşıyor mu? Sadece bir tarafta Sünnilerle öte tarafta Şiiler çatışmıyor; Yemen’de ülkeyi denetim altına almak isteyen, iki değil üç, hatta dört taraf var. Öteki taraflar, hem Salih hem de Hadi yandaşlarına (hem de Suudi rejimine) karşı çıkan Sünni İslamcı El Kaide ve 2014’ten itibaren El Kaide’ye rakip olarak ortaya çıkan IŞİD’in Yemen şubesi.

Bölge genelinde bakılacak olursa Sünni kimliği Mısır, Libya, Tunus ya da Türkiye’de toplumu birleştirmeye yetmiyor. Yemen’de olduğu gibi, S.Arabistan’da ve Mısır’da da “Sünni” rejimle, “Sünni” İslamcı muhalifleri çatışıyor. Mısır’da ve Tunus’ta Sünni İslamcılar ile köktenci Selefiler çatışıyor. “Sünni” Ürdün, Fas ve Irak Kürdistan’ı, IŞİD’e karşı hem NATO hem de “Şii” İran ile birlikte savaşıyor…

Kısacası, bölgede yaşananları medeniyetler ya da mezhepler çatışmasıyla açıklamak mümkün görünmüyor. Çatışmalarda çok fazla sayıda etken rol oynadığı gibi, bunların temelinde kaynak paylaşımına yönelik devletler arasında ve içinde güç kavgaları olduğunu söylemek mümkün. Yani çatışmaların temelinde dinler veya mezhepler değil, çıkar kavgaları var; dinler ve mezhepler bu kavgalar için kullanılıyor.

Hemen bütün bölgede ve şimdilerde Yemen’de yaşananlar açısından bakıldığında Erdoğan’ın “Bu medeniyette ikilik olmaz, yalnız birlik vardır. Bu medeniyette aşk vardır, dostluk vardır, muhabbet vardır…” sözünün sadece bir temenniden ibaret kaldığı muhakkak. “Medeniyetimiz”in hali, maalesef, içler acısı.

28 Mart 2015, Cumartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.