GÜNDEM Yazarlar Şahin Alpay

Ahmet Davutoğlu Pan-İslamist midir?

Ahmet Davutoğlu, tek aday olarak katıldığı AKP kurultayında genel başkan seçildi; şimdi başbakanlığı üstlenecek.

Genel başkanlığa gelişi, adayların yarıştığı demokratik bir kurultay sonucunda değil, Tayyip Erdoğan’ın yaptığı “temayül yoklaması / istişare” yoluyla oldu. Demokrasiyi seçimle özdeşleştirme eğiliminde olan Erdoğan, nedense AKP’ye demokrasiyi değil, istişareyi (meşvereti) uygun görmekte.

Söz konusu istişarenin nasıl yapıldığını da en iyi AKP’nin eski genel başkan yardımcılarından Dengir Fırat anlattı: “Temayül yoklama mekanizması tamamen gönül alma ve oyalamadır. Parti organlarının, il başkanlarının, milletvekillerinin görüşlerinin alındığına bakmayın; adet yerini bulsun diye yapılır. Hiçbir zaman hiçbir etkisi olmaz… Kapalı zarfta verilir, sonucun ne olduğu da hiçbir zaman açıklanmaz. Aslında tek karar verici Erdoğan’dır.” (“Ankara’da sıcak yaz,” Aksiyon, 18 Ağustos 2014.)

Yani AKP, etkin çalışan bir örgüte sahiptir, ama demokratik bir kitle partisi olmaktan çok uzaktır; partiyi kendi malı gibi gören liderin sultasına tabidir. AKP’nin kurucularından, ilk genel başkan yardımcılarından ve ilk dışişleri bakanı Yaşar Yakış’a göre, AKP’nin işleyişi bir Afrika kabilesini andırır; başarılı olduğuna inanılan kabile şefi ne derse o olur. (“Akıl Defteri,” Mehtap TV, 25 Ağustos 2014.)

Davutoğlu’nun nasıl genel başkan olduğu meydanda, fakat nasıl bir başbakan olacağı henüz spekülasyona açık. Erdoğan’ın kuklası olup olmayacağı tartışılıyor. Başka bir tartışma konusu ise, yeni başbakanın icraatına yön veren fikriyatın / ideolojinin ne olduğu. Marmara Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Behlül Özkan’ın, 1990-2000 arasında, yani siyasete atılmadan önce kaleme aldığı 300 küsur makalesini inceledikten sonra vardığı sonuca göre Davutoğlu “Neo-Osmanlıcı değil, Batı’nın otoriter yayılmacı mantığıyla İslamcılığı harmanlayan bir Pan-İslamist.” (Bkz. Amberin Zaman, Taraf, 23 Ağustos 2014.)

Özkan’ın araştırması dikkate değer; Davutoğlu’nun akademik kariyeri sırasındaki fikriyatına ışık tutuyor olabilir. Ne var ki Davutoğlu’nun 2002’den itibaren Erdoğan’ın başdanışmanı, 2009’dan sonra dışişleri bakanı olarak siyasi kariyerini niteleyen fikriyat açısından bakıldığında, hiç inandırıcı değil. Fikir adamlarının olduğu gibi, siyasetçilerin de farklı dönemleri var. Yaşadığımız giderek hızlanan sosyal değişimler döneminde, fikriyatı değişmeden kalanlara pek az örnek bulunabilir.

Davutoğlu’nun siyasi kariyerinde dahi iki ayrı dönem olduğu muhakkak. Arap Baharı öncesi ve sonrasında önerdiği politikalar arasındaki kontrast çok açık. Amerikalı ünlü uluslararası ilişkiler profesörü Richard Falk’a göre, Davutoğlu’nun esas olarak “pragmatizm”e dayalı politikası, Arap Baharı öncesinde “komşularla sıfır problem”den, sonrasında “halklarla sıfır problem”e yöneldi. (Al Jazeera Türk Dergi, 24 Ağustos, 2014.) Yine Amerikalı tanınmış Ortadoğu uzmanı Graham Fuller’a göre ise Suriye krizi, Davutoğlu’nun izlediği genelde “realist” nitelikteki politikaya “mezar” oldu. (Turkey and the Arab Spring, s. 138 ve 308.)

Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin izlediği dış politika Neo-Osmanlıcı, Pan-İslamist, Sünni mezhepçi ve sair kalıplara uymuyor. AB ile katılım müzakerelerini başlatan, NATO’ya Kürecik üssünü veren, İsrail lobisinden ödül alan, Beşar Esad’la şahsi dostluk kuran, Mısır’a laikliği tavsiye eden, Tahran’da kendini evinde hisseden türden bir dış politikaya ideolojik yafta bulmak güçtür. İçte olsun, dışta olsun AKP’nin izlediği politikaların ideolojik olmaktan, belirli ilkelere dayanmaktan ziyade pragmatik, popülist, oportünist, iktidarı elde etmeye ve korumaya endeksli olduğu söylenebilir. Ama ille de bir ideolojik yafta gerekiyorsa, İslami Kemalizm ya da dinsel milliyetçilik denebilir.

28 Ağustos 2014, Perşembe
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.