GÜNDEM Yazarlar Şahin Alpay

Selahattin Demirtaş’ın çıkmazı

Eğer adayların sadece söylediklerine bakarak karar verecek olsaydım, 10 Ağustos’ta oyumu HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş’a verebilirdim.

Çünkü Demirtaş’ın söylediklerinin çoğuna katılıyorum; özellikle Erdoğan hakkındakilere… Demirtaş, genç ve dinamik bir politikacı, efendi bir insan. Kürt siyasi hareketinin sözcüleri içinde, muhakkak ki en makul olan o. O yüzden de hareketin tabanında en çok o tutuluyor. Cumhurbaşkanı adayı olması, mensup olduğu siyasi hareketin Kürt sorununa Türkiye’nin bütünlüğü içinde çözümden yana olmasının simgesel ama güçlü bir ifadesi. Bütün bu nedenlerle Kürt siyasi hareketine mensup olmadıkları halde ona oy verecekler az değil.

Ne var ki, kime oy vereceğimizi belirlerken sadece söylem ve simge temelinde karar veremeyiz. Ne yazık ki, Demirtaş’ın sırtında bir kambur var. Silahlara veda yoluna çıkmış, ama henüz veda etmemiş olan; silahlarıyla bir kısım Kürtleri vesayet tehdidi altında tutmaya devam eden; silah zoruyla vergi toplayan, iradesini dayatan, bu nedenlerle Türkiye’deki gerçek paralel devlet olan PKK’nın desteklediği aday. Özgürlüğe inanan bir demokrat olarak, PKK silahlara veda edip, yalnızca siyasi mücadeleye odaklansaydı Demirtaş’a oy vermeyi düşünebilirdim; ama bugünkü şartlarda hayır.

Ne yazık ki, Demirtaş’ın bir de çıkmazı var. İsteyerek veya istemeyerek Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesine yardımcı olacak. Uzak görünebilir, ama diyelim ki İhsanoğlu’nun birinci turda kazanma potansiyeli vardır. Bu durumda Demirtaş, normal olarak İhsanoğlu’na gidecek muhalif oyların bir bölümünü kendine çekerek (ki çekeceği anlaşılıyor) bunu önleyebilir. Seçim ikinci tura kalırsa, yani tercih Erdoğan ile İhsanoğlu arasında kalırsa, durum çok daha net. Bu durumda ne yapacağını Demirtaş açıkladı: “Asla hiçbir aday lehine çekilmeyeceğiz…” dedi. Bunun Demirtaş’ı destekleyenlerin hepsinin değil ama büyük bölümünün Erdoğan’a oy vermesi anlamına geleceği ve bunun da Erdoğan’ın seçilmesini güven altına alacağı muhakkak.

Diyebilirsiniz ki, Demirtaş ve mensup olduğu siyasi hareketin tabii ki derdi, Kürt taleplerinin karşılanmasıdır; bu açıdan bakınca da Erdoğan ehven-i şerdir. Erdoğan, “HDP Meclis’te olmamalı…” diye konuştuğunda HDP’nin kınamakla yetinmesi de muhtemelen bundandır. Evet, Demirtaş ve mensup olduğu siyasi hareket kendi dar açısından haklı olabilir. Ama Kürt taleplerinin karşılanmasını, Türkiye’nin demokrasiyi yerleştirmesinden bağımsız, ayrı olarak düşünmek yanlıştır. Erdoğan yetki alıp demokrasiyi tam tepelediğinde, hepimiz gibi Kürtler de kaybeder. Erdoğan’a nasıl güvenilebilir? Kendisine güvenenlere neler yapabildiği, ne büyük hayal kırıklıkları yaşattığı ortada değil midir?

Kürtlerin taleplerine duyduğum yakınlık malum. Ama cumhurbaşkanlığı seçimine Kürtler dahil Türkiye’nin bütünü açısından bakmak zorundayız. Öyle bakınca bugün Türkiye’nin bir numaralı sorunu, keyfiliği ve otoriterliğe yönelen, padişahlık özlemi içinde olan, vahim yolsuzluk iddialarıyla şaibeli hale gelen, toplumu kutuplaştıran, halkın yarısını düşman ilan eden, millet dediğinde sadece kendine oy verenleri kasteden Tayyip Erdoğan sorunudur. Cumhurbaşkanı olursa Türkiye’yi büyük badirelere sürükleyebilir. Bu seçimde Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesini önleme ihtimali olan yegane adayın, oy potansiyeli açısından en güçlü adayın Ekmeleddin İhsanoğlu olduğu muhakkak. Başka hiçbir nedenle olmasa da bu nedenle, oyumu tereddütsüz İhsanoğlu’na vereceğim. Bütün okurlarımı da öyle yapmaya davet ediyorum. Üstelik İhsanoğlu, kişiliğiyle ve giderek söylemiyle de makbul bir profil çizmekte.

Demirtaş’ın yerinde olsam, seçim ikinci tura kalırsa seçmenlerimi İhsanoğlu lehine oy vermeye çağırırdım.

22 Temmuz 2014, Salı
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.
Sonraki Yazı
Günün Yazıları
EN ÇOK OKUNANLAR