Ardahan'ın tarihi ve turistik yerleri

Ardahan'ın tarihi ve turistik yerleri
HABERLER ŞEHİR
1 Temmuz 2007, Pazar

İlimiz coğrafi yapısı ve tarihi geçmişinden kaynaklanan kendine özgü doğal ve tarihi değerlere sahiptir. Ardahan Doğu Anadolu Bölgesine has doğal yapısı ve ikliminin yanında Doğu Karadeniz Bölgesi­nin topografyasına, iklimine ve bitki örtüsüne geçiş yerleri ile farklı güzellikleri bir arada barındırmaktadır.

Yüksek ovaları, zengin çiçek çeşitliliğine sahip yaylaları ve iki gölü ile Ardahan keşfedilmeyi bek­leyen bir doğa cennetidir.

İlin belli başlı doğal güzellikleri şunlardır:

Atatürk Silueti

İlimizin en önemli doğal güzelliği Damal dağlarına yansıyan Atatürk siluetidir. Her yıl 15 Haziran-15 Temmuz tarihleri arasında Damal ilçemizin Yukarı Gündeş köyü, Karadağ yamaçlarında oluşan bu olay bir doğa harikasıdır. Bu tarihler arasında güneş batarken dağın yamacında bulunan dere yatağının bir tarafının gölgesi diğer tarafına yansımakta ve tamamen doğal olarak Ulu Önder Atatürk'ün siluetini oluşturmaktadır.

Yalnızçam Yaylası

İl Merkezine 15 km mesafede bulunan ve Yalnızçam Köyünün kuzeybatısında yer alan Yalnızçam Yaylası eşsiz bir tabiat zenginliğine sahiptir.

Bülbülan ve Botanik Yaylası

İl Merkezine 15 km uzaklıkta Yalnızçam dağlarının üzerinde bulunan eşsiz güzelliklere sahip Bül­bülan Yaylası ilimizin Doğu Karadeniz Bölgesine açılan penceresi konumundadır. Zengin bitki çeşi­di ile ilkbahar aylarında eşsiz bir güzelliğe kavuşmaktadır. Birçok yerleşim yeri arasında (Ardahan, Artvin, Göle, Şavşat) bir kesişme noktası olan yayla, yaz aylarında bu yöre insanlarının bir araya gele­rek ticaret yaptıkları bir pazar görünümündedir. Tamamlanmak üzere olan Ardahan-Yalnızçam-Ar-danuç karayolununu hizmete girmesi ile alternatif bir festival alanı olacaktır.

Çıldır Gölü

İl merkezinin 45 km doğusunda ve deniz seviyesinden 1.959 m yükseklikte bulunmaktadır. 123 km2 lik bir alana sahip olan bu tatlı su gölü Doğu Anadolu Bölgesinin Van Gölünden sonra en yük­sek gölüdür. Çıldır Gölü; adası, kuşları ve balıkları ile ayrı bir güzelliğe sahiptir. Çevresinde bulunan tarihi eserler ve doğal güzellikleri ile önemli bir turizm potansiyeline sahiptir. Göl içerisinde 16 tür balık yaşamaktadır. Göl yüzeyinin kış aylarında buzla kaplanmasıyla birlikte insanların burada at kı­zakları ile dolaşması ve buzları kırarak balık tutmaları ilginç görüntüler oluşturmaktadır

2750 metre rakıma sahip olup etrafı dağlarla çevrilidir. Doğal güzelliklerinin yanında çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapması nedeniyle tarihi ve kültürel bakımdan da oldukça zengin bir bölgedir. Üzerinde bulunduğu Uğurludağ'ın Ardahan ve Göle'den de görülebilmesi bölgeye ayrı bir güzellik katmaktadır. Geniş ve taşsız bir arazi yapısına sahip olan yayla yaz ve kış turizmi açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Valiliğimiz tarafından hazırlanan "Yalnızçam Uğurludağ Kış Sporları ve Yayla Turizm Merkezi" projesinin uygulamaya geçilmesi halinde Yalnızçam yaylası bölgenin önemli kayak merkezlerinden biri olmaya adaydır. Ardahan-Yalnızçam-Ardanuç yolu ulaşım imkanlarını kolaylaştırmıştır.

Göle Okçuoğlu Yaylası

Göle İlçemizde Köroğlu Dağının eteklerinde yer almaktadır. Okçuoğlu Yaylası Ekim-Mayıs ayları arasında bol yağış alması ve dağın tepesinin ağaçtan yoksun bulunması nedeniyle kayak pisti yapımına uygundur. Yaylada yaşayan çeşitli yabani hayvanlar buranın diğer bir doğal güzelliğidir. Bu özelliği nedeniyle av turizmi açısından da önemli bir potansiyele sahiptir

Akçakale Adası :

Çıldır gölü içerisinde yer alan Akçakale adası 1. derecede sit alanıdır. Tarih boyunca bir çok uygarlığın yerleşime sahne olması nedeniyle üzerinde birçok tarihi kalıntı bulunmaktadır. İlkbahar ayının gelmesi ile birlikte çeşitli kuş türlerine de ev sahipliği yapan ada, bu kuşların yavrularının çıkması ile güzel görüntüler oluşturmaktadır

Tarihi kaynaklardan geçmişte Ardahan ve çevresinde çok sayıda caminin varlığı bilinmektedir. Bu kaynaklarda sadece Çıldır ve çevresinde XIX. yüzyıldan itibaren 240 cami (sancak sınırları içinde 240 cami) bulunduğu ifade edilmektedir. Ancak bugün Çıldır'da çok az cami örneği kalmış, bir çoğunun bugün taşına bile rastlanmamaktadır. Ardahan ve çevresinden ise sadece birkaç örnek günümüze gelebilmiştir.

XIX. yüzyılda, kaynaklara göre Çıldır Sancağı sınırları içinde 240 cami ve mescit, l medrese, l Rüşdiye, Türkler için 49, Hıristiyanlar için ise 13 ilkokul ve 15 kilise, ayrıca 5 hamam, 9 han ve 564 işyeri bulunmaktaydı. Ancak Çıldır ve çevresinde adı gecen 15 kiliseden 11'inin ayakta olmasına rağmen, 240 camiden birinin bile yerini tespit etmek mümkün değildir. Bunların ortadan kalkmasının tek sebebi 1828, 1855 ve 1877-1878 Osmanlı - Rus savaşları ile, 1915 - 1920 yılları arasında bölgede meydana gelen Ermeni mezalimidir.

CAMİLER

ARDAHAN MERKEZ MEVLİD EFENDİ CAMİİ

Ardahan şehir merkezinde Halil Efendi Mahallesi'nde, kalenin yaklaşık 150-200 m. doğusunda yer almak­tadır. Giriş kapısında bulunan kitabeye göre, ilk yapının 1701 tarihinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Ancak bu caminin, yakın tarihlerde gövde du­varlarının yandan yukarısı ve üst ör­tüsü yenilenmiştir. İç mekanın yakın tarihlerde yapı­lan onarım ve eklemelerle orijinal özelliği tamamıyla bozulmuş durum­dadır. Yapının kuzeybatı köşesinde yer alan kübik kaide üzerine silindirik gövdeli ve tek şerefeli minare, ca­miye son onarımlar esnasında ilave edilmiştir. Cami avlusunda Arap (Yanık) Camii'nden getirildiği ifade edilen kitabeli bir çeşme taşı bulunmaktadır. Bu taş üzerindeki kitabede 1288 H./1871 m:, tarihi ile birlikte "Uçmalı (?) Zade Hacı Halil Ağa Hayratı" ibareleri bulunmaktadır.

ARAP (YANIK) CAMİÎ

Ardahan şehir merkezinde, Halil Efendi Mahallesinde, kalenin yaklaşık 150-200 m. kuzeybatısında bulunan camidir. Yörede, 1915 yılından itibaren batılı devletlerin de yardım ve katkısıyla Ermenilerin Türklere karşı yaptığı katliamlara kadar, cami ayaktaydı. 1915'te başlayan bu mezalim sırasında cami, içerisinde namaz kılan Müslüman cemaatle birlikte yakılmıştır. Bu tarihlere kadar Arap Camii olarak bilinen yapının, tahrip edilmesiyle günümüze kadar temel seviyesinde kaldığı bilinmektedir. Bugün bütün özelliğini yitirmiş olan caminin bir kısmı park olarak değerlendirilmekte ve halk arasında Yanık Cami olarak anılmaktadır.

MÜDERRİS İBRAHİM EFENDİ CAMİİ

Ardahan il merkezinde Halil Efendi mahallesinde, kalenin yaklaşık 100 m. kadar kuzeybatısında bulunmaktadır. Giriş kapısı kemer köşeliğinde yer alan ve "Amele Osman sene 1185" ibarelerinin geçtiği usta kitabesinden, caminin 1711 yılında yaptırılmış olduğu anlaşılmaktadır.

Cami toplam 7 mazgaldan ışık almaktadır. Batı duvarında ve güneybatı köşede yer alan mazgal pencere altındaki panoda "14 Ramazan 1315" (1897) tarihi boya ile ve Osmanlıca olarak yazılmıştır. Bu tarih, caminin 1897'de onarım geçirdiğini ve sıvandığını göstermektedir. Aynı panonun kuzeyinde yer alan bir başka panoda ise okunamayacak derecede silinmiş bir Osmanlıca kitabe bulunmaktadır. Camiyi aydınlatan mazgal pencereler, Doğu Anadolu'da birçok taş yapıda görüldüğü gibi dışarıdan içe doğru genişleyerek içerinin daha fazla aydınlatılmasına ve içerdeki ısı kaybının azaltılmasına uygun bir tarzda inşa edilmiştir.

Yapı, Dedeşen Köyü Camii'nden sonra, yöredeki sağlam kalmış ikinci en eski tarihi cami olma özelliğini taşımaktadır. Ancak bugün özel mülkiyet elinde bulunan ve samanlık olarak kullanılan bu yapının, bakımsız ve mezbelelik durumdan kurtarılarak kısa zamanda restorasyonunun yapılması ve işlevsel hale getirilmesi gerekmektedir.

DERVİŞ BEY CAMİÎ

Ardahan şehir merkezinde, kalenin güneybatısında ve Alabalık Deresi yakınında bulunmaktadır. Giriş kapısı kemerinin sağındaki kitabede, "Lâ şerefe a'la mine'l-İslâm" (İslâm'dan şereflisi yoktur) ibaresi, solundaki kitabede ise "Hüvel hallakü'l-bâki" (baki olan Allah'tır) ibaresi ve "sene 1285" tarihi yer almaktadır. Bu kitabeden caminin, 1285 H./l868 M. tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Kare planlı ve ahşap tavanlı olarak inşa edilmiş caminin, ön tarafına sonradan iki katlı bir giriş bölümü eklenmiştir. İbadet mekanının Kuzey yönünde ikisi serbest, ikisi duvara bağımlı dört sütunla taşınan bir mahfil bulunmaktadır. Mahfile çıkış, doğu yönünde yer alan duvara bitişik bir merdivenle sağlanmaktadır. Ahşap minber, devrinin özelliklerini göstermekte, oldukça abartılı ahşap süslemeli bir taç kısmına sahiptir. Cami 8 pencere ile aydınlatılmaktadır. Caminin malzeme bakımından tamamıyla düzgün kesme taştan inşa edildiği görülmektedir.

ÖLÇEK KÖYÜ CAMİİ

Ardahan'ın 15 km. doğusundaki Ölçek Köyü'nde bulunmaktadır. 1895 yılında yaptırılmış olan bu cami, 1966 yılında büyük bir onarım geçirmiştir. Dikdörtgen planda inşa edilmiş olan caminin kapalı bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Caminin ahşap tavanı, dört ahşap sütunla desteklenmektedir. Dıştan kırma çatılı ve saç kaplamalı bir örtüye sahip olan Ölçek Köyü Camii, kuzey yönde ahşaptan bir kadınlar mahfiline sahiptir. Mahfili taşıyan sütun başlıkları ve korkulukları, ahşap süslemecilik bakımından oldukça ince bir işçilik gösterir. Cami 5 pencere ile aydınlatılmaktadır. Caminin kubbe çevresinde 4 ahşap sütun bulunmaktadır.

Caminin biri kuzeydoğu biri de kuzeybatı köşede olmak üzere iki minaresi bulunmaktadır. Kuzeydoğu köşede yer alan minare, ahşaptan olup orijinal minaredir. Yöredeki tek ahşap minare olmasıyla dikkat çekmektedir. Kuzeybatı köşede yer alan düzgün kesme taşlı ikinci minare, son onarımda buraya eklenmiş ve iki minare arasındaki uyumsuzluk ve farklı inşa tarzı ilk bakışta dikkati çekmektedir. Caminin önünde bir mezar ve doğusunda da bir hazire yer almaktadır. Ermeni mezaliminden Ölçek Köyü de nasibini alan yörelerimizdendir. Ermeniler 1919 Şubat ayında Ölçek Köyünü basarak halkı samanlığa doldurarak yakmışlardır.

DEDEŞEN KÖYÜ CAMİİ

Göle ilçesine bağlı Dedeşen Köyünde bulunmaktadır. Caminin kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak plan ve mimari özelliklerinden hareketle XV. yüzyıldan kaldığı tahmin edilmektedir. Bugün giriş kapısı üzerinde yeni harflerle 1500 yılında inşa ettirildiğini belirten bir kayıt bulunmaktadır. Dedeşen Köyünde Osmanlı devrinden kalma birkaç eser bulunmaktadır. Bunlardan cami, türbe ve çeşme ayaktadır. Cami ile aynı tarihlerde yapıldığı ifade edilen medreseden bugün hiçbir iz kalmamıştır. Harap haldeki hamam ise özel mülkiyet elinde olup samanlık olarak kullanılmaktadır. Caminin kuzeyinde, aynı zamanda köyün kuzeyini de sınırlayan tepe üzerinde büyük bir kale yerleşimine ait kalıntılar bulunmaktadır

Dedeşen Köyü, Yavuz Sultan Selim'in 1514 yılında Çaldıran seferinden dönerken konakladığı bir köy yerleşimi olup, köyün adının da bu olayla bağlantısı olduğu ifade edilmektedir. Yöre halkına göre, Yavuz Sultan Selim, burada türbesi de bulunan yaşlı bir zatın (Şeyh Ahmet) ikramından memnun kalmış ve şükran duygularını da "Dede şen olasın" diyerek ifade etmiştir. Bu olaydan sonra köyün adı Dedeşen olarak anılagelmiştir. Cami, tek kubbeli Osmanlı cami geleneğinde bir camidir. Bugün yıkılmış olan son cemaat yerine ait izler, konsollar, sütun kaideleri ve sütun gövdelerine ait parçalar dikkat çekmektedir. Caminin girişi batıda yer alır. Girişin solunda sonradan inşa edildiği anlaşılan, silindirik gövdeli ve tek şerefeli minare bulunmaktadır. Minare 1993 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılmıştır.

Caminin içerisinde kuzey yönde dört ahşap desteğe oturan kadınlar mahfili yer alır. Güney yöndeki mihrap nişi ile güneybatı köşedeki minber, 1993 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce yapılan onarımla orijinalitesini yitirmiştir. Caminin kuzeybatı köşesinde bulunan merdiven, orijinal minareye ait merdiven olup yeni minarenin yapılmasıyla kadınlar mahfiline çıkış için kullanılmaya başlamıştır. Girişin bulunduğu kuzeybatı köşeye sonradan ahşaptan bir ekleme yapılmıştır. Cami haziresinde oldukça zengin süslemeli mezar taşları bulunmaktadır. Sarıklı biçimdeki mezar taşı örneklerinin 1200 EL/1786 M. tarihli olanları dikkat çekicidir.

POSOF MERKEZ CAMİİ

Posof ilçe merkezinde, tesviye edilmiş eğimli bir arazide bulunmaktadır. Giriş kapısındaki yeni harflerle yazılmış kitabesine göre, 1883 tarihinde yaptırılmıştır. Kareye yakın dikdörtgen planlı yapının son dönemlerde onarıldığı, onarımdan sonra basit bir son cemaat yeri ve minare eklendiği anlaşılmaktadır. Caminin içerisinde iki ahşap desteğe oturan bir mahfil bulunmaktadır. Mihrap ve ahşap minberin son onarımlar nedeni ile hiçbir orijinal özelliği kalmamıştır. Cami 6 pencere ile aydınlatılmaktadır. Caminin içerisinde 1926 tarihini taşıyan bir sütun başlığının dört yüzüne Osmanlıca ile yazılmış satırlarda şu ifadeler bulunmaktadır:

"Cumhuriyet güneşi
Her ufukta yazılamaz
O güneşin doğduğu iller
Şendir ağlamaz'

Posof Merkez Camii'nin doğusundaki hazirede 1185, 1335 ve 1300 H. tarihli mezar taşları bulunmaktadır.

GÖLBELEN (URTA) KİLİSE - CAMİİ

Çıldır ilçesinin yaklaşık 7 km. güneybatısındaki Gölbelen (Urta) Köyünde yer almaktadır. XI. yüzyıldan kaldığı tahmin edilen kilise onarılarak cami haline getirilmiştir. Camiye çevrilirken güney duvarın ortasına bir mihrap, batıya ise zengin süslemeli ahşap bir minber konmuştur. Binanın orijinal batı girişi kapatılarak, bugün kuzeyden yeni bir giriş açılmıştır. Tamamen düzgün kesme taşlardan inşa edilmiş olan yapının içerisi, sıvanarak boyanmıştır.

KAYABEYİ (YERLİ ÇAYIS) KİLİSE - CAMİİ

Çıldır ilçesinin yaklaşık 10 km. kuzeydoğusundaki Kayabeyi (Yerli Çayıs) Köyünde bulunmaktadır. Kilise olarak X.-XI. yüzyıllarda inşa edildiği tahmin edilen bina gerekli bakım ve tadilatlardan sonra cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Caminin batı duvarında, Osmanlıca olarak "Sene 1336' ibaresi yer almaktadır. Miladi 1918 senesine tekabül eden bu tarih, kilisenin camiye çevriliş tarihi olarak tahmin edilmektedir. Güneyde yer alan asıl giriş, camiye çevrilirken mihrap nişine dönüştürülmüştür. Yapı, dıştan iki yana meyilli kırma çatı ile örtülüdür. Ancak bu çatı tamamıyla orijinal olup, üzeri taş kaplamalıdır. Cami, bütünüyle düzgün kesme taşlardan inşa edilmiştir

ÇEŞMELER

Çeşme kelimesi, su kaynağı anlamına gelen Türkçe'deki göz kelimesinin Farsça karşılığı olan çeşm ifadesinden gelmektedir. Kaynağından çıktıktan sonra bir haznede toplanan suların lüle veya mus­luklarla halka dağıtıldığı mimari yapılara çeşme denilmektedir.

Çeşmeler bağımsız ya da bir binaya bitişik olarak yapılırlar. Mimari bakımdan çeşmeler, birkaç gruba ayrılırlar. Halkın su alması için mahallelerin uygun yerlerine yapılan çeşmelere halk arasında mahalle çeşmeleri denilmektedir. Bunların bazılarının önünde hayvanlara su vermek için yalaklar da bulunur. Bu çeşmelerden gelip geçenlerin su içmesi için birer niş içerisinde zincirlere asılı taslar bulunmaktadır.

Camilerde binaya bitişik olarak yapılmış ve halkın abdest almasına ve su içmesine yarayan çeşmelere cami çeşmeleri ya da şadırvan denilmektedir. Eski saraylar, konaklar ve evlerde odalar içinde yapılan, el yüz yıkamaya mahsus süslü çeşmelere de oda çeşmeleri adı verilmektedir. Bu çeşme türlerinden başka bir de, hem halka su vermek, hem de şehrin muhtelif ve kalabalık yer­lerini süslemek amacıyla önemli yerlere yaptırılmış çeşmelere de anıt çeşmeler denilmektedir. İstanbul'daki Sultan Ahmet, Tophane ve Azapkapı semtlerini süsleyen meydan çeşmeleri, bu tür çeşmelerin en güzel örnekleri arasındadır.

Ardahan ve çevresinde mahalle çeşmesi niteliğinde çok sayıda çeşme yapısı bulunmaktadır. Ancak tarihi özellik taşıyan tek çeşme örneği Dedeşen Köyü'nde bulunmaktadır.

KÖPRÜLER

En eski köprü örneklerine Anadolu'da rastlamak mümkündür. Türkler askeri hareket ve ticari nakliyat amacıyla Anadolu'da yol ve köprülere büyük önem vermişlerdir. Bu bakımdan Türkler, Anadolu'da köprü inşasında bir hayli başarılı olmuştur.

Ardahan ve çevresinde XIX. yüzyılın sonlarında inşa edilmiş birkaç köprü örneği bulunmaktadır. Ancak bu köprüler içerisinde şüphesiz en önemlisi, bölgedeki en eski köprü özelliğini taşıyan Çıldır-Taşköprü Köyündeki Urartu Kralı II. Sarduri'ye ait köprüdür.

POSOF ÇAYI ÜZERİNDE YER ALAN KÖPRÜ

Bu köprü, Posof ilçe merkezinin yaklaşık 1,5-2 km. güneydoğusunda Yurtbekler sınır karakolu ya­kınlarında ve Posof çayı üzerinde bulunmaktadır. Bu köprünün XIX. yüzyıl sonlarında Ruslar tarafından inşa ettirildiği bilinmektedir. Yaklaşık 10 m. uzunluğunda ve 6 m. genişliğinde olan köprünün yan kısımlarında, düzgün blok taşlarla 40-50 cm. yüksekliğinde korkuluklar oluşturulmuştur.

TAŞKÖPRÜ

Çıldır ilçesinin yaklaşık 30 km. güneyinde, adını köprüden alan ve günümüze kadar adı hiç değişmemiş olan Taşköprü köyünde bulunmaktadır. Bugün büyük oranda harap olan köprünün, Anadolu'daki en eski köprülerden biri olduğu ve Urartu Kralı II. Sarduri tarafından yaptırıldığı ifade edilmektedir. Bugün sadece yuvarlak kemer kısmı görülebilmektedir. Kalan izlerden yanlarda iri blok taşların korkuluk olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.

GÜLYÜZÜ (PEKREŞEN) KÖYÜ KÖPRÜSÜ

Çıldır ilçesinin yaklaşık 20-25 km. güneyindeki Gülyüzü (Pekreşen) köyünde, köyün güneyindeki dere üzerinde yer almaktadır. Kuzey-güney doğrultusunda inşa edilmiş bu köprünün orijinal topuk kısımları ve topuk hizasına denk gelen korkulukları Posof çayı üzerindeki köprü ile büyük bir benzerlik göstermektedir. Dolayısıyla bu köprünün de XIX. yüzyıl sonlarından kaldığı tahmin edilmektedir.

Günümüzde köprünün geçişi sağlayan yürüme zemini yıkılmıştır. Bunun yerine yakın tarihlerde, betonarme bir yürüme zemini yapılmıştır. Ancak sağlam kalan topuklar ve korkuluklar bu köprünün de Posof Çayı Köprüsü gibi çift gözlü olduğunu ve kemer köşeliklerinde de tahliye gözlerinin olabileceğini akla getirmektedir

FESTİVALLER

Son yıllarda yöremizin doğal güzelliklerini ve ürünlerini tanıtmak amacıyla çeşitli festivaller ve şenlikler düzenlenmektedir. Artık geleneksel hale gelen bu festivaller ile bölgenin sahip olduğu tarihi ve doğal değerlerin ülke çapında tanıtımı yapılarak il genelinde turizmin gelişmesine katkıda bulunulmaktadır. Düzenlenen festivaller sayesinde yöremizin kendine has ve ekonomik değere haiz olan bal ve kaşar peyniri gibi ürünlerinin, gerek tanıtımının yapılması ile, gerekse festival alanında kurulan standlar ile pazarlama imkanlarının sağlanması sayesinde ilin ticari yaşamında canlılık meydana getirilmektedir. Her geçen yıl biraz daha gelişen ve daha geniş kitlelere hitap etmeye başlayan bu etkinliklerin en önemlileri şunlardır:

Ardahan Bal Festivali :

İl merkezinde her yıl düzenlenen bal festivalinin amacı yöremiz arıcılığını geliştirmek ve festival yoluyla ilimizin tanıtımını yapmaktır. Festival Ağustos ayının ilk haftası düzenlenmektedir. Festival boyunca düzenlenen konserler, ağalık ve bal güzeli yarışmaları gibi etkinliklerle ilin sosyal yaşamının canlanmasına katkıda bulunulmaktadır. Festival alanında yöre esnafı tarafından kurulan standlarda ilimize özgü ürünlerin satışı yapılmakta, böylece ticari yaşamda da bir canlılık olmaktadır. Geleneksel olarak düzenlenen bu festivale ilde yaşayan halkın yanında il dışında yaşayan Ardahanlılar tarafından da oldukça geniş katılım olmaktadır

Damal Şenliği :

Damal ilçemize bağlı Yukarı Gündeş köyü dağlarına 15 Haziran-15 Temmuz tarihleri arasında düşen Atatürk siluetinin tanıtımını yapmak amacıyla düzenlenmektedir. Çeşitli yarışmalar ve konserlerle süslenen bu festivale yöreden ve yurt çapından birçok vatandaşımız katılmaktadır. Atatürk silueti nedeniyle ulusal düzeyde yayın yapan televizyonlarda da sık sık yer alan bu festival her yıl biraz daha canlılığını artırmaktadır.

Göle Ulusal Kaşar Festivali:

Her yıl Temmuz ayının ilk haftası kutlanan bu festivalle, yöremize özgü kaşar peyniri başta olmak üzere hayvan ve hayvan ürünlerinin tanıtımı amaçlanmaktadır. Festival alanında açılan standlarda üreticiler hem ürünlerini tanıtmakta hem de pazarlamasını yapmaktadır. Böylece festival tanıtım yapmanın yanında ilçede ticari canlılığın artmasına da katkıda bulunmaktadır. Festivalde konserlerin yanı sıra "En İyi Kaşar" ve "En İyi Besi Hayvanı" gibi üreticileri daha kaliteli üretim yapmaya teşvik edecek yarışmalar düzenlenmektedir.

Çıldır Gölü Festivali :

Çıldır ilçemizde her yıl baharın gelişi ile birlikte Çıldır gölü içindeki Akçakale adası üzerinde yapılmaktadır. Eşine ender rastlanacak güzellikte olan Çıldır gölünü ve tarihi kalıntıları ile Akçakale adasını tanıtmayı amaçlamaktadır. Bu festival ile Çıldır'ın asırlara dayanan tarihi kültürü ve yörenin turistik değerleri ön plana çıkarılarak ilçe turizmine ivme kazandırılmaktadır. Yöre halkı ve çevre ilçelerden gelen vatandaşlarında katılımıyla kutlanan festivalde çeşitli yarışmalar ve değişik etkinlikler düzenlenmektedir.

Canibek Yaylası Şenlikleri:

Göle ilçesinin Köprülü beldesinde Ardahan yöresini tanıtma ve yayla turizmini arttırmak amacıyla her yıl Temmuz ayının ilk haftasında düzenlenmektedir. Bu festival ile ilimizin üç beldesinden biri olan Köprülü'de sosyal ekonomik yaşamın canlı tutulması amaçlanmaktadır.

Posof 19 Mayıs Şenlikleri:

Ülkemizde her yıl kutladığımız "19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı" Posof ilçemizde bir şenlik havasında kutlanmaktadır. Çevre ilçe ve köylerden gelen halkın katılımıyla coşkulu bir ortamda kutlanan 19 Mayıs kutlamaları artık gelenek halini almıştır. Şenlik alanına gelen halk bir yandan hazırlanan programı izlerken, diğer yandan çevredeki ağaçlık alanlarda piknik yaparak eğlenmektedir.

SÖĞÜTLÜKAYA (HUNEMİS) KÖYÜ BATISINDAKİ KULE KALINTISI:

Posof ilçe merkezinin yaklaşık 5 km. güneybatısındaki Söğütlükaya (Hunemis) köyünün 300-400 m. kuzeyinde, Posof çayı vadisinde suyun akış yönüne göre solda bulunan bir kule kalmasıdır. Bugün büyük ölçüde harap halde olan kuleden sadece güney duvarı kalabilmiştir.

SÖĞÜTLÜKAYA (HUNEMİS) KÖYÜ DOĞUSUNDAKİ KULE KALINTISI:

Posof ilçe merkezinin yaklaşık 5 km. güneybatısındaki Söğütlükaya (Hunemis) Köyü'nün 300-400 m. kuzeydoğusunda, Posof çayı vadisinde, suyun akış yönüne göre sağda, sarp bir tepe üzerinde yer almaktadır. Bugün üst kısımları yıkılmış olan kulenin batı duvarı düz, doğu, kuzey ve güney duvarları hafif bombeli olarak inşa edilmiştir. Sağlam kalan duvar yüksekliği yaklaşık 4 m. civarındadır.

AKÇAKALE ADA ŞEHRİ KALINTILARI

Akçakale adası, Çıldır gölü içerisinde 2200 metre karelik bir alana sahiptir. Ada üzerinde bulunan kalıntılar, burada daha önce bir yerleşim biriminin bulunduğunu göstermektedir. Akçakale adası doğal güzellikleri yanı sıra birinci derecede arkeolojik sit alanıdır.

Tarih öncesi dönemlere ait kalıntıların mevcut olduğu ada şehrinin, ilk yerleşim evresinin hangi döneme ait olduğu tam olarak tespit edilememiştir. Ancak yapılan ilk yüzey araştırmalarında elde edilen veriler, adadaki ilk yerleşimin Cilalı Taş çağına (MÖ 4000) kadar uzanabileceğini göstermektedir. Adada, üzeri düz bir dolma tepenin (tümülüs) eteklerine açılan çukurlara kurulmuş olan Dolmenler (Taşlıdam) bulunmaktadır. 1943 yılında yapılan yüzey araştırmalarında burada çok kaba, mat ve siyah renkli çanak-çömlek parçaları bulunmuştur. Dolmenlerin ve bu kapların yapılış şekilleri ve işçilikleri, Neolitik devre ait oldukları fikrini güçlendirmektedir. Ada yerleşiminde bugün net olarak anlaşılabilen bir kale, bir şapel ve bir kule kalıntısı bulunmaktadır. Ayrıca ada üzerinde kayalar üzerine işlenmiş çeşitli motifler bulunmaktadır. Değişik dönemlerde yapıldığı anlaşılan bu motiflerin çoğunluğunu haç motifleri oluşturmaktadır.

KALELER

Ardahan ve çevresi tarihin en eski dönemlerinden beri çeşitli uygarlıklarca iskan olunmuş önemli bir yöremizdir. Urartu, Med, Pers, Roma, Sasani, Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safavi ve Osmanlı uygarlıklarına ev sahipliği yapan yörede birçok tarihi eser ve kalıntı bulunmaktadır. İl genelinde Urartu Kalelerinin özelliklerini andıran kaleler, bu yörede yaşamış gayrimüslim tebaanın yaptığı küçük şapel niteliğinde kiliseler, tarihi camiler, Ardahan ve çevresine özgü mimari özellikleri­ne sahip evler, hamamlar, çeşmeler, çeşitli dönemlerin izlerini taşıyan heykel ve figürler bulunmaktadır.

1. ARDAHAN KALESİ:

Şehir merkezinin kuzeyindeki Halil Efendi mahallesi ile, şehir merkezini birbirinden ayıran Kura Nehri'nin hemen sol kıyısında bulunmaktadır. Tarihi oldukça eskilere dayanan ilk inşa evresi kesin olarak bilinmeyen Ardahan Kalesi'nin, Selçuklular tarafından yapıldığı ve Osmanlılar döneminde de sürekli olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Kalenin inşasında mimari açıdan dikdörtgen bir plan düzeni esas alınmıştır. Klasik Osmanlı hisarları görünümündeki kalenin, ana girişi batıdandır ve giriş kapısının eyvan tarzında yüksek bir kemeri bulunmaktadır. Giriş kapısının üzerinde 963 H. tarihli bir inşa kitabesi vardır. Dikdörtgen plan oluşturan sur duvarları baştan başa kare tabanlı ve çokgen planlı çok sayıda kule ile desteklenmiştir. Kale içerisinde bir mescit ve hamam kalıntısı bulunmaktadır. Kale dendanları, duvar örgü tekniği, çokgen kuleleri ve konumlandırılış biçimi ile Rumeli Hisarının küçük ölçüde ele alınmış bir varyasyonu gibidir.

2. KAZAN KALE:

Ardahan'ın yaklaşık 12-13 km kuzeydoğusunda Kura vadisinin nehrin akış yönüne göre sağında yer almaktadır. Kesin tarihi bilinmeyen kale çevresinde eski yerleşim izleri mevcuttur. Büyük oranda yıkılmış olan kaleden, sadece doğu yöndeki kule kısmı ayakta kalarak günümüze ulaşabilmiştir. Bu kulenin MS 8-9. yüzyıllarda Türkistan'daki Kazan bölgesinden gelip, bu yörede yaşadıkları bilinen Türkler tarafından inşa edildiği anlaşılmıştır. Yüksekliği 15 metre olan bu kulenin, burada daha önce mevcut olan bir yerleşim üzerine sonradan inşa edildiği anlaşılmıştır.

3. ALTAŞ (UR) KALESİ:

Ardahan-Hanak karayolunun 18. km'sindeki Altaş (Ur) köyünün doğusunda yer alan sivri bir tepe üzerine kurulmuştur. Tarihi kaynaklarda sadece adı ve yeri belirtilen kalenin, ilk yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak VH.-VTII. yüzyıldan beri bu kalenin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Çevresinde eski yerleşim izlerinin mevcut olduğu tespit edilen kalenin, Türk dönemi öncesine ait kalıntılar üzerine, Türk döneminde inşa edilmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

4. KİNZİ KALESİ:

Ardahan'ın 30 km. batısında Bağdeşen köyünün kuzeyinde yer almaktadır. Kalenin inşa tarihi bilinmemekle birlikte, önemli bir geçit noktasında bulunması, buranın milattan önceki asırlardan beri mevcut olduğunu göstermektedir. Konum ve altyapı özellikleri bakımından Urartu kalelerinin genel karakteristik özelliklerini akla getirmekte olup, çevreden yaklaşık 130 metrelik yüksekliği ile ortaçağ şatolarını andırmaktadır. Üç yönden derin vadilerle çevrilmiş yüksek bir dağın dil biçimindeki uzantısı üzerine kurulmuş olan kalenin, iç ve dış bölümlerden oluştuğu anlaşılmaktadır.

5. KALECİK KALESİ:

Göle ilçesine bağlı Kalecik köyünün yaklaşık 450-500 metre güneyinde, köyden gelen derenin oluşturduğu vadi ile Kura vadisinin kesiştiği noktada sarp bir alana kurulmuştur. Kalenin yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, MÖ VIII. yüzyılda yöreye egemen olan Urartular tarafından yaptırılmış olduğu tahmin edilen yöre kaleleri ile benzerlik göstermektedir. Üç yönden çok dik ve sarp kayalıkların sınırladığı ve akarsuları ile birlikte iki derin vadinin kesiştiği bir konumda inşa edilmiştir.

6. ŞEYTAN KALESİ:

Çıldır ilçe merkezinden l km. uzaklıktaki Yıldırımtepe köyünün yaklaşık 1,5 km. kuzeydoğusunda Karaçay vadisinde oldukça sarp ve müstahkem bir alana kurulmuştur. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Yörenin diğer kalelerinde olduğu gibi bu kalenin de mimari özellikleri Urartu kalelerini andırmaktadır. Tarihi kaynaklarda bu kaleye Çıldıran Kalesi, Kal'a-ı Şeytan, Kaçiş, İblis Hisarı gibi adlar verilmiştir.

Bugün Çıldır yönünden tek bir yolla gidilebilen kalenin, üç yanı oldukça derin bir yataktan dolaşarak akan Karaçay'ın sınırladığı sarp bir yarımada üzerine kurulmuş olması, kaleyi kolay kolay ele geçirilmeyecek müstahkem bir konuma sokmuştur. Kalenin oturtulduğu oldukça yüksek, sarp ve yalçın kayalık alan, yapının güvenliği açısından en az burçlar kadar önemlidir. Kayalık konumun etrafı yaklaşık 2 metre yükseklikte sur duvarları ile çevrilmiştir. Kale surlarının içinde bir şapel ve su sarnıcı bulunmaktadır. Ayrıca suya inen gizli bir su yolunun mevcudiyeti günümüze yıkıntı halinde gelen izlerden anlaşılmaktadır.

Şeytan Kalesi yöredeki en önemli kalelerden biri olup, tarihte birçok savaşın bu mevkide yapıldığı bilinmektedir. Kale, sırasıyla Med, Pers, Roma, Sasani, Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safavi ve Osmanlı gibi çeşitli uygarlıklara yerleşim yeri olmuş, bu dönemlerde kaleye birtakım onarım ve eklemeler de yapılmıştır.

7. KURT KALE:

Çıldır ilçe merkezinin yaklaşık 36 km. kuzeydoğusundaki Kurtkale nahiyesinin l km. güneyinde ve Gürcistan sınırında bulunmaktadır. Kura nehrinin, üç yanını oldukça derin bir yataktan dolaşarak aktığı sarp bir yanmada üzerine kurulmuştur.Yapılış tarihi ve adını nereden aldığı konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte, konum ve mimari bakımdan Şeytan Kalesi ile benzer özellikler göstermesi nedeniyle, Kurtkale'nin de Şeytan Kalesi ile birlikte birbirine yakın tarihlerde inşa edilmiş olduğu izlenimi vermektedir. Yöre halkına göre kale, adını kuzeydeki girişin solundaki kurt figüründen almıştır.

Üç yanı vadiyle çevrili sarp bir konumda inşa edilmiş olan kalenin, bir iç kale bir de dış kaleden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Konumu açısından bakıldığında Kurtkale'nin boğazı ve sınırı güvenlik altına almak için yaptırılmış bir savunma yapısı olduğu, merkeze yapılabilecek saldırıların doğudan gelecek olanını, merkeze yakın Şeytan Kalesi'ne gelmeden önce durdurabilmek amacıyla inşa edildiği, bir bakıma da bir ön karakol vazifesi üstlendiğini akla getirmektedir. Kalenin Kura Nehri ile bağlantısını sağlayan bir gizli su yolu bulunmaktadır. Ayrıca bir giriş ve küçük bir apsise sahip şapel, su sarnıcı ve hamam kalıntıları mevcuttur.

8. SEVİMLİ KALESİ:

Hanak ilçe merkezinin yaklaşık 18-20 km. güneydoğusundaki Sevimli (Vel) köyünün, takriben 500 m. güneyinde, Kura nehri vadisinde, yarımada biçimli sarp bir tepe üzerinde yer almaktadır.Kesin tarihi bilinmeyen ve mimarisi büyük oranda değişmiş olan kale Urartu kalelerinin özelliklerini akla getirmektedir. Kaleye, biri kuzeyden (köyden), biri kuzeybatıdan, biri güneydoğudan, diğeri de güneybatıdan olmak üzere dört tabii yolla ulaşılmaktadır.

9. CAK KALESİ:

Posof a bağlı Türkgözü (Yurtbekir) sınır karakolu yakınlarında, Türkiye-Gürcistan sınırını çizen Caksuyu kenarında, yüksek ve sarp bir tepe üzerinde inşa edilmiştir.Tarihi konusunda kesinlik bulunmayan kalenin, konumu, plan ve mimarisi itibariyle Ortaçağda, kurulduğu yerdeki önemli geçidi kontrol altında tutmak amacıyla ve karakol mahiyetinde küçük bir kale olarak inşa edildiği anlaşılmaktadır.

10. SAVAŞIR KALESİ:

Posof ilçesine bağlı Savaşır (Cancah) köyünün güneydoğusunda üç yanı vadi ile çevrili, dil biçiminde sivri bir tepe üzerine kurulmuştur.Kesin inşa tarihi bilinmeyen kalenin ortaçağda inşa edilmiş bir kuleden ibaret olduğu anlaşılmaktadır.

11. MERE KALESİ:

Ardahan-Posof yolu üzerinde, Posof'a yaklaşık 5 km, güneydoğuda yer almaktadır. Kesin inşa tarihi bilinmeyen kalenin tarihi kaynaklarda ismine rastlanmaktadır. Kale doğu batı istikametinde ve dikdörtgen planda inşa edilmiştir. Doğu ve güney yönü oldukça harap durumda olan kalenin güneybatı yamacında bugün tahrip olmuş bir kilise kalıntısı bulunmaktadır.

12. KOL KALE:

Posof ilçe merkezinin yaklaşık 6 km. batısında bulunan Kol köyünün doğusunda yüksekçe bir tepe üzerinde yer almaktadır. Yapılış tarihi bilinmeyen kalenin milattan sonraki asırlarda yapılmış olabileceği tahmin edilmektedir.

13. KIRNAV KALE:

Hanak ilçemizin 5 km. batısında Ardahan-Hanak karayolu üzerinde yer almaktadır. Bu kalenin de kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Alçak bir tepe üzerinde yer alan kale, oldukça yüksek beden duvarlarına sahiptir. Bu kalenin güneyinde sıralanan tepeler üzerinde belirli aralıklarla inşa edilmiş, daha küçük ölçekte 2-3 kale kalıntısı daha bulunmaktadır.

14. ÖLÇEK KÖYÜ KALESİ:

Ardahan'ın 15 km. kadar doğusunda, Ölçek köyünün güneybatısındaki sarp tepe üzerinde bulunmaktadır. Kalenin güneydoğu, doğu ve kuzeydoğu yönlerini, köyün batısından geçen Taşlıdere suyu çevrelemektedir. Tarihi kaynaklarda sadece adına değinilen Ölçek Kalesi'ııin yapım tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de, buranın ilk çağlardan beri mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Kalenin yapım tekniği ve çevredeki eski yerleşim izleri, bölgedeki Türk dönemi öncesine ait kalelerin en eskilerinden biri olduğunu göstermektedir.

Kalenin, köyün bulunduğu zemin seviyesinden takriben 130 m. yükseklikte ve üçgen şeklinde doğal kayalığın üzerine inşa edildiği görülmektedir. Kale çevresinde, eski iskan izleri ile bugünkü köy yerleşimine ait evler mevcuttur.

15. DEDEŞEN KÖYÜ KALE KALINTILARI:

Kale kalıntıları, Göle ilçesine bağlı Dedeşen köyünün kuzey sırtlarında bulunan alçak tepe üzerinde yer almaktadır. İlk yapım tarihi bilenmeyen kalenin, tarihi kaynaklarda adına da değinilmediği görülmektedir. Ancak tarihi kaynaklarda, Dedeşen köyünde yer alan cami, türbe, medrese, hamam ve çeşmenin varlığından söz edildiği tespit edilmektedir.

Kaynaklarda, klasik Osmanlı üslubunu yansıtan bu yapıların XV.-XVI. yüzyıla ait olduğu kabul edilmektedir. Kalıntılar harap halde de olsa, kalenin daha eski dönemlerden kaldığını göstermekle birlikte, buranın Selçuklulardan bu yana Türk yerleşim bölgesi özelliğini devam ettirdiğini göstermektedir. İçinde XV. yüzyıldan kalma bir türbenin de bulunduğu Dedeşen köyünün adı, Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran seferinden bu yana aynı isimle anılarak ve değişmeden günümüze kadar gelmiştir.

Tarihi kaynaklarda Göle Kalesi diye bir kaleden söz edilmektedir. Aynı kalenin Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran seferinden dönerken, buradan geçtiği sırada harabe halinde olduğu belirtilmektedir. Yapılan incelemelerde Göle'nin içinde ve yakın çevresinde böyle bir kale kalıntısına rastlanmadığı söylenmektedir. Ancak, Dedeşen köyü kale kalıntılarının Göle'ye en yakın kale kalıntısı olması ve köyün adını, Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Seferinde buradan geçişi sırasında almasından hareketle tarihi kaynaklara Göle Kalesi olarak geçen kalıntıların burası olduğu ifade edilmektedir.

Kapladığı alan bakımından yörenin en büyük kalelerinden biri olan Dedeşen Köyü Kalesi'nin duvarları, bugünkü köyün kuzey kısımlarını da içine alacak şekilde geniştir. Tamamen yıkılmış olmasına rağmen, kalan izlerden 250x350 m. boyutlarında, dikdörtgen bir alana kurulduğu anlaşılan kalenin doğu surlarının yarım silindirik burçlarla takviye edildiği görülmektedir.

Kale yerleşiminde bir-iki yerde tahrip edilmiş ve yatık vaziyette koç heykelleri bulunmuştur. Bu koç heykelleriyle aynı yerde köye bakan yamaçta kafası tahrip edilmiş at şeklinde bir mezar taşının bulunması, eskiden beri burasının Türkmenler tarafından iskan edildiğini gösteren önemli kalıntılardan biridir.

16. ÇILDIR YAKINLARINDA KARAKALE:

Çıldır ilçe merkezinin yaklaşık 8 km. doğusunda bulunan Karakale köyünün 300 m. doğusunda ve Karaçıngıl deresinin akış yönüne göre sağında, sarp kayalıklar üzerine konumlandırılmış bir kaledir. Karakale'nin ilk yapım tarihi kesin olarak bilinmediği gibi, tarihi kaynaklarda da adına rastlanmamaktadır. Çevresindeki eski yerleşim izleri ve kale yapım tekniği Karakale'nin, yöredeki en eski kale yerleşimlerinden biri olduğu izlenimini vermektedir.

Büyük ölçüde yıkılmış olan kale, vadiye hakim bir noktaya inşa edilmiştir. Kalan izlerden yapının, bir dış kale ile bir de iç kaleden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Dış kale surları büyük oranda yıkılmıştır. Dış kaleye oranla daha sağlam olan iç kalenin oval planlı olduğu tahmin edilmektedir. Kalenin güneyindeki dereyle bağlantılı bir su tüneline sahip olduğu, ancak bu kısmın bugün harap ve tamamıyla kapanmış olduğu görülmektedir. Kalenin güneybatı yönünde içi doldurulmuş bir sarnıç kalıntısı vardır. Ayrıca kale çevresinde tarih öncesi dönemlere kadar indirilebilecek eski yerleşim izlerinin mevcut olduğu da görülmektedir.

17. KIŞLAHANAK (AVCILAR) KALESİ:

Eskiden Meşe Ardahan da denilen Hanak ilçesinin ilk merkezi olan ve bugün Hanak'a 3 km. uzaklıktaki Kışlahanak (Avcılar) köyünün 2 km. kadar kuzeybatısında, Kalecik mevkii denilen yerde bulunmaktadır. Kalenin batı ve güneyinden Hanak (Maçkap) çayı geçmektedir. Tarihi kaynaklarda sadece adına değinilen Kışlahanak Kalesi'nin ilk yapım evresi ve kesin tarihi bilinmemektedir. Ancak çevresindeki eski yerleşim izleri ve yapım tekniği göz önüne alındığında, bu kalıntının da bölgedeki en eski kale yerleşimlerinden biri olduğu tahmin edilmektedir.

Üçgen biçimli ve sivri bir tepenin üzerine kurulmuş olan kale, iki bölümlü bir hisardan oluşmaktadır. Güneydeki hisar, iri blok taşlardan inşa edilmiştir. Bunun gerisindeki ikinci hisar ise daha yüksekte olup, güneydekinin üç katı büyüklüğünde ve yaklaşık 12x15 m. boyutlarındadır. Kalenin kuzeyinde, derince bir savunma hendeği bulunmaktadır. Kalenin Maçkap suyuna kadar inen gizli bir su yolunun mevcut olduğu yöre halkı tarafından ifade edilmekle birlikte, bugün bunlardan hiçbir ize rastlanmamıştır. Kışlahanak Kalesi'nin güneyindeki Kaleboynu mevkii diye adlandırılan tepe üzerinde ayrıca bugün tamamen yıkılmış olan eski bir kalenin izleri daha mevcuttur.

18. HANAK YAKINLARINDA KARAKALE:

Hanak ilçe merkezinin yaklaşık 19-20 km. kuzeybatısındaki Cin dağının l km. doğusundaki Karakale köyünün doğu ucunda yer alır. Tarihi kaynaklarda sadece adı geçen bu kalenin kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak temel seviyesinde günümüze gelebilmiş olan bu yerleşimin çevresindeki eskiye ait izlerden, bu kale kalıntısının bölgedeki en eski yerleşimlerden biri olduğu sanılmaktadır. Karakale, doğusundan geçen vadiye hakim bir tepe üzerinde inşa edilmiştir. Kale yerleşimin kuzeyden bir savunma hendeği ile sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır.

KULELER

ZİYARETDERE KULESİ:

Ardahan merkeze bağlı Bağdeşen (Kinzo Damal) Köyü yakınlarında, Zi-yaretdere mevkiinde bulunan bir kuledir. Kura nehrinin geçtiği bu vadiyi kontrol altında tutmak amacıyla ortaçağlarda yaptırılmış bir kule olabileceği kanaati hakimdir. Kule yüksek, doğal bir kayalık üzerinde yer almaktadır. Kule çevresinde, çok sayıda doğal mağara ve kaya oyukları da bulunmaktadır. Kura nehri seviyesinden yaklaşık 100 m. yükseklikte inşa edilmiş kulenin güney cephesinde düz, diğer yönleri yuvarlak ve silindirik şekilde inşa edilmiştir.

Üst kısmı yıkılmış olan kulenin gerçek yüksekliğini tam olarak kestirmek güçtür. Kaide kısmı iri ve düzgün taşlardan inşa edilen kulenin, gövde kısmında düzgün kesme taş malzeme ve horasan harcı kullanılmıştır.

TEPELER (KONK) KÖYÜ KULESİ:

Ardahan'ın 10 km. batısındaki Tepeler (Konk) köyünün güneyindeki yüksek bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Hayli tahrip olmuş kuleden, çok az bir parça kalmıştır. Bu parçalar da çok az yükseltideki duvar izleridir. Moloz-yonu malzemeyle inşa edilmiş kule duvarlarında horasan harcı kullanılmıştır. Kule çevresinde daha geniş olan alanda eski yerleşim izleri mevcuttur.

YİĞİT KONAĞI KÖYÜ KULESİ:

Göle ile Ardahan arasında ve Ardahan'a 28 km. uzaklıktaki Yığitkonağı köyünün 4-5 km. yakınında, Kura nehrinin akış yönüne göre solundaki bir tepe üzerinde yer almaktadır. Doğal kayalık üzerine inşa edilen kule, hayli harap durumdadır. Yapının kuzey yönünde bulunan mazgal pencere, kulenin diğer yönlerinde de benzer açıklıkların bulunduğu izlenimini vermektedir. Yığitkonağı Kulesi'nin, çevreyi gözetim altında tutabilecek bir yerde inşa edilmesi, kulelerin ortaçağlarda hayli fonksiyonel olduklarını düşündürmektedir.

ÇAKILDERE KÖYÜ KULESİ:

Ardahan il merkezine bağlı Çakıldere köyünün yaklaşık 5-6 km. kuzeybatısında alçak bir tepe üzerine kurulmuştur. Kübik altyapı üzerine kare planlı olarak inşa edilen kulenin üst kısımları yıkıktır. Kulenin sağlam kalan kısmının yüksekliği yaklaşık 5,5-6 m. kadardır.

UĞURLUTAŞ (DÖRT KİLİSE) KÖYÜ KULESİ:

Göle ilçesine bağlı Uğurlutaş (Dört Kilise) köyünün doğusundaki Bellitaş mevkiindedir. Büyük bir kısmı yıkılmış olan kule, hayli harap haldedir. Kalan izlerden, plan ve mimarisi hakkında net bir fikir sahibi olabilmek mümkün değildir.

UĞUZ (MAĞLİSA) DAĞI KULESİ:

Hanak ilçesinin yaklaşık 12-13 km. doğusundaki Börk köyünün l km. kadar doğusunda yer alanı yüksek bir dağın tepesine inşa edilmiştir. Uğuz yada Ziyaret Dağı da denilen bu dağın tepesinde, halk arasında Kula veya Mağlisa denilen bir kule vardır. Kulenin dibinde bir tandır ocağı kalıntısına rastlanmıştır.

Ahbar-üd Devt-is Selçukiyye'de yer alan bir bölüm, aynı zamanda bir efsane niteliği taşımakta, Oğuz efsanesinden izler taşımaktadır. Kitapta, 1067-1068 kışını Tiflis'te geçiren Sultan Alparslan'ın ilkbaharda yukarı Kura boylarına ve Ardahan Bölgesi'ne yürüdüğü anlatılırken şu ifadeler yer almaktadır: "Nemrut ibnıi Kenan'ın sakin olduğu ve oradan göklere çıkmak istediği memleketi (Ardahan suyu solundaki Uğuz Dağı ve etrafını) harap ederek, onun civarına bir memleket ve bir mescit bina etti." Bu tarihi kayıtta adı geçen ve Nemrut gibi göklere çıkmak isteyen memleket beyinin Üç Uğuz kardeşler efsanesinde anlatılan ve Uğuz Dağı'nda kulesi bulunan Uğuz Beyi olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır.

TABYALAR

XIX. yüzyılda kalelerin önemini kaybetmesiyle birlikte Tabya denilen yeni askeri savunma yapıları ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devletinde de aynı dönemde, stratejik bakımdan önemli geçit yerlerinde, boğazlarda ve sınırlarda bu tür savunma yapılarına ihtiyaç duyulmuş ve Kırım savaşından sonra, Batum, Erzurum, Kars ve Ardahan'da bu tip savunma merkezleri meydana getirilmiştir.

Bu dönemde stratejik bir konuma sahip olan Ardahan'da tabyalar ile güçlendirilerek önemli bir savunma merkezi haline getirilmiştir. Burada yapılan Ramazan, Emiroğlu, Singer, Kaz, Kaya, Ahali, Düz, Mihrap Tabyaları ile Batum, Ahıska, Ahılkelek, Kars, Oltu ve dolayısıyla Erzurum yolları kontrol altına alınmıştı. Bu tabyalar Ardahan Kalesi'nin güney, doğu ve kuzeyinde şehre, kaleye ve Kura düzlüğüne hakim konumdaydı. Bunların içerisinde en önemlisi Ramazan Tabyasıdır.

RAMAZAN TABYASI

Ardahan il merkezinin 5 km kuzeyinde yer alan Osmanlı yapısı tabyanın 19. yüzyılın başlarında inşa edildiği bilinmektedir. 93 harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından önce yapılan tabya bu savaşta önemli bir rol oynamıştır. 2500 m. yükseklikte bir tepe üzerine yapılan tabya yeraltında kışlalar ve bunun etrafında toprak yığınlarından meydana gelmektedir. Yörenin en yüksek tabyası olup, U şeklinde inşa edilmiş ve şehri üç yandan gözetleme imkanına sahiptir

KİLİSELER

Kilise kelimesi Yunanca ekkelisia kelimesinden gelmektedir. Kilise kelimesi toplanmak anlamına gelmektedir. Bu kelime bizdeki cemaat ve cami kelimelerinin karşılığıdır. Hıristiyanların ibadet et­mek için toplanmalarına mahsus olarak inşa edilen ibadethanelere de kilise denilmektedir.

Kiliselerden daha küçük ölçülerde yapılan ve umuma mahsus olmayan küçük kiliselere, bizim mescidin karşılığı olmak üzere şapel denilmektedir.

Ardahan ve çevresinde, kaynaklarda adlar dahi geçmeyen Hıristiyan dönemi dini mimarisine ait, çok sayıda küçük şapel niteliğinde kilise bulunmaktadır. Büyük oranda tahrip edilmiş olan bu yapıların, yörede Bizans hakimiyeti sırasında yaptırılmış oldukları tahmin edilmektedir.

ÖLÇEK KÖYÜ KİLİSESİ

Ardahan'ın 15 km. doğusundaki Ölçek Köyü'nde yer alan bir kilise kalıntısıdır. Yapım tarihi tam kestirilemeyen bu kilisenin X.-XI. Yüzyıllardan kalmış olabileceği tahmin edilmektedir.

Kalıntılar oldukça harap durumdadır. Kilise yakınlarında, kare biçimli oyuğa sahip eski bir sunak taşı çevreye gelişi güzel atılmış bir şekilde durmaktadır.

ÖVÜNDÜ (VAŞLOP) MANASTIR KİLİSESİ

Çıldır ilçesine bağlı Kurtkale beldesinin yaklaşık l km. kadar doğusundaki Övündü (Vaşlop) Kö-yü'nün 450-500 m. güneyinde bulunan vadide, Kura Nehri'nin akış yönüne göre solunda yer almak­tadır. Bu kilisenin yaklaşık 150-200 m. kuzeyindeki kayalıkta ise eski mağara yerleşimleri bulunmak­tadır.

Kesin yapım tarihi hakkında fikir yürütülmesinin güç olduğu ifade edilen bu kilisenin XI.-XII. yüz­yıllardan kalmış olabileceği düşünülmektedir. Kilise, yörede bulunan Hıristiyan mimarisine ait kalın­tılardan farklı bir plan özelliğine sahiptir. Diğerlerinden farklı olarak ve çok programlı şekilde inşa edilmiştir. Küçük ölçülerde ele alınmış ve bir manastır kilisesi özelliği gösteren yapı­nın iç mekanı, iki bölümden oluşmaktadır. İbadethane olarak düzenlenmiş olan gü­ney kısım, tek katlı olarak in­şa edilmiştir. Manastır odalarının yer aldığı kuzey kısım, iki katlı bir düzenlemeye sahiptir.

Yöre halkı, manastırın bir çevre duvarı ile çevrili oldu­ğunu, alt katlarında ahır ve yemekhane bölümlerinin bulunduğunu ifade etmekte­dir. Ancak, bugün bu mekanları tespit etmek güçtür.

ŞAPELLER

Ardahan Bölgesinde X.-XI. yüzyıllardan kalma çok sayıda kilise ve şapel yer almaktadır. Söz konusu kilise ve şapellerin Kıpçak-Gürcü hakimiyeti sırasında inşa edildiği sanılmaktadır. Bu yapıların, Osmanlı hakimiyeti döneminde onarılarak bölgedeki Hıristiyan halk tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Kiliselerin dışında, küçük kilise diyebileceğimiz şapellerin ise şunlar olduğu söylenebilir:

Ardahan şehir merkezinin kuzeydoğusunda ve merkezde kilise mevkiinde iki ayrı şapel, Ölçek-Tulumba Mezrası Şapeli, Kazankale'nin güneyindeki şapel, Akyaka (Koduzhara) Şapeli, Yalnızçam yaylasında iki ayrı şapel, Sarme köprüsü yakınındaki şapel, Çakıldere köyü yakınındaki şapel, Uğurlutaş'ta (Dört Kilise) üç ayrı şapel, Budaklı (Cicor) Şapeli, Kotanlı (Sikheref) Şapeli, Gülyüzü (Pekreşen) Şapeli, Şeytan Kalesi Şapeli, Kurtkale beldesinin güneyindeki şapel, Kurtkale Şapeli, Börk Köyü Şapeli, Çak Kalesi yakınında iki ayrı şapel, Çambeli Şapeli, Al Köyü Şapeli.

Yukarıda isimlerini verdiğimiz şapellerin hemen hepsi tamamen harap haldedir. Günümüze çok az olmakla birlikte yine de kalıntıları kalmıştır.

TÜRBELER

Eski Türk hayat biçiminde, daha çok Budist ve Şamanist inançlarda ölünün daha sonra dirileceği inancı vardır. Bu inançtan dolayı ölen kişi defnedilmeden bir müddet bekletilir. Bu bekletme işi ise bir çadırda gerçekleştirilirdi. Daha sonra da Kurgan denilen mezarlara gömülürdü. Bu nedenle mezar anıtlarının (türbe) çadıra benzetilmesi veya anıt-mezar formunun çadırlardan kaynaklandığı fikri yaygın bir kanaattir. Türklerin İslâmiyet'i kabul etmelerinden sonra inşa ettikleri ilk türbe kare planlı, dört yönde kapısı bulunan, tuğla malzemeli Samanoğulları'na ait türbedir. XI. yüzyıldan itibaren Gazneli ve Karahanlılar tarafından türbe mimarisinin geliştirilerek devam ettirildiği, Büyük Selçuklular zamanında da önemli örneklerle zenginleştirildiği görülmektedir. Türbe, Anadolu'da XII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren gittikçe artan bir ivmeyle ve çok sayıda örneklerle karşımıza çıkmaktadır. Anadolu Selçukluları tarafından Anadolu'nun çeşitli yörelerinde yüz elliye yakın türbe inşa edilmiştir. Bunları, Beylikler ve Osmanlı devrinde yapılan türbeler izler. Türbeler üç ana bölümden oluşmaktadır. En altta asıl cenazenin yer aldığı cenazelik veya mumyalık kısmı, onun üstünde sembolik bir lahit ve mihrabın bulunduğu gövde kısmı, en üstte de mezar yapısının örtü kısmı yer alır.

DEDEŞEN KÖYÜ'NDE ŞEYH AHMET VE ŞEYH MUHAMMET TÜRBESİ

Göle ilçesine bağlı Dedeşen köyünün girişindeki eski mezarlığın içinde yer alan bir türbedir. Türbenin kesin inşa tarihi bilinmemektedir. Ancak plan ve mimari özellikleri bakımından türbenin XV. yüzyıldan kaldığı tahmin edilmektedir. Ongen planlı olarak inşa edilmiş türbenin giriş kapısı kuzey yöne bakmaktadır. Sivri kemer alınlıkla sonlanan dikdörtgen kapı, sade iki profille çerçevelenmiştir. Üst örtü ahşap kaplama iken 1996 yılında Turgut Göle tarafından onartılarak beton kubbe ile örtülmüş ve saçla kaplanmıştır. Türbenin zemini düz olup, içinde Şeyh Ahmed-i Kebir ve Şeyh Mehmed-i Kebir'in taş sanduka mezarları bulunmaktadır. İçten de ongen planlı olan türbenin kıble yönündeki mihrabı, oldukça basit bir niş şeklindedir. Mihrabın sol üst kısmında bir pencere açıklığı yer alır. Türbenin de içinde bulunduğu mezarlıkta XVI.-XVII. yüzyıllardan kalma çok sayıda Şeyh Ahmet ve Şeyh Muhammet türbesi mezar taşı ve koç heykeli bulunmaktadır.

KÖMÜR BABA TÜRBESİ

Göle-Akşar (Kosor) arasında, Göle'nin 2 km. batısında yer alan yakın tarihlere ait bir türbedir. Türbe 1969 yılında yenilenmiş olup orijinalitesini tamamen yitirmiş durumdadır. Türbe, çevredeki taşlardan yükseltilmiş bir kaide üzerinde, basit bir çevre duvarı ile sınırlıdır. İçerisinde, yörede Kömür Baba olarak tanınan zata ait bir mezarın bulunduğu, bunun da kaçak kazılar sonucu tamamı ile tahrip edildiği görülmüştür

DEDEŞEN KÖYÜ HAZİRESİNDE BULUNAN MEZAR TAŞLARI

Göle ilçesine bağlı Dedeşen köyünde yer alan caminin güneyindeki büyük hazirede, Osmanlıca yazılı ve zengin süslemeli mezar taşı örnekleri mevcuttur. Hicri 1200 (1786) tarihli olanlarının yoğunlukta olduğu mezar taşları genelde, sarıklı biçimde yapılmıştır. Mezar taşlarının üzerinde geometrik ve bitkisel motifli kompozisyonlara yer verilen örnekler çoğunluktadır. Bu örneklerin benzerleriyle Ardahan eski mezarlıkta, Aşık Şenlik (Suhara) beldesi eski mezarlığında ve Gülyüzü (Pekreşen) köyü mezarlığında karşılaşmak mümkündür.

ARDAHAN ESKİ VE YENİ MEZARLIKTA MEZAR TAŞLARI

Ardahan şehir merkezinin kuzeydoğusunda, doğuda eski, batıda da yeni mezarlık olmak üzere, birbirinden bir yolla ayrılan iki mezarlık bulunmaktadır.

Mezarlar bir hayli geniş bir alana yayılmış durumdadır. Bunların bazıları blok taşlardan, bazıları ise yeni usule göre inşa edilmiş şahidelerden ibarettir. Eski mezarlıkta Hıristiyan mezarlarının da bulunduğu ifade edilmesine rağmen, kıble düzenine uyan mezarlardan hangisinin Hıristiyan mezarı olduğunu anlamak mümkün değildir.

Bugünkü şehitliğin de içinde bulunduğu yeni mezarlık, eski-yeni karışımı bir yapılanma gösterir. Yeni mezarlıkta Hicri 1227, 1281, 1243, 1217 tarihli, Osmanlıca yazılı mezar taşları bulunmaktadır. Mezar taşlan, yöre taşından düzgün şekilde kesilmiştir. Bunların bazıları fes başlıklı, bazıları prizmal üçgen tarzında, bazıları ise omuzlarıyla birlikte yapılmıştır. 1281 Hicri tarihli mezar taşında Osmanlıca olarak "Merhum Yüzbaşı Şevket Bey 'in Zevcesi Doktor Taceddin (?) ... Validesi Azize Hanım" ibareleri yer almaktadır.

AŞIK ŞENLİK (SUHARA) BELDESİNDE MEZAR TAŞLARI

Çıldır ilçesinin yaklaşık 6-7 km. doğusundaki Aşık Şenlik (Suhara) beldesinde eski bir mezarlık bulunmaktadır. Bu mezarlıkta sarıklı, fesli ve üçgen prizması biçiminde kesilmiş geometrik ve bitkisel motiflerle süslü ve Osmanlıca yazılı çok sayıda mezar taşı bulunmaktadır. Aşık Şenlik'in mezarının üzerine yeni inşa edilmiş altıgen planlı türbenin de bulunduğu bu mezarlık, yöredeki Ermeni mezaliminin bir vesikası olması bakımından da büyük önem taşımaktadır. 1915-1920 yılları arasında bölgede gerçekleştirilen Ermeni mezalimi sırasında, Yıldırımtepe (Rabat) köyünde vahşice katledilen 19 kişinin toplu mezarı da burada yer almaktadır.

Suhara mezarlığında, Osmanlıca olarak yazılmış çok sayıda mezar taşı kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabelerde ölen kişilerin adları, ruhlarına fatiha ve H. 1244, 1332, 1336, 1333 tarihleri yer almaktadır. Bu tarihler yöredeki Ermeni katliamı ile aynı yıllara denk gelmektedir.

GÜLYÜZÜ (PEKREŞEN) KÖYÜ MEZAR TAŞLARI

Çıldır ilçesinin yaklaşık 20-25 km. güneyindeki Gülyüzü (Pekreşen) köyünde, köy mezarlığı içerisinde eski yazılı ve süslemeli çok sayıda mezar taşı bulunmaktadır. Fesli ve üçgen prizmal bu mezar taşlarının genelde Hicri 1223 ve 1229 tarihlerini taşıdığı görülmektedir. Bu mezar taşları üzerinde daire, çiçek, ibrik ve silah motiflerinden oluşan kabartma süslemeler bulunmaktadır. Bu motifler İslâm öncesi Türk geleneğinin devamı olup, ölen kişinin hayatta iken uğraştığı yanlarını ve sıfatlarım yansıtmaktadır. Ölen kişi eğer askerse onun kahramanlığını göstermek maksadıyla mezar taşına silah, eğer kadınsa çiçek, ya da ibrik motifleri işlenmiştir.

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir