Selim İleri

KÜLTÜR Yazarlar Selim İleri

Halikarnas Balıkçısı

Halikarnas Balıkçısı’nın kırkıncı ölüm yıldönümüymüş, geçen gün fark ettim. 15 Ekim 1973 tarihinde ölmüş Halikarnas Balıkçısı. Asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı.

Bodrum’un sağında solunda bir iki pano, gelip geçene onu hatırlatmaya ya da tanıtmaya çalışıyor. Hatırlayanı, tanıyanı kaç kişi, kestirmek güç.

Havaalanına götüren taksi şoförüne “Kim bu adam?” diye sormuştum. “Bodrum’a çok turist getiren bir rehbermiş” yanıtını almıştım. Büyük bir yazarlık emeğinin son yansıması bu olsa gerek. Hem yalnız Halikarnas Balıkçısı için değil, birçok yazar, şair, ressam, müzisyen, tiyatro, sinema sanatçısı için. Geçenlerde, değerli Göksel Kortay anlatıyordu: Öğrencilerine Ayhan Işık’la Belgin Doruk’u sormuş, tanıyan çok az kişi çıkmış. Düşünün, beyazperdenin ‘kral’ıyla ‘küçükhanımefendisi’!

Neden böyle oluyor? Bence kurcalanmalı, irdelenmeli, tartışılmalı. Günün, ‘bugün’ün moda değerleri baskın çıktığından mı?

Ama, Halikarnas Balıkçısı, ‘yaşarken’ de farklı değerlendirişlerin sonucu âdeta bulanık kılınmış. Kimileri onun Anadolu’da Yunan mitologyasını aradığını sanmışlar; hatta, Nevyunanî olduğu bile ileri sürülmüş.

Oysa Halikarnas Balıkçısı, bu topraklarda yaşamış bütün uygarlıkları kucaklamak isteyen ilk kişiler arasındadır. Ege’yi büsbütün ayrı tutarak Yunan mitologyasına yepyeni yorumlar getirmiştir. Onun Anadolu Efsaneleri, Anadolu Tanrıları gibi kitapları bu topraklarda yaşanmış eski Ege uygarlığını yorumlar.

Bütün uygarlıklar dedim; Halikarnas Balıkçısı’nın Osmanlı denizcilik tarihinden esinli Uluç Reis, Turgut Reis romanlarını anımsayarak. Bizde tarihî romanın hemen hep olaylar, kahramanlıklar silsilesi yöntemiyle yazıldığı uzunca bir dönemden sonra, andığım iki roman, tarihi yeniden ‘yaşatmak’ ereğiyle kaleme alınmıştır. Etli canlı, gür sesli romanlardır.

Hikâyeci Halikarnas Balıkçısı’nı 1960’ların sonunda Egenin Dibi, Merhaba Akdeniz, Gülen Ada gibi eşsiz güzellikteki kitaplardan tanımıştım. Hele “Gülen Ada” hikâyesinde, denizin bir özgürlük ve isyan olup meydan okuyuşu beni bunca yıldır etkiliyor.

Dahası, bütün bu hikâyelerinde Halikarnas Balıkçısı bizde ilk ‘çevre korumacı’lar arasındadır. Hem “Gülen Ada”, hem “Gündüzünü Kaybeden Kuş” güçlü birer örnek. “Son Kuşlar”, Sait Faik’in öyküsü hep hatırlanır da, “Gündüzünü Kaybeden Kuş” bir türlü akla gelmez…

Cevdet Kudret, Halikarnas Balıkçısı’nın anlatımını çapaklı, cılız bulur. Sözcükleri yerli yerinde kullanmadığı kanısındadır. Cümleleri yer yer bozuk, üslûbuna özen göstermemiş, savruk bir yazar. Öyle değerlendirmiş. Mitoloji meselesinden de için için rahatsız olmuş.

Sağduyulu Necatigil daha ılımlı yaklaşıyor: “(…) denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve roman” yazdı diyor. Denizcilik terimlerini edebiyatımıza kattığı kanısında. “Mitologya hazinesinden güçlenerek” yol aldı diyor…

Cevdet Kudret’in cılız, savruk bulduğu anlatımda, söyleyişte ben hep denizlerin, dalgaların uğultusunu, rüzgârın vınlayışını hissettim. Bozuk sanılmış cümlelerde, benim için, başına buyruk, dizginlenemez doğa konuşuyordu…

Halikarnas Balıkçısı’na ilişkin dikkatli bir yorum, İnci Enginün’ün Cumhuriyet dönemi edebiyatımızı kayda geçirdiği edebiyat tarihindedir. Enginün, Balıkçı’nın üslûbunda bütünüyle kendine özgü bir hava estiğini özellikle vurgular.

Sadece Mavi Sürgün’ü okumak bile yeter. Bu anı kitabında doğa umudunu yitirmiş insanı birdenbire iyileştirir!

15 Ekim 2013’te Halikarnas Balıkçısı için, kırkıncı ölüm yıldönümü için ‘bir şeyler’ yapılacak mı?

24 Mart 2013, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.