Selim İleri

CUMA YAZI Yazarlar Selim İleri-Köşe yazıları

Köşe yazıları

İstanbul'un sıcak günlerinde alışveriş başlı başına bir dert. Dışarıdaki güney sıcağından iyice bunalmış, terlemiş, yeni zaman marketine girince, klimaların dondurucu esintisiyle burun buruna geliyorsunuz. Ne alacaksam bir an önce alayım, çıkıp gideyim diyorum.

Hanımefendi tam o telâş sırasında karşıma çıktı. Çocuk doktoruymuş. Televizyondaki programımı seyrediyormuş. Teşekkür ettim; programın çoktan sona erdiğini, eski TRT 2'den çoktan kapı dışarı edildiğimi söylemedim. Konuşmayı kısa kesmek istiyordum.

Hanımefendi, "Kiminizin televizyonda, kiminizin gazetelerde köşesi var" dedi, "köşelerden geçilmiyor bu memleket." Uzun konuşma öyle başladı. Köşesi olan herkes her şeyi bilir geçiniyormuş. Uzun uzadıya anlatıyordu artık, özellikle 'köşe yazarları'na eleştirilerini –tabiî, hep olumsuz eleştiriler– dile getiriyordu. Tam klimanın altında duruyorduk.

"Kalıcı tek satır yok! Günü birlik! Zaman kaybı! Maalesef bile bile yine de okuyoruz!.."

Evet evet diyerek eskilere, geçmişe dönmüştüm. Kalıcı köşe yazısı hiç mi yazılmamış? Kendi kendime soruyor, iç sesimle oyalanıyordum. Dünden, hatta epey geçmişten kalma köşe yazılarını az okumadım. Türkçe'nin ustaları, meselâ Ahmed Hâşim, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay; yeniden yeniden okurum üçünü de.

Andığım yazarların günlük verimleri, aradan geçen onca zamana karşın, bugün de tat alınarak okunabilir. Klimanın altında susuyorum ama, aklımda hep Ahmed Hâşim...

"Merdiven" şairi gerçi köşe yazılarının tümünü Bize Göre'de devşirmemiş; seçmelerle yetinmiş, beğendiği, önemsediği yazıları derlemiş. O yazıların zamana meydan okuyacağını sezinlemiş olmalı.

Ahmed Hâşim'in havadan sudan söz açtığı sanısı uyandıran öyle görkemli yazıları var ki, geleceğe ses yönelttikleri o günlerde belki kavranamamış. Şair, mimarîmizin kişiliksizleştiğinden, kentlerimizin özelliksiz kentler olup çıktığından yakınıyor. Oysa o günlerde mimarîmiz de, kentlerimiz de ayakta, tökezlememiş. İstanbul, şimdi sadece anı yazılarında kalan İstanbul'a enikonu benziyor. Ankara, modern şehircilik anlayışının simgesi, gözbebeği olma yolunda. Anadolu'nun özgün evleri henüz göçmemiş. Sanatkâr eli değmiş o evler yerine ucube apartmanlar inşa edilmemiş.

Ahmed Hâşim yine de hayıflanıyor.

Öngörüşlülük Ahmed Hâşim'in cevheri olmalı.

Çünkü uygarlık, kültür birikimlerimizi mirasyedi savurganlığıyla harcamaya yeltendiğimizi ayırt etmiş. Sözlerine kimse kulak vermemiş olmalı ki, bugünkü, tarih bilincinden yoksun hayatımıza sürüklenip gelmişiz.

Mimarî gibi özgül bir konudan yola çıkar görünen şair, meğerse, ne kadar başka şeyleri, vahim sorunları yazıyormuş...

Bizim kuşağın sağcısı Nâzım Hikmet'i, solcusu Peyami Safa'yı okumazdı. Aralarındaki o kadar acı, gereksiz, çirkin kavga ikide birde hatırlatılır, o komünistti, öteki faşistti, anlamlar, değerler yitirilirdi.

Yıllar sonra okudum Peyami Safa'nın gazete, köşe yazılarını. Büyük üslûpçu, gazete okuruna üslûbundan ödün vermeyerek seslenmiş. Yalnızca üslûpları yeter, o yazıları bugün de yaşatmaya.

Evet, haklısınızlarımı kesip, görüşlerimi, iç sesimdeki düşüncelerimi hanımefendiye iletecektim. Sonra vazgeçtim.

Böylesi yakınmaları çokça dinledim, yıllarca dinledim. Toptancı yargılarla bezenmiş, inkârcı, küçümseyici yaklaşımlar... Önüne geçemezsiniz. O söyleyecek, siz dinleyeceksiniz. Yaşlandıkça, daha iyi anlıyorsunuz, deneyimleriniz çoğalmış, susuyorsunuz.

Sustum.

14 Ağustos 2011, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.