Selim İleri

YORUM Yazarlar Selim İleri-Ölümü ve Ölüm Acısını Anlamak İçin

Ölümü ve Ölüm Acısını Anlamak İçin

Yurdun bir çocuğunun, Hrant Dink'in öldürülüşü, on yedi yaşındaki bir gencin, yurdun bir başka çocuğunun bu cinayette kullanılmış olması aklı yerinde, bilinci bulanmamış kişileri yürekten sarstı. Onulmaz bir acıydı. Bu yüzden de, o uğursuz günü yaşayanlarda -yaşadıkları kadar- izi silinmeyecek.

Yakın tarihimiz böylesi nice acıyla dolup taşıyor. Ölüm mü acı vermiyor artık, nasıl oluyor da dayanılıyor? Nasıl oluyor da, televizyon kanallarında eğlence programları her gün sürüp gidiyor? Sokaklarda insanlar, bu ölümler ve öldürümler, bu yıkımlar onları hiç ilgilendirmezmişçesine gülüp geçiyorlar? Yakama yapışan kâbustan kurtulmak için, kurtul kurtulabilirsen, haftalardır ölüm şiirlerinden yardım umuyorum. Bilmem o şiir ilkokul Türkçe kitaplarında varlığını koruyor mu? "Dur yolcu!" diyordu, öyle başlayan şiir: Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın / Bu toprak, bir devrin battığı yerdir. / Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın / Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Ben kuşak öğrenciler, birer yolcu gibi, bu şiirin sayfasında defalarca durduk. İyi ki yazmış Necmettin Halil Onan. Hamasî mi? Sanmam; çocuk gönüllerimizi epey burktu. Yurt sevgisi, Cumhuriyet sevgisi aşıladığı kadar, ölüm olgusuyla da yüz yüze getiriyordu, biz ilkokul öğrencilerini. Derler ki, ölüm şiirleri çocuklara erkendir, çocuk eğitimi dışında olmalıdır. Bir yandan da, bugünün kabagüç, ölüm, kan, kötülük, tiranlık kusan dünyasına bakınca; çocukların bir an önce 'ölüm merhameti'yle tanışmalarında yarar var, diyeceğim geliyor. Belki merhamet, yine ve yeni onmaz yaralar açılmasına bir ölçüde engel olabilir. Ne var ki, merhametin, ölüm acısının eğitimi artık kimseleri ilgilendirmiyor. En çok gereksindiğimiz dönemde.

Bazı ölüm şiirleri yoldaşım şimdi. Arayıp tarayıp, hatıralarım arasından seçip, hepsini okuyorum. Ahmet Kutsi Tecer, "Ölü"de: (Kim ondan daha çok hayatı özler?) Çağrıyor, çağrıyor, sevdiklerini

diyor. O zamanlar, yeniyetmeliğimde, hem de birdenbire, ölülerin hayatı özleyeceklerini aklımdan geçirmiş, ürperti duymuştum. Bugünse, Tecer'in dizeleri, yaşayanların, geriye kalanların çektikleri acıyla vuruyor. Sonra, şaire göre, ölüler soğuk toprakta üşüyeceklerdi: Soymayın, soymayın, giydiklerini!

Uçsuz bucaksız metafizik sorgulamasıyla "Tabut", benim için bir başka unutulmaz ölüm şiiri. Çünkü, Necip Fazıl, Allah'ın verdiği canı ancak Allah'ın alacağı inancından yola çıkarak, ölümle büyük ödeşmemize seslenir: Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu/ Yarın kendileri dolduracaklar.

Bazılarımızın ne kadar unuttuğu, hatırlamadığı, düşünmediği bir olgu... Oysa "Tabut" bize vaat eder: Ölenler yeniden doğarmış, gerçek / Tabut değildir bu bir tahta kundak.

Daha maddeci bir yaklaşım, Nâzım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları'ndadır. Memleketimden İnsan Manzaraları, 1960 sonrasının görece özgürlük ortamında yayımlanabildiğinde, ölümle ödeşmesi kaç kişinin gönlünü yordu? Oysa Türkiye o yıllarda da ölümlere gebeydi. Sağ ve sol, gençler birbirine kırdırılmaya hazırlanılıyordu.

Bu büyük şiirde, bir memleket hastanesinin doktoru, seviştikten sonra intihar eder. Nihilizm mi, memleket hastanesinin alabildiğine çetin koşulları mı, Anadolu'da ıssız gece mi? O kadar kederli memleket hastanesinde intihar, yaşamak özlemiydi...

Cahit Sıtkı'nın "Akıbet"i, mahalle camiinden kalkan "vakur ve sade" cenazeyi, kırık bir avunçla noktalar: Dalgalar misali omuzlar üzerinde.

Siyasal kargaşanın, git git, siyasal cinnetin baskın çıkacağı yıllara kadar Türk şiiri ölüme gönül sesiyle yaklaşmıştır. O kadar ki, çok sevdiğim Ziya Osman Saba'da ölüm, özlem ve kavuşmadır: Dinleyeceğim ben de sükûtunu, korkarak, / Geçecek üzerimden bitmez zaman, asırlar. / Her sene biraz daha güzelleşecek bahar, / İçime çekeceğim yeşil kokunu toprak!

Kaybettiklerimiz öte dünyada bizi beklemektedirler. Ziya Osman, çok sevdiği büyüklerine "nihayet" kavuşacağını söyler. Her gün önünden geçtiğimiz alçakgönüllü semt camiinin musalla taşındaki tabut, kalbimizi öyle çok yormaz.

Bir umut bile olabilir ölüm: Kendiliğinden açan gül, doğan gün, biten kış, / Ölmüşlerin izinde bu yeniden başlayış!..

Sonra çehre değişir. Hepi topu on-on beş yıl sonra, Behçet Necatigil "Periskop"ta ölüm yürüyüşlerinin endişesine kapılmıştır, sağ/sol gençlerin sokağa fırlatılıp atıldığı ilk günlerde: Ölüm yürüyüşleri hep toplu mu olacak

Necatigil'in çığlığı işitilmedi mi ki, o günlerden 2007'ye...

Mermer yontuları andıran "Gelinlik Kızın Ölümü"nde, Melih Cevdet Anday, maddeciliğiyle hiç çelişmeyen "Bir melek lâle sümbül dikiyordu" dizesini söyler. Gelinlik kızın bütün kardeşlerini de aç toprak almıştır...

Ölüm gitgide doğallığını yitirir. Gülten Akın, "Ölüleri yürütüp götürüyorlar" der. Ahmet Oktay, bildik sebeplerle cenaze törenlerinde buluşanları dile getirir. İsmet Özel, "Kanla Kirlenmiş Evrak"ı görür. Gülten Akın'da öldürümler başlar; bildik Frankeştayn, bankalardan, borsalardan çıkıp, gencecik çocuklara silâhlar dağıtır, öldürmeleri için. Edip Cansever, mendilindeki kan seslerine şaşarak: Gördün mü bak / Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar / Ve dağılmış pazar yerlerine memleket / Gelmiyor içimizden hüzünlenmek bile

Cahit Külebi, iyimser söyleyişini neredeyse reddederek, canlarına kıyılmış gençler için "Ağıt"ı yazar: Ateş çevresinde uçuşan pervaneler gibiydiler. / Uğradılar ceylanlar gibi yağlı kurşunlara.

Berisinde Necati Cumalı: Dinlerin buyruğuydu / Öldürmeyeceksin

Ziya Osman Saba'da kavuşma olan ölüm, nice öldürümden, cinayetten, katlettirişten sonra, umutsuz bir huzur, dinginlik arayışı olup çıkar: Dağ başına gömsünler beni. / Bir yanımda bir küçük pınar, / Bir yanımda sen.

Bu şiirler yurdun insanı için yazıldı. Televizyonlar, gazeteler, ders kitapları, öteki kitle iletişim araçları biraz görebilse, okuyabilseydi, ölüm acısı biraz dillenseydi... Bir yabancı masalla bitirmek istiyorum bu yazıyı, Andersen'in "Buzlar Kraliçesi"yle. Buzlar Kraliçesi'nin buz mavisi fırtınalarda çalıp götürdüğü küçük erkek çocuğu hiç ağlamaz o masalda. Sonra, bir gün, onun için yollara düşmüş arkadaşı kız çocuğu çok ağlayınca, kalpteki buzdan merhametsizlik çözülür.

Bir çözülse!

4 Şubat 2007, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.