YAZARLAR Yazarlar Süleyman Sargın

Arınma zamanı

İnsan hayatı inişli çıkışlı ve zikzaklarla dolu. Günah insanın ayrılmaz bir parçası.

Sürçme, ilk günden bu yana Âdemoğlunun kaderi. Hatalar, kusurlar, zaaflar, isyanlar, nisyanlar… Hepsi insanın gerçekleri. “Bir dânede, bir bakmada, bir lokmada, bir öpmede batma!” ikazı boşuna değil. İnsanı baş aşağı götürecek sebepler sayılamayacak kadar çok.

Bazen bir öfke hali kaplar yüreğinizi ve o anda nefis, dizginleri eline alır. Muhakeme kaybolur, insaf tatile çıkar. Öfkelinin gözünde herkes suçlu, art niyetli ve kötü olur. “Uhuvvet” risalelerden okunması gereken bir sohbet konusudur sadece. “İhlas düsturları” sanki başkalarına söylenmiştir. “Beklentisiz olmak”tan bahseden de beni kastetmiyordur zaten. Güzel sözlerin, ahireti kurtaracak faydalı nasihatlerin muhatabı biz değilizdir o öfke anında.

Bir başka zaman insî bir şeytan çalar kapınızı. Dost suretindedir, yüzünde sahte bir tebessüm vardır. Dertleşmeye gelmiştir sanki ama inceden inceye gıybet deryasına yelken açmışsınızdır farkında olmadan. Yıllar yılı arkadaş olduğunuz, omuz omuza hizmet ettiğiniz insanın ya da insanların gıybetini ettirmektedir size. Hatta bazen sizi, bunun bir “istişare” olduğuna bile inandırabilir.

İbadet ü taati düzenli olan bir mü’min içki, kumar, zina, hırsızlık, faiz gibi göstere göstere gelen günahlara karşı dikkatlidir. Kendisini o çukurlara düşürecek yolları önceden görüp tedbirini alabilir. Ama bir de insanın koynuna yılan gibi giren, akrep misal zehirli günahlar var ki çoğu zaman bunların farkına bile varmaz. Gıybet en tehlikelisidir bunların. Çünkü içinde yalanı, iftirayı, su-i zannı, tecessüsü ve daha pek çok günahı barındırır. Hased de sökülüp atılması hakikaten güç kirlerdendir. Sağlıklı ve muvazeneli düşünmenin önündeki en büyük engeldir. Bencilliğin, kibrin, gururun ve enaniyetin çocuğudur.

Gök kapılarının gıcırtısının duyulduğu yer

“Beklenti” de insanın içini yiyip bitiren bir virüstür. “Neden ben değil de o?” duygusu sahibine hayatı zindan eder. Başa gelenlerin insanın kendi günahlarından olduğu hakikatini unutturur. Beşer zulmetse bile kaderin adalet edeceğini düşündürmez. “Kim bilir hangi günahlarımın bedelidir bu yaşadıklarım!” muhasebesi çok uğramaz böyle birinin gönlüne. Hep haksızlığa uğradığını, zulme maruz kaldığını düşünür. Zahiren sebep olanları eleştirir, onlara kin besler ama esas tenkit ettiği kaderidir. İzni ve iradesi olmadan bir yaprağın bile düşemediği Kudreti Sonsuz’un takdirini hazmedememiştir aslında. Şeytandan miras bir itiraz duygusu sürekli canlıdır içinde. Bu bocalamalar arasında her güne yeni bir sıkıntıyla uyanır.

Bu ve buna benzer duygular, düşünceler hizmet insanının yoluna şeytanın çokça attığı tuzaklardır. Bu tuzaklardan kurtulma, onlara takılmadan yola selametle devam etme bir irade işidir. Rahmeti Sonsuz, kullarını bu vartalardan kurtarmak adına şeytanın tuzaklarından çok daha fazla imkânlar ve fırsatlar sunmuştur. Her namaz vakti, bir öncekiyle kendi arasında işlenen günahlara kefarettir mesela. Her cuma namazı, bir önceki cumadan beri ruhu kirleten pisliklerden arındırır mü’minin kalbini. Ramazan da öyle müjdelenmiştir Nebî dilinde. Her tesbih, her hamd, her tekbir, tehlil, salavat ve istiğfar arınmaya vesile sayılmıştır. Kiyaset sahibi Müslüman bu vesilelerin tamamını manasını düşünerek değerlendirir.

Bir de insana ömründe bir kere verilen büyük bir fırsat vardır: Hac. Fısk u fücurdan uzak kalındığı sürece dönüşünde insanın dünyaya geldiği ilk günkü kadar temiz olacağı müjdelenen müthiş arınma kurnası. Oraya müracaat edilir ama kurayla değil, davetle gidilir. Zaten daveti alanların “Lebbeyk” diye koşmaları da bundandır. Orada Rabb’le kul arasındaki ahd ü peymanlar yenilenir. Kul, ruhundaki ve duygularındaki kirlerden tamamen arınmak istemektedir. Tertemiz ve lekesiz olarak dönmektir bütün muradı. Yaptıklarından af diler, yapacağı güzellikler adına sözler verir, niyet tazeler.  Zaten buraya gelirken beşeri kazuratından temizlenme niyetiyle gelmiştir. Helalleşmiştir üzerinde hakkı olan herkesle ve helal etmiştir kendi haklarını da. Borçlarını ödemiştir. Arınma talebiyle o büyük buluşmaya giderken bedenindeki elbiseleri çıkarıp iki parça beze büründüğü gibi, ruhuna ağırlık yapan her türlü menfi duygu ve düşünceyi de atmıştır.

Kâbe’de tavafla kendi içinde derinleşirken Akabe biatının gerçekleştiği Mina’da biat yeniler. Allah Resûlü’ne Medineli gençlerin sahip çıktığı bu mekâna, sahip çıkılma mülahazasıyla gider. Bu fasıldan sonra Arafat’a geçiş vardır. Arafat, Hocaefendi’nin ifadeleriyle “gök kapılarının gıcırtılarının duyulduğu yer”dir. Orada kul, açılan kapıdan içeri girip marifete ermeyi hedefler. Arafat, irfan ocağıdır, marifet yurdudur. Orada duanın, yakarışın, iç çekiş ve iç döküşün en ürperticilerine şahit olunur. O mekânda sesler, soluklar gökler ötesinde meleklerin çığlıklarını hatırlatan bir enginliğe ve duruluğa ulaşır. Rahmetin yamacıdır Arafat ve mahşerin provası gibidir. Her tarafta rahmet soluklarken, bir yandan hesap endişesi de insanın peşini bırakmaz. Affına ferman arayanların meydanıdır orası. Oradan dönüş o fermana kavuşmanın heyecanıyla renklenir.

Ve affedilmişliğin bayramı

Elinde pekiyilerle dolu karnesiyle evine koşan talebeler gibi, gün batımından sonra o beyaz ordu fevc fevc Müzdelife’ye, Meş’ar’a akmaya başlar. Müzdelife, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetine beraat aldığı yerdir. Muhterem Hocaefendi bu hakikate işaretle “Eğer hakikaten İbn Abbas’ın dediği gibi affımıza ferman burada alınmışsa, başların secdeye varmışlığı ölçüsünde insanları Allah’a yaklaştıran Müzdelife, bir başka feryad u fîgan, bir başka âh u zâr ister.” buyurur. Müzdelife, şeytana atılacak taşların toplandığı yerdir. Bir ömür boyu şeytanın saldırılarına yetecek kadar silah biriktirilmelidir orada. Ve ertesi gün bayramdır. Affedilmişliğin, tertemiz oluşun, rahmete mazhariyetin bayramı. Bu bayram daim olsun, şeytanlar bu güzelliği ebedlere kadar kirletmesin diye onlara taş atılır. Hasedin, kinin, nefretin, enaniyetin, kibrin, gıybetin, su-i zannın, iftiranın, yalanın üzerine gülleler yağdırılır. Verilen sözlerin tutulması adına, şeytanı dermansız bırakma gayreti gösterilir.

İhramdan çıkışta saçlar kesilir. Kökten kazıtmak evladır. Eskiye dair hiçbir şey kalmamalıdır zira. Anneden doğulduğu günkü gibi olmaksa hedef, saçlar da sıfırlanmalıdır. Kurbanlar kesilir, tavaflar, sa’yler yapılır. Daha sonra tertemiz olarak “en temize” (sallallahu aleyhi ve sellem) tekmil verilmeye gidilir. Huzura çıkılır, müvaceheye durulur. Biat bir kere de orada yenilenir. O’nun hoşnutluğuyla geri dönülür ve hayata adeta yeniden başlanır. Her günah unutulmuş olarak ve bir daha yaşanmamak azmiyle…

Fakir de Rabb’imin davetiyle, büyüğümüzün himmetiyle “Lebbeyk” diyerek yollara düşüyor. Bu büyük arınma fırsatını en güzel şekliyle değerlendirip tertemiz olmayı murad ediyor. Bunun ilk adımı olarak istisnasız herkese hakkını helal ediyor ve herkesten helallik diliyor. Allah’a emanet olunuz… 

12 Ekim 2012, Cuma
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.