CUMA Yazarlar Süleyman Sargın

Nasıl olacak!

Ey Nefis!Allah’a kul olmak için yeryüzüne gönderildiğini biliyorsun. Bütün gayenin bunu gerçekleştirmek olduğunu söylüyorsun. Şeytanla bu kadar içli dışlıyken, bitmek bilmeyen arzularına gem vuramamışken nasıl olacak ki!

Nebiler Serveri’ne ümmet olmaktan söz ediyorsun. O’nun hayatını satır satır okumadan, o satırlardan bugüne dair mesajlar çıkarıp onları hayata hayat kılmadan nasıl olacak ki!

Sünnet-i seniyyeye ittibaın öneminden dem vuruyorsun sıklıkla… Sünneti sadece bir kısım şekli unsurlardan ibaret sanıp “ayakları şişinceye kadar namaz kılmayı” ihmal edersen nasıl olacak ki!

İlmihal Müslümanlığının ötesine geçip kurbiyet peşinde olduğunu ifade ediyorsun. Allah’tan uzaklaştıran bunca şeye teşne iken nasıl olacak ki!

İbadetlerden lezzet alamamaktan şikâyet ediyorsun. İlahî marifetin mahalli kalbin bunca günahla kirlenmişken ve şüpheler seni ısıran birer küçük yılana dönüşmüşken nasıl olacak ki!

Zikir ve tesbih sana çok ağır geliyor. Hatta okumak istiyorsun ama vakit bulamamaktan dert yanıyorsun. Zikrullahın mahalli lisanın yalanla, gıybetle ve haramla doluyken nasıl olacak ki!

Duygu ve düşüncede saflaşıp öze ermekten, insanî melekelerini geliştirip rabbânîleşmekten söz ediyorsun. Cismânî zevklerden sıyrılıp, behîmî arzulara başkaldırmadan nasıl olacak ki!

Kanatlanıp pervâz etmeyi, yükselip gökler ötesi âlemlere varmayı hayal ediyorsun. Bir çocuk gibi, şu dünyanın çamur ve balçığına bağlı kaldıktan sonra nasıl olacak ki!

Gönül hayatında “tevhid”e ulaşmayı ve ruhânî zevklere gömülüp gitmeyi arzuluyorsun. İçinde binbir kötü duygu kol gezerken ve sen, her dönemeçte bedenî hazlarına tam tekmil “evet” derken nasıl olacak ki!

Hep gözlerde ve gönüllerde olmayı, alkışlanıp göklere çıkarılmayı umuyor ve bekliyorsun. Her gün elli defa ahd ü peymânını bozduktan sonra nasıl olacak ki!

İstediklerinin hemen gerçekleşmesini, dualarının anında icabet bulmasını istiyorsun. Her şeyini O’na (cc) vermeden, her halinle O’nun (cc) istediği gibi olmadan nasıl olacak ki!

Kendini daima eksiksiz ve kusursuz görüyor ve herkesin de bunu böyle bilmesini istiyorsun. Sırtındaki bin günahla, toplum içindeki hâlin ve davranışlarındaki bu tutarsızlığınla nasıl olacak ki!

 Ufkunda hep yeni şafakların sökün edip tüllenmesini bekliyorsun; gönlünü yüce ideallerle donatmadan, kükreyip eski yerini almadan ve bir çığlık olup, dünyanın bağrında inlemeden nasıl olacak ki!

Asırlardan beri üst üste yığılmış problemlere çözüm getirmek istiyorsun; azim deyip, ümit deyip o yolda yıllarca, asırlarca beklemeye kararlı olmadıktan sonra nasıl olacak ki!

Gözyaşları dinsin, zulümler, haksızlıklar bitsin istiyorsun. Yüzlerin gülmesini, evlere bahar neşvesi gelmesini arzuluyorsun. Seccadeni gözyaşlarıyla ıslatmadan, ızdırapla iki büklüm olup geceler boyu inlemeden nasıl olacak ki!

Zaferler hep bizim olsun, bu yenilgiler son bulsun, bir fırtına gelip düşmanları tarumar etsin diye dualar ediyorsun. Bir taraftan sebeplere riayet adına hendekler kazıp diğer yandan sabahlara kadar ellerini ulu dergâha açmadan, gözyaşlarını ceyhun edip kıvrım kıvrım kıvranmadan nasıl olacak ki!

Vatanımızın yükselmesinden, insanımızın mutluluğundan söz ediyorsun. Mektep, kışla, tekye (ruhu) üçlüsüyle nesilleri kanatlandırıp, bütün şeytan üçgenlerinin üstüne yürümedikten sonra nasıl olacak ki!

Herkesin iman edip bizi anlamasını bekliyorsun. “İnanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edecek kadar” bir hassasiyete sahip olmadan nasıl olacak ki!

İrşaddan, tebliğden dem vuruyorsun. İnanmayanlara buğzediyor, inat ediyorlar diye onlara cehennemden yer arıyorsun. Hakiki manada İslam’ı temsil etmeden, dinin bütün güzelliklerini hayatında göstermeden nasıl olacak ki!

Sırat-ı müstakîm üzere olmak ve hep öyle kalmak istiyorsun. Dünyanın cazibedar güzellikleri karşısında kendini kaybedip en basit imtihanlarda bile sarsılırken nasıl olacak ki!

Âlem-i İslâm’ın mağduriyetinden, perişaniyetinden, mazlumiyetinden şikâyet ediyorsun. Ne zaman biter bu çile, düşüncesiyle bekleyip duruyorsun. Kırk gece fasılasız hacet namazları kılacak kadar bile vefa gösteremeden nasıl olacak ki!

Başımıza gelen her hadisede başkalarına atf-ı cürümde bulunuyorsun. “Siz kendinize bakın. Hidayet üzere olduğunuz sürece, dalalettekiler size zarar veremezler.” Kur’anî düsturunu hiç düşünmeden nasıl olacak ki!

Hadiselerin sebepleri üzerine uzun uzun kafa yorup değerlendirmelerde bulunuyorsun. “Olan her şeyde benim de bir günahım vardır. Allah’ım, önce beni sonra da bütün Müslümanları bağışla!” diyemedikten sonra nasıl olacak ki!

Her fırsatta Müslümanların birliğinden, ittihad-ı İslam’dan dem vuruyorsun. Mü’min kardeşlerin hakkında duadan ziyade gıybet ettiğin sürece nasıl olacak ki!

İşte ey nefis!

Hayatın bu denli zıtlıklar arenası haline gelmişken ümit ettiklerin nasıl olacak, hayallerin nasıl hakikate dönüşecek ki!

Allah muînin ola!

30 Ağustos 2013, Cuma
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.