Taha Kıvanç

GÜNDEM Yazarlar Taha Kıvanç

Önemli bir kazanım

Mesleğin eskileri 'fikri takip' denilen iz sürüp bir işi sonuca kadar götürmeye çok önem verirler. Şimdi her şey bir sabun köpüğü gibi, kabarıyor ve kendiliğinden yok oluyor...

Oysa, sözgelimi, Gazeteciler Cemiyeti başkanı Nail Güreli gibi kıdemli meslekdaşlar, tek başına kalma pahasına, önemli konuları sürekli sıcak tutmayı görev biliyorlar...

Önceki akşam, televizyon haberlerinde, ölümünün yıldönümü vesilesiyle Abdi İpekçi'nin mezarı başında yapılan törendeki konuşmasını izledim Nail Güreli'nin; "Abdi'yi çetelerin öldürdüğünü artık biliyoruz" diyordu. 1 Şubat 1979 tarihinde öldürüldüğüne göre İpekçi'yi kaybedeli tam 19 yıl olmuş; doğru teşhis hiç değilse şimdi konabiliyor... Sadece kâtilin adını zikredip cinayet motifini ve cinayetin bugün için taşıdığı anlamı göz ardı eden yaklaşımlar yavaş yavaş değişmeye başladı...

Gazeteciler Cemiyeti başkanı geçen yıl da aynı törende benzer sözler sarf etmiş... Ondan önceki yılların törenlerinde yapılan konuşmalardan çok farklı olan tavrını ilk kez geçen yıl sergilemiş başkan ve İpekçi suikastının üstünün yıllarca örtüldüğünü vurgulayarak "Bunca aydının, topluma mal olmuş bunca kişinin, devleti kuşatan, içine sızan, ele geçirmeye çalışan çetelerce öldürüldüğü artık bellidir" demiş...

Elbette fazla bir anlam taşımıyor; ama bir çoklarının ancak şimdilerde farkettikleri bu gerçeği biz, Cumhurbaşkanı Cossiga'yı demir parmaklıklar arkasına götürecek 'Gladio Skandalı'nın İtalya'da patladığını duyduğumuz 1990 yılı başında yakalamış ve 'çeteler' konusunu işleyen ilk yazımızı o sırada yazmışız. Konuya böyle yaklaşıldığında, Abdi İpekçi'nin neden öldürüldüğünün de öğrenilebileceğini belirtmişiz o yazımızda... Kulak veren olsaymış, 1990 başından beri siyasi cinayetlere kurban verdiğimiz Prof. Muammer Aksoy'dan Uğur Mumcu'ya bir dizi aydınla ilgili daha müteyakkız olunabilecekmiş...

Abdi İpekçi'yi televizyonların hâlâ ilgiyle izlenen dizisi Komiser Columbo türü bir cinayette kaybetmiştik. Columbo'da öyledir, daha filmin başından cinayeti kimin işlediği bilinir; polise düşen motifi keşfedip kâtili yakalamaktır. Abdi İpekçi'yi öldüren Mehmet Ali Ağca şu anda İtalya'daki Rebibbia Cezaevi'nde yatıyor; ama cinayeti kimlerle işlediği ve neden işlediği hâlâ meçhul...

Papa'yı ve İpekçi'yi vurduğu sırada Ağca'nın yanında olduğuna inanılan Oral Çelik, Meclis Susurluk Komisyonu önünde verdiği ifadede ilginç şeyler söylemişti. Şu sözler onun: "Biz devletin adamı olarak kullanıldık. Devlet bize sadece 10 bin dolar verdi. Bazı taahhütleri vardı onları yerine getirmedi, borcunu ödemedi. Onun için devlete kırgınım..."

Oral Çelik'in bir şeyler söylemeye çalıştığı belli; ama ne söylemeye çalışıyordu acaba? 'Durum' programına çıkardığı İtalyan savcı, Güneri Cıvaoğlu'na, Papa Suikastı'na karışanların, kendi aralarında konuşurlarken ve mahkemedeki ifadelerinde, "Türkiye'deki önemli bir güç adına hareket ettikleri" iddiasında bulunduklarını anlatmıştı. Güneri Bey, "Nedir acaba o güç?" diye sormadan edememişti...

'O güç' konusunda bir ipucu, vaktiyle devletin istihbarat örgütünde önemli görevler üstlenmiş birinin sözlerinde yatıyordu aslında. Bir derginin "O günlerde MİT İstanbul takip şubesi müdürü olan M.G." rümuzuyla andığı bir kişi, kendisiyle konuşan muhabire, Abdi İpekçi cinayeti konusunda 'aynen' şunları söylemişti: "Çalışmalarım sonucunda olayı aydınlattım. Hem de her şeyi... Ama öyle bir manzarayla karşılaştım ki, bir değil, 50 Abdi İpekçi'nin öleceğini bilsem, yine de söylemem, üstüne gitmem..."

Aynı görevli daha sonra açık adıyla Metin Günyol olarak Susurluk Komisyonu önüne de çıktı. İfadesinde söyledikleri Meclis'in raporunda şöyle özetlenmekte: "Abdi İpekçi öldürüldüğünde ve Ağca hapisten kaçırıldığında teşkilâtın kendisini görevlendirdiğini ve Ağca ile ilk röportajı da kendisinin yaptığını, fâili meçhul olayı çözmek için çok çaba sarf ettiklerini, Uğur Mumcu yazılarında Mayorka'ya gidişinin Ağca tahkikatıyla ilgili olduğunu iddia etse de kendisinin servisten ayrılıp Mayorka'da Otoban diye bir şirketin genel müdürlüğünü yaptığını, bu tür konuları gündeme taşıyan medyanın kendisiyle görüşme yapmamalarına rağmen aleyhinde çok şeyler söylendiğini..."

Abdi İpekçi cinayetiyle ilgili bir önemli tanıklık da Çetin Altan'dan gelmişti. Şöyle anlatıyordu ünlü yazar: "Abdi vurulduktan bir süre sonra gazeteye uğradım. O sırada gazeteye yazılar da yazan emekli amiral Seza Orkunt'la rastlaştık. 'Paşam bizim Abdi'yi niye vurdular' dedim. O da bana 'Abdi askerlerin geniş arazilerde bazı sivillere kontrgerilla eğitimi verdiğini öğrenmiş. Sonra da Ankara'ya gidip CIA şefiyle bunu konuşmuş. Ardından da vuruldu... Halbuki Genelkurmay'ın haberi olmadan böyle talimlerin yaptırılmayacağını bilmesi lâzımdı' dedi. Abdi'nin davranışına şaşırmış gözüküyordu. Abdi'nin böyle bir tarafı da vardı, rahmetli bir şey öğrendiğinde önce yazmak yerine, düzeltilsin diye gidip ilgililerle konuşurdu..."

En doğru tavır olayları 'fikri takip' ilkesine vurarak izleyen Nail Güreli'nin şu sözlerinde yatıyor: "İpekçi'yi öldürtenler iyice belli olmuştur. Yalnız onu öldürtenler değil, Uğur Mumcu'yu, Çetin Emeç'i, Muammer Aksoy'u, Cavit Tütengil'i, Turan Dursun'u ve daha nicelerini öldürtenler bellidir. Solda ve sağda bunca gazetecinin, bunca aydının, topluma mal olmuş bunca kişinin, devleti kuşatan, devletin içine sızan, devleti ele geçirmeye çalışan çeteler tarafından öldürüldüğü artık bellidir."

Bu noktaya gelinebilmesini önemli bir kazanım olarak görüyorum ben.

3 Şubat 1998, Salı
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.
EN ÇOK OKUNANLAR