09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yazarlar

 HÜSEYİN GÜLERCE

h.gulerce@zaman.com.tr

Sıra, kozmik sermayenin açığa çıkarılmasında...

Aksiyon dergisinin bu haftaki sayısında, eski TMSF Başkanı Ahmet Ertürk'ün çok önemli bir tespiti var. Özetle şunları diyor:

"Demokratik sistemin en önemli özelliği şeffaflık ve hesap verilebilirliği öngörmesidir. Kapalı bir yapıda her türlü senaryoyu uygulayabilirsiniz. 28 Şubat sürecinde, sadece sisteme-siyasete değil, ekonomiye de darbe yapıldı. 28 Şubat aynı zamanda finansal darbedir. Batık bankaları incelerken, bazen açıklanamayan bir kayıpla karşılaşıyoruz. Gizli, göremediğiniz kaçaklar var. Biz gizli harcamaları tespit ediyoruz, ama paraların nerede kullanıldığını kayıtlardan bulmak mümkün olmuyor. Analiz ettiğimizde ise, belli politik amaçları uygulamak, belli grupları finanse etmek, toplumu yeniden dizayn etme noktasında provokatif ve karanlık eylemleri finanse etmek için kullanıldığını düşünüyorum." (Detaylar için Aksiyon'u okumanızı tavsiye ederim.)

Cuntacıların, bütün darbelerde ihmal etmedikleri konu, akçeli işler konusudur. Başta Ergenekon davası olmak üzere, bu konunun üzerinde henüz layıkıyla durulmadı/durulamadı.

Maalesef, iş dünyasının bir kısmının, darbeler konusunda şaibeli geçmişi var. Esasen sistem, askerî vesayet rejimi olduğu için, bir bölüm işadamı bu sisteme damardan bağlı. Yani Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren bir al gülüm-ver gülüm ilişkisi zaten var. Büyük sermaye, kurulu düzenin bir parçası olduğu için hep statükonun yanındadır.

Çok partili dönemde, bir de her iktidarın, kendi zenginini imal etme gerçeği var.

Darbe-büyük sermaye ilişkisine dönecek olursak, üç farklı tavır söz konusu.

Birincisi, işi sağlama alma yaklaşımı. Yani ülkede ne olursa olsun, kim iktidara gelirse gelsin, isterse darbe olsun, "biz işimize bakarız" uyanıklığı. Toplum gerilmiş, kutuplaşmış, demokrasi rafa kalkmış, işkence, zulüm insanları inletiyor, karanlık cinayetler, faili meçhuller... Ne olursa olsun; "ille de kâr, ille de bizim menfaatimiz" anlayışı; ne demokratiktir, ne ahlâkidir, ne de insanîdir...

İş dünyasındaki ikinciler, darbecilerle açıktan iş tutanlardır. Darbecilerin, "geliyoruz" vaadini önemseyen bu çevreler, örtülü ödenekten daha büyük fonlarla, darbecilere imkân sağlıyor ve darbe dönemlerinde bu vatanseverliklerinin karşılığını fazlasıyla alıyorlar.

Üçüncü tavır da, "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" tavrıdır. Bunlar, "arada" durduklarını, kimsenin tarafı olmadıklarını, hatta demokrasiyi de desteklediklerini, fakat yapacak fazla bir şey olmadığını savunanlardır.

Yalnız, üçünün de bugün ortak bir paydası var: AK Parti'yi kabullenemiyorlar... AK Parti'nin alaşağı edilmesi, onların ortak tutkusu ve hedefi. Diyorlar ki; tamam darbe, asker müdahalesi kötü bir şey, ama AK Parti'nin iktidarda kalmasına tahammül edemiyoruz... Onun için, cuntacıların sürekli darbe hazırlığı yapıyor olmaları, onları şaşırtmadığı gibi, bunda yadırganacak bir taraf da göremiyorlar. (Yadırgadıkları, Taraf gazetesidir...)

Gelgelelim, Türkiye'nin ve dünyanın gerçekleri artık, Türkiye'nin sanayileşmesine, kalkınmasına öncülük etmiş büyük sermayenin yeniden düşünmesini zaruri kılıyor. TÜSİAD'ın yeni başkanı Sayın Ümit Boyner'in, "Gazeteci Abdi İpekçi Cinayeti Üzerine" yazdıklarını, bu açıdan önemsemek gerekiyor. Sayın Boyner, karanlık cinayetlerin arkasındaki muhtemel yapılanmaların hepimizi, demokrasi ve hukuk devleti adına kaygılandırdığını söylüyor. "Cinayetlerin arkasındaki perdenin ortadan kalkması, demokratik zeminin güçlenmesi açısından bir zorunluluktur ve borcumuzdur. TÜSİAD olarak, daha yüksek standartta bir demokrasi ve etkili bir hukuk devleti oluşturulması çerçevesinde, bu ve benzeri cinayetlerin çözülmesine yönelik çabaların destekçisi ve takipçisi olmaya devam edeceğiz." diyor.

Dileriz bu çıkış, yeni bir dönemin habercisidir ve TÜSİAD'ın kaygılarını, Sayın Baykal da duyuyordur...

05 Şubat 2010, Cuma

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

HÜSEYİN SÜMER

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

J. BENJAMIN TOSHACK

KADİR DİKBAŞ

KARL HEINZ FELDKAMP

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MEHMET YILMAZ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1