Yanlış anlaşılmasın, konunun benim için muamma olması, efradını cami bilgiye sahip olmamam, Fener Rum Patrikhanesi camiasının meseleyi anlatamamasından değil; belki benim tembelliğimden kaynaklanıyordu. Bununla beraber Patrikhane'nin basınla ilişkilerden sorumlu müstakil bir kişi tayin etmesi ihtimal kamuoyunu bilgilendirme ekseninde onların da gördüğü bir eksikliği giderme gayesine matuf olabilir.
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı bünyesinin alt platformlarından biri olan KADIP Kültürlerarası Diyalog Platformu'nun düzenlediği Ruhban Okulu gezisinde basın sözcüsü Peder Dositheos bize çok net bilgiler verdi. Geziye katılan başka gazeteciler köşelerinde vakayı rapor, haber, izlenim denilebilecek tarzda bu bilgileri sunduğu için tekrar etmeyecek, meseleye farklı bir zaviyeden bakacağım. Yalnız takip edebildiğim kadarıyla dile getirilmeyen önemli bir husus var. O da şu: Heybeliada Ruhban Okulu 3 yıllık lise ve hazırlığı ile birlikte 3 yıl ruhban eğitiminin verildiği yüksekokul olmak üzere toplam 7 yıllık eğitim yapan bir okul. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı 3 yıllık lise kısmı hâlâ eğitim ve öğretime açık ama kapalı. Kapalı olmasının sebebi, talebe bulunamaması. Sebebi ise yüksek eğitim kısmının kapalı olması. Ruhban okulunun yüksek eğitim verdiği bölümünün kapalı olmasının nedeni mevcut 1982 Anayasası'nda yerini alan yükseköğrenim seviyesinde özel dini eğitime izin verilmemesiymiş.
Son bir not: Patrikhane iyi niyet göstergesi olarak gördükleri geçici çözümlere kapalı. Bu istikamette alınacak kararların muhalefet tarafından Anayasa Mahkemesi'ne götürüleceği ve tekrar başa dönüleceği kanaatindeler. Bu kanaatleri ispat eden girişimler mazide mevcut. Onun için geri dönüşü olmayacak kökten bir çözüm için bir-iki sene daha beklemeye razılar. Eğer bir-iki yıl içinde çözüm olmazsa, Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı haklarını dış hukukta arayacaklar.
Farklı bir zaviye dediğim hususa gelince; din veya inanç özgürlüğü sadece kalbe ait bir eylem olan istediğine inanma demek değildir. Ne devletin ne de başka bir gücün zaten bu alana müdahale etme hakkı vardır. Hak bir yana imkânı da yoktur. İsteyen istediğine inanır. İnanan inancını izhar etmediği müddetçe de hiç kimse onun neye inandığını bilmez. Bu manada inanç Allah ile insan arasında bir sırdır.
Din özgürlüğünün dört temel unsuru vardır. Bunların bütünüyle varlığı, din özgürlüğünün de varlığını, yokluğu, yokluğunu, unsurlardan bir veya iki tanesinin yokluğu ise din özgürlüğünün parçalı olarak varlığını gösterir. Nedir bu unsurlar?
Bir; hiçbir baskıya maruz kalmaksızın, insanın kendi hür vicdanı, özgür iradesi ile bir dine inanmasıdır. Bizim yukarıda sadece kalbe ait eylem dediğimiz husus işte bu. İki; inanılan dinin emir ve yasak bağlamında müntesiplerine sunduğu değerleri yine hiçbir baskı ve zulme maruz kalmaksızın, alabildiğine serbest bir ortamda yaşayabilmesi. Mabet hürriyetinden örf ve adetlerini yaşamaya uzanan birçok şeyi içine alır bu. Üç; insanların dinlerini yaygın veya örgün eğitim yolları ile başta kendi nesilleri olmak üzere üçüncü şahıslara öğretebilmesi ve anlatabilmesi. Dördüncüsü ise; ister otoritenin yaptığı/yapacağı haksızlıklara karşı, ister yaşadıkları topluma faydalı olabilme amacına matuf inançları ekseninde örgütlenme, teşkilatlanma hakkı.
Bu zaviyeden ister Heybeliada Ruhban Okulu, ister Kur'an kursu ve hafızlık, isterse başörtüsü sorununa bakın ve din özgürlüğünün hangi ölçüde ülkemizde var olduğuna siz karar verin. Yeri gelmişken; son günlerde TİMAŞ Yayınları arasında çıkan Ahmet Akgündüz'ün Osmanlı Devletinde Gayrimüslimlerin Yönetimi ile Ufuk Gülsoy'un Osmanlı'nın Gayrimüslim Askerleri kitaplarını bu bakış açısıyla okumanızı hararetle tavsiye ederim.
Farkındayım; bir haftalığına fıkha ara verdim. Yurtdışı seyahatim nedeniyle iki hafta sizden müsaade istiyorum.