09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yazarlar

 A. TURAN ALKAN

t.alkan@zaman.com.tr

Haydi Yunanistan'a savaş açalım!

Bir Rum delikanlı oturup kendi kafasınca bir klip yapıp Youtube adlı internet sitesine koymuş. Klip çirkin, esprisiz, tahrik edici, kabul ama neticede Yunan halkının ve hükümetinin görüşünü aksettirmiyor.

İsteyen herkes kendi görüntülerini, fikirlerini, tercihlerini bu veya benzeri sitelerde yayınlayıp duruyor zaten; sadece bir "tık" uzağınızda. O zaman mesele şurada; yerkürenin dört bir yanına dağılmış internet kullanıcılarının ağzına torba geçirip bütün vaktimizi ve emeğimizi protesto veya karşı eylemlerle mi geçireceğiz, yoksa "kem söz sahibine aittir" deyip geçecek miyiz?

Ciddiye alınması, cevap verilmesi gereken şeyler vardır, fakat şu Rum delikanlının yaptığı çocukluğu ciddiye almamız gerekmiyor bana göre. Nitekim Türkiye, bu klibin varlığını, birkaç gazetemizin yaptığı yayından öğrendi. Önceki günün tarihini taşıyan bu gazetelerden birinde gördüm haberi; merak edip buldum. Sonra bu klibe cevap diye bizim delikanlıların yaptığı anti-klipleri ve bu kliplerin altına yazılan yorumlardan da haberdar oldum. Küfürün, hem de en galiz, çirkin küfürün, hakaretin bini bir paraya gidiyor ve bu "yerli" tepkilerin en hafifi, bilcümle Yunanlıların homoseksüel olduklarından başlamakta. Bir cahilin kuyuya attığı küçücük bir taşı, bizim cahiller ciddiye alıp daha ağır ve galiz hakaretlerle çoğaltıyorlar.

Tüylerim ürperdi desem yeridir.

"Âlâmını kalbinde tutup kimseye açma / Zira elemin zikri de başka elemdir" beytinin inceliğinden kimsenin haberi yok. Bazı ayıplar vardır ki onları ıslah etmenin yolu, üzerine mercek tutup büyüterek herkese duyurmak değil, çoğu kere görmezden gelmek, daha doğrusu henüz ferdiyet safhasında iken tecrid etmektir. Mesela evlatlarının hatâlarına ebeveynler böyle yaklaşırlar, elâleme duyurmazlar, onlara bir "sürçme" aralığı, biraz saçmalama hakkı tanırlar.

Hakarete tepki gösterilir, bazı hallerde hakareti görmezden gelmek izzeti örseler ama bu durum öyle hallerden değil. Mesela bizim cahillerden biri de, sırf Rumları kızdırmak, öfkeden çıldırtmak için aynı siteye, vaktiyle Yeşil Hat üzerindeki bayrak direğine tırmanan Rum delikanlısının vurulmasını gösteren videoyu koymuş. Doğru mudur, tasvib edilebilir mi? Gazetecilik ve habercilik ilkeleri deyince hindi gibi kabaran bu gazeteler (siz bilirsiniz kimler olduğunu), sırf üç-beş bin fazla tiraj alacağız diye bu gibi çocukça hezeyanları büyütüp manşetlere taşımanın otokritiğini yapmaya niçin yanaşmazlar?

(Haber kaynağını fâş etmemenizi saygıyla karşılarız; peki, eften-püften meseleleri gündeme getirip milleti haberdar ederek çoluk çocuğu kışkırtmak doğru haberciliğin neresinde yazıyor; şunu da bir analiz etsenize üstad?)

"İyi de hırsızın hiç mi suçu yok?" diye pofurdanmayacaksınız; onlar çocuk (belki de Türk-Yunan ilişkilerini kıldan-tüyden meselelerle krize sokmakla görevli istihbarat ajanları!); böyle tahrikleri etkisiz hâle getirmenin çaresi, sistematik ve ciddi bir veche taşımadıkça kem sözü sahibi ile baş başa bırakmak. İşte bu yüzden o cahil Rum delikanlısı kadar, bizim cahil delikanlılar da kınanmayı hak ediyor diyeceğim ama asıl kınanması gereken bunlar değil: Bilmemneden tayyare gerekçelerle uluslararası kriz yaratıp sonra "Arslan Cinotri" edâlarıyla Türkiye, Türklük avukatlığına soyunan medya tellâlları.

Adam dünyanın bilmem hangi köşesinde eline bir klavye geçirip, dandik bir isim ve adres kullanarak rûhunda ne kadar zehir varsa eleştiri diye boca ediyor; yapacağınız bir şey yok. Silip geçiyorsunuz; internet işte böyle bir hürlük sunuyor herkese. Şuuraltı ifrâzatı. İnsanlık tarihinde yeni bir merhale; aydınlanmanın yeni ufku vesaire...

...

Yunanistan'a savaş açacaksak lâfı dolandırıp durmayınız arkadaşlar; vaktinde söyleyiniz ki eve bulgur, makarna, mum vs. depolayalım!

07 Mart 2007, Çarşamba

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

HÜSEYİN SÜMER

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

J. BENJAMIN TOSHACK

KADİR DİKBAŞ

KARL HEINZ FELDKAMP

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MEHMET YILMAZ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1