09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yazarlar

 M. NEDİM HAZAR

n.hazar@zaman.com.tr

Nedir gerçek?

Bir süre önce aldığım bir mail beni hem şaşırtmış hem de ciddi anlamda sarsmıştı. Genç okurlarımdan biri, suçlayıcı bir dille, gerçekleri yaz-a-madığımı ileri sürerek, popüler kanallardaki magazin programlarını, şovları eleştirmenin dünyanın en kolay şeyi olduğunu dile getirerek, 'sıkıyorsa Sır Kapısı programı hakkında eleştiri içeren yazı yazıp yazamayacağımı' soruyordu. Ona göre gerçekler daha farklı tepelerdeydi ve bunu yazacak cesaretten yoksunduk "biz"!

Üzüntü bir tarafa, insanın başını ellerinin arasına alıp sorası geliyor elbette: Peki nedir gerçek?

Hayatta önemli olduğunu düşündüğümüz ya da ölümüne abartıp, gece ve gündüzlerimizi harcadığımız şeyler gerçeğin ta kendisi midir?

Goethe'ye atfedilen bir cümle vardır. Şöyle der: 'Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için dünyadakiler birbirlerini yiyorlar!'

Sır Kapısı yahut Dünyası dizisi eleştiril-e-meyecek bir yapım mıdır? Elbette ki hayır... Başta tekniğinden, bütçesinden senaryosuna kadar bir dolu şeyi eleştirebilirsiniz. Hatta dizinin zaman zaman zararlı olabilecek kadar yanlışlıklar yaptığını ileri sürebilirsiniz. Bütün bunlar tartışılır, cevabı olanlar vardır, imkânsızlıklar nedeniyle mazeret bildirilenler ve elbette ki, yanlışları olabilir...

Ama ne olursa olsun, dizisinin özgün bir konsept olduğunu kabul etmeniz gerekecektir. Diğer kanalların taklidini yapmak için çok çırpındıklarını ve işin künhüne varamadıkları için tutturamadıklarını söylemek yanlış değildir...

Neden bu kadar uzun bir girizgah yaptım?

Aslında yaşadığımız her gün onlarca, yüzlerce benzeri vakıa yaşanmaktadır. Ki bizim kültürümüzde 'hikmet' denilen, Batılıların terminolojisinde olmayan bir kavram vardır.

Geçen hafta bir genç ile tanıştım. Henüz 30 yaşında... İsmi Bülent Karacan... Bülent'in özelliği hayatının yarısını, 15 yılını hırsızlıkla geçirmiş olması. Kiracıları olan bir dükkan ile başlayan hırsızlık serüveni başka şehirlere, daha farklı mecralara kayıyor. Bazen sokaklarda banklarda yatıp kalkıyor, başı belaya giriyor, oluşan sabıkasından dolayı toplum dışladıkça o yasadışı yaşamına devam ediyor...

Ve bir gece uykunun en derin yerinde ululardan bir ulu rüyasına giriyor. Hiç tanımadığı bir ihtiyar adam! 'Bediüzzaman' olduğunu bizzat rüyadaki yaşlı adamın kendi ağzından öğreniyor Bülent. Böyle birini tanımıyor elbette. Sabah ilk işi bir kitapçıya gidip bu isimde birinin olup olmadığını soruyor. Kitapçı Risaleleri gösterip, Bediüzzaman Hazretleri hakkında malumat veriyor biraz. Ve değişimi başlıyor Bülent'in.

Okudukça perde kalkıyor zihin gözünden, öğrendikçe açılıyor idraki. Ve bunun bir 'ödül' olduğunu kısa sürede kavrıyor. Okudukça değişiyor, değiştikçe daha net algılıyor gerçeği... Bizim Sır Kapısı'nda gördüğümüz tüm o kurguları bir anda gerçekleyen, hatta daha ileri, gerçek ötesine sıçrayan bir yaşanmışlık öyküsü çıkıyor karşımıza.

Bülent, aldığı bir karar ile hırsızlığı bırakıyor... Bununla da yetinmiyor, 15 yıl içinde hırsızlık yaptığı bütün yerleri tekrar ziyaret edip, çaldığı paraları yahut malların karşılığı olan parayı geri ödemeye başlıyor. Eşyaları çalınan insanlar şaşkınlıkla karşılıyorlar bu durumu. Düşünsenize bir gün birisi karşınıza dikiliyor ve 'Selamlar, ben sizin hırsızınızım. Yaklaşık 10 yıl önce evinizden çaldığım saatin karşılığı olan bu parayı alıp hakkınızı helal etmenizi istirham ediyorum' diyor.

Size bir şey söyleyeyim mi? İşte gerçeğin ta kendisi budur! Cumhurbaşkanlığı tartışmaları, medyanın sefalet ve rezilliğinden çok daha önemli buluyorum ben bunu. Üç günlük kıytırık dünya için giriştiğimiz amansız kavgayı çok aşan bir gerçek hem de!

Ve Sır Kapısı öykülerine dudak bükerek bakıp, küçümseyenler için okkalı bir şamar gibi duruyor Bülent Karacan... Hayatın hikmetine, gerçekliğin iç ürperten boyutuna dair güncel bir delil olarak...

Şimdi yalanlar...

07 Nisan 2007, Cumartesi

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

HÜSEYİN SÜMER

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

J. BENJAMIN TOSHACK

KADİR DİKBAŞ

KARL HEINZ FELDKAMP

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MEHMET YILMAZ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2