Herkese ayda 500 milyon maaş demek, yılda 5 bin dolar demek! Hepimiz oturacağız, toplam milli gelir evlerimize getirilecek! Bizim çalışmaya para açısından ihtiyacımız kalmayacak; ama işleri kim yapacak? Şoför, bakkal, inşaatçı, tamirci, nereden bulacağız?
Böyle şeyleri milletimiz ciddiye almaz, yok sayar.
Asgari ücret 2 milyara çıkacak! Herkes güler geçer.
Köy kentler, tarım kentler, tüketim kooperatifleri, tanzim satışları, bedava eğitim ve sağlık hizmetleri, köy enstitülerine benzeyen üretici pratik eğitim, kilit sektörlerin sosyalleştirilmesi, devletleştirilmesi, her işçinin genel grev hakkı olan sendikalaşmaya bağlanması, falan filan... Bunlar mı sol çözüm önerileri ve formülleri?..
Var mı şimdi böyle bir sol normal dünyada?
... 1961'den 1980'e kadar, bizde solun ekseni, "devrimci ve darbeci eylemcilik" aktüalitesine oturmuştu. Gezmiş'ler, Yön'cüler, Aydemir'ciler, 9 Martçı'lar... Özlemle anılan, "neydik biz be!" nostaljisiyle rüyası görülen ve hatıraları kutsanan solculuklar bunlar mı?
Bunlar olurken 1965'te millet merkez-sağ'a % 50'nin üzerinde oy veriyordu. Çünkü sol'un fantezilerini, ütopyalarını, darbeciliğe kodlanan eylemciliğini ciddiye almıyor ve reddediyordu milletimiz.
Millete, topluma, halka rağmen solculuk olur muydu?
Sivil ve sivil olmayan çok yönlü öyle bir entel basınç oluştu ki, "denemeden olmayacak!" Çaresizliği ile millet Ecevit'e % 41 oy verdi. Verdi; ama bir yıl içinde pişman oldu. Ortalık yangın yerine dönmüştü ve millet canından bezmişti o bir yıl içinde. 1979'da genel seçim yapılsaydı millet CHP'yi silip süpürecekti. Turan Güneş "aman seçime gitmeyelim, gidersek yok oluruz!" diyordu. 12 Eylül'e gitme pahasına CHP seçime gitmeme inadından vazgeçmedi.
Nesi var sol'un geçmişte? Hangi başarısı, hangi düşünce ve proje üretimi, hangi demokrasi yaklaşımı?
Sol'un adı vardı sadece, ve o etiket altında millete millî iradeye milleti millet yapan değerlere, akla, demokrasiye bilimsel doğrulara muhalefeti ve yabancılığı vardı.
Bir yandan da adil düzen grafikleri, sömürüyü şıp diye kaldırıp fakir fukarayı sihirli değnekle ihyâ etme masalları...
1973'te bir araya geldiler ve buna "tarihî uzlaşma" adını verdiler. İçinde hiçbir akıl değeri olmayan, bomboş, kupkuru şeyler. Bugün AK Parti, DP-AP-ANAP nerede idiyse orada duruyor. Bireysel hikâyeler önemli değil, şimdiki duruşları önemli.
Toplumsal merkez ile ideolojik merkez ayrı kavramlardır. Toplumsal merkez, milleti millet yapan değerlerin ağırlık merkezidir. İdeolojik eğilimi ne olursa olsun, toplumsal merkezle ilgisi bağı olmayan bir parti, kitle partisi olamaz.
Batı'nın nötrü olan ve Batı'da küçücük liberal partilerle temsil edilen yelpaze merkezinin sağında millî-manevî değerler ve (nötr, saf-pür değil) toplumsal merkezle bağlantılı, yani millî-manevî değerleri reddetmeyen içselleştirilmiş liberal değerler vardır, sol'unda da sosyal adalet ve sosyalizm çeşitlenmesi... Egzantirik ve ideolojik marjinallikler, hiçbir merkezle ilgisi olmayan ve kendini her şeyin merkezi sayan uçukluklardan ibarettir.
... Şimdi ne istiyorsunuz?
Bir "sol" var olsun! Elinizi tutan mı var? CHP şart değil ki, Karayalçın'ın partisi var, istenirse yenileri de var olur. CHP Baykal'a kalsın, siz var edin sol'u! Murat Karayalçın, Ercan Karakaş, Fikri Sağlar, Zülfü Livaneli, Ufuk Uras, daha nice öğreti ve kurgu ustaları! Yemeden içmeden 24 saat konuşurlar; birbirlerinden bıkarlar, kendi egolarından bıkmazlar.
Baykal'a göre merkez-sağ çökmüş. Peki kazanan kim? % 47'yi alan kim? Merkez-sağ, Demirel'in, Çiller'in, Yılmaz'ın tapulu malı mı? İkinci AK Parti iktidarı merkez sağ'ın ta kendisidir.
|