09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yazarlar

 AHMET SELİM

a.selim@zaman.com.tr

Özel bir farklılık özlemi

Durup dururken sun'i krizler üretir de enerjimizi ve vaktimizi o yolda harcar isek, gerçek krizlere maruz kalma ve hazırlıksız yakalanma riski artar. Mesela "367 krizi" bomboş bir krizdir. Vehimlerin doğurduğu, hiçbir özü olmayan çok pahalı bir krizdir. Tahribatının yıllarca devam edeceği rahatlıkla söylenebilir.

Birdenbire de susuzluk krizinin korkulu heyecanları içine düşüverdik. Ankara bütün umudunu Kızılırmak suyuna bağlamış, o suyun da kullanılamaz olduğu söyleniyor... İstanbul'un umudu ise Melen suyudur; ne var ki o suyun da pek bereketli olmayacağı belirtiliyor. Ayrıca suyun Trakya yakasına nakli çalışmaları da henüz muallâkta...

Peki, bugüne kadar niçin bu şehirlerimizde kısıntı uygulanmadı? İlle de barajların dibinin ortaya çıkması mı gerekiyordu? Kısıntı aylar önce başlatılsaydı bugün daha rahat düşünmemiz mümkün olurdu. "Şikâyet olmasın, varken akıtalım da sesleri çıkmasın. Sonra bakarız" mantığı doğru mudur? Zaten İstanbul'un tepesinde bir deprem tehdidi var. AK Parti'nin, özellikle de Erdoğan'ın İstanbul'u yenileme misyonunu idrak edebileceği umudunu milletimiz canlı tutmaya çalışıyor. Şimdi bir de susuzluk tehdidi karşısındayız.

... Kış boyunca bir gün bile doğru dürüst kar yağmadı İstanbul'a. Ben böyle bir kış hatırlamıyorum. Günlerce kar yağar, saçaklardan buzlar sarkardı... Yağmur yağışı, yarım saatlik sağanakların gelip geçmesine dönüştü yıllar boyu. Günlerce süren sakin yağışları, ruhumla da gözlerimle de özledim... İstanbul'a farklı bakış, hem bilimsel (sosyolojik-tarihi-jeolojik...) hem de edebi-estetik bir yoksulluk içinde. Kendi haline terk edildi, salkım saçak sürüklenip gidiyor. "Orayı del, burayı deş, şurayı aç"la İstanbul'un kapasitesi artırılmaz, tabii ve temel direnci tahrip edilmiş olur. İstanbul öyle bir şehir değil. Metrolarla, tünellerle, köprülerle, sahil ve hava bantlarıyla falan İstanbul'un istiab haddini istediğiniz gibi büyütemezsiniz... Bir gün bir de bakarsınız ki; elinizdeki hastalıklı büyüklüğün hiçbir tarafını yenileyemez hale gelmişsiniz... Gidiş oraya doğrudur. Lakin siyasetin bu gibi düşüncelere ayrılacak enerjisi pek kalmadı.

Reel'den uzaklaşıyoruz. Gerçeklik duygumuzda ve şuurumuzda bir sislenme var. Seçimler yapıldı, sevindirici sonuçlar ortaya çıktı; ama kimsede bir rahatlama ve nispeten ferahlama psikolojisi henüz görülmüyor. "Acaba ne olacak?" tedirginliği aynen eskisi gibi devam ediyor. Milletin ruhunda bir "ters sinirlenme" tepkisinin şekillendiğini hissedebilen yok. AK Parti'nin % 47 oy alması "bırakınız iş yapmaya devam etsinler" mesajının ifadesidir. Tastamam budur. "Şu isim cumhurbaşkanı olsun" ısrarının ifadesiymiş gibi görmek, milleti tanımamaktır. Şimdi geniş bir anket yapılsa, "AK Parti'den seçilmesi makul olur. Benim isim ısrarım yoktur." şıkkı o ankete konulsa, % 90 teyid cevabı alınır. "İş yapsınlar. Umutlarımızı gerçekleştirme yolunda, hatalarından da ders alarak ve kendilerini yenileyerek devam etsinler" yönündedir milletin temayülü, hissiyatı.

... Öte yandan, Türkçeyi "bildiği yabancı dil" gibi gören ve böyle göstermeyi görev sayan bir "potansiyel kriz" duruşu da tedirginlik doğuruyor. Maddî ve manevî menfaatlerini bilmeyenlerin her kriz sebebini kendi hayallerinin doğum sancısı gibi telakki etmeleri, insanlığın ortak zaafı haline gelen "musibet arama" tavrının bir parçası. Kim ne istiyor, ne bekliyor, ne düşünüyor? Kim biliyor, ne istediğini, ne beklediğini, ne düşündüğünü? Hiçbir sosyal ekonomik mesele, insanın bu iç meselesi kadar önemli değil. Ve etrafımızdaki meseleleri çözemeyişimizin asıl sebebi içimizdeki meseleyi çözemeyişimiz...

Bir okuyucu internette, sol'la ilgili yazımı eleştirmiş. Her şeyi nefsaniyete bağlamışım, halbuki solda Ufuk Uras gibi seçkin bir insan varmış... Ben nefsaniyeti sola tahsis etmedim ki. Eski tabirle aledderecat her kesim nefsaniyet yansımalarını çeşitli dozlarda ve biçimlerde paylaşıyor. Günümüzün aktüel sorumluluğu, küllî karşılıklara müstahak olma durumuyla ilgilidir. Bunu özellikle işaretlemeye çalıştım hep. Sadece aksiyon katkısıyla değil, reaksiyon sapmasıyla da aynîleşip benzeşebilirsiniz. Bu durum Ortadoğu manzaralarında çok kolay gözlenebilir... Krizlerin kısırdöngüsü böyle tamamlanınca çıkış yolu bulunamaz. Her çıkış yoluna açılan kapı; başkasını değil, önce kendi nefsimizi yenen bir düşünce şuuruyla ve şuura yakışan bir kişilik duruşuyla aydınlanır.

Bu hakikati, günümüzün bu evrensel sınavını görüp kavrayabilmek için, özel bir farklılığa ihtiyacımız var. Bazen aktüel ilgileri zayıfmış gibi görünen nostaljik takılmalarımın ardındaki niyet, işte onu ve onunla ilişkili renkleri, çağrışımları, hatıraları işaretlemektir.


05 Ağustos 2007, Pazar

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

HÜSEYİN SÜMER

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

J. BENJAMIN TOSHACK

KADİR DİKBAŞ

KARL HEINZ FELDKAMP

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MEHMET YILMAZ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1